Uzman Dr. Yamilet Silveira Fuentes Yazdı; “Küba-Amerika Birleşik Devletleri İlişkilerinin Tarihi”
BÖLÜM 4
ÇEVİRİ : YAZAR EROL ERKILINÇ
Donald Trump Başkanlığının Küba ile İlişkilere Etkisi
Donald Trump’ın ilk başkanlık döneminde Küba’ya yönelik ekonomik ablukayı sertleştiren 246 önlem uygulandı. Seyahatler, para transferleri, kültürel ve bilimsel değişim ile iş birliği kısıtlandı; Küba ile ticaret yapan denizcilik şirketlerine ve diğer işletmelere yönelik yaptırımlar yeniden devreye sokuldu ve Helms-Burton Yasası’nın 3. Bölümü yürürlüğe konuldu. Küba yeniden Terörizme Destek Veren Devletler listesine alındı.
Joe Biden yönetimi sırasında, Küba ile ilişkileri yumuşatma yönündeki vaatlere rağmen gerginlik devam etti ve Trump döneminde alınan önlemler büyük ölçüde sürdürüldü. Buna Küba’ya yönelik ağır ekonomik abluka da eklendi. Biden, görev süresinin son haftasında adayı Terörizme Destek Veren Devletler listesinden çıkardı.
20 Ocak 2025 tarihinde Trump, Florida’daki Küba kökenli Amerikan siyasi çevrelerinin desteğiyle yeniden başkanlık görevine geldi. Bu çevrelerin ABD seçimlerinde önemli bir siyasi ağırlığa ve büyük mali kaynaklara sahip olduğu ifade edilmektedir.
Trump’ın ilk kararlarından biri Küba’yı yeniden Terörizme Destek Veren Devletler listesine almak ve adaya yönelik abluka ile ekonomik izolasyon politikalarını daha da sertleştirmek oldu.
29 Ocak 2026 tarihinde yürürlüğe giren bir başkanlık kararnamesiyle ulusal acil durum ilan edildi. Kararnamede Küba’nın ABD’nin ulusal güvenliği ve dış politikası açısından olağandışı ve olağanüstü bir tehdit oluşturduğu ifade edildi. Bunun yanı sıra enerji alanında da bir abluka uygulanmaya başlandı ve Küba’ya yakıt sevkiyatı kısıtlandı. Bu uygulama, adaya ulaşmaya çalışan petrol tankerlerine yönelik askeri deniz ablukasını da içermektedir.
Bugüne kadar uygulanan önlemler, insan yaşamının sürdürülebilmesi için gerekli olan hemen her alanı etkilemektedir: elektrik şebekesi, günde 22 saate varan elektrik kesintileri, gıda üretimi ve ithalatında ciddi düşüş, su ve tıbbi malzeme teminindeki sorunlar ve gaz tedarikindeki sıkıntılar.
Küba’ya petrol, gıda veya ilaç götüren ülkelere önemli ölçüde gümrük vergisi artırımı uygulanacağı yönünde tehditlerde bulunuldu. Ayrıca ABD bankalarında veya bu bankaların şubelerinde işlem yapan denizcilik şirketlerinin ya da diğer ticari işletmelerin tüm paralarına el konulacağı yönünde de tehditler yapıldı.
Küba’nın sağlık misyonları, insan ticareti kapsamında değerlendirildi ve çeşitli hükümetler, bu sağlık ekiplerinin kendi ülkelerinde sağlık hizmeti vermesini sonlandırmaları yönünde baskı altına alındı. Bunun sonucunda bu misyonlar Jamaika, Honduras ve Guatemala gibi bazı ülkelerde sona erdirildi.
Mayıs ayında, 20 yıl önce CIA tarafından desteklenen karşı-devrimci ve terörist bir örgüt olarak tanımlanan Hermanos al Rescate adlı örgüte ait bir uçağın düşürülmesi emrini verdiği gerekçesiyle Raúl Castro hakkında tutuklama emri çıkarıldı. Söz konusu örgütün Küba hava sahasını defalarca ihlal ettiği ve şiddet içeren eylemlerin önlenmesi amacıyla ABD hükümetinin bu ihlaller konusunda defalarca uyarıldığı ifade edilmektedir.
Turizm sektörüne, nikel ve kobalt işletmeciliğine yatırım yapan şirketlere yönelik ağır ekonomik yaptırımlar uygulanacağı yönünde tehditlerde bulunuldu. Bunun sonucunda bazı şirketlerin ülkeden çekilmesi sağlandı ve uluslararası havayollarına yakıt sağlanamaması nedeniyle zaten zarar görmüş olan turizm sektöründe Küba’nın başlıca döviz kaynaklarından biri daha ortadan kaldırılmış oldu.
Trump yönetimi döneminde Küba ile ABD arasındaki ilişkiler kaotik bir hâle gelmiştir. Önceki hükümetlerde görülmemiş ölçüde sert önlemler uygulanmış; amaç, ülke içinde ekonomik boğulmayı sağlamak ve halkı gıda kıtlığı, ilaç eksikliği, su tedarikindeki sorunlar, yemek pişirmek için gerekli yakıtın yetersizliği ve günde 20 saatten fazla süren elektrik kesintileri yoluyla teslim olmaya zorlamak olarak ortaya konmuştur.
Ulusal Elektrik Sistemi’nde sık sık yaşanan bağlantı kesintileri de bu tabloya eklenmektedir. Temel amaç, Küba’ya yönelik askeri müdahaleyi haklı gösterecek bir toplumsal patlamanın ortaya çıkmasını sağlamaktır.
2026 yılında Küba’nın işgal edileceğine yönelik çok sayıda tehditte bulunuldu: Karayipler’de askeri birliklerin konuşlandırılmasından Trump’ın sözlü tehditlerine kadar çeşitli gelişmeler yaşandı. Trump şu ifadeleri kullandı:
“Kübalılar serttir, içeri girip her şeyi yok etmek zorunda kalacağız.”
“İran’dan döndüğümüzde Küba’ya uğrayacağız.”
“İstediğim zaman müdahale edebilirim.”
“Sahile 100 yarda mesafede bir uçak gemisi konuşlandıracağız, böylece korkudan ölecekler.”
“Küba derhâl düşecek.”
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, işgali çeşitli suçlamalarla gerekçelendirmeye çalıştı. Küba topraklarında bir Çin askeri üssü bulunduğunu ileri sürdü; Küba’da ABD’ye saldırmak amacıyla 300 İran yapımı insansız hava aracı bulunduğunu iddia etti. Küba’nın Rusya ve Çin ile yaptığı ticari ilişkilerin ABD’nin Batı Yarımküre’deki hâkimiyetini tehdit ettiğini savundu. Ayrıca Küba’nın Hamas ve Hizbullah ile ilişkileri bulunduğu gerekçesiyle bir tehlike oluşturduğunu ve Havana’dan ABD’deki sol örgütleri etkileyen geniş bir casusluk ağı yönettiğini ileri sürdü.
ABD Dışişleri Bakanlığı, Küba’nın ABD açısından potansiyel bir tehlike oluşturduğunu açıklayan 100 sayfadan fazla bir rapor yayımladı; çeşitli kaynaklara göre bu rapor yapay zekâ kullanılarak hazırlanmıştı.
Birleşmiş Milletler’de ABD’nin Küba’ya yönelik ablukası kınandı ve Küba’ya petrol, gıda ve ilaç ulaştırılması gerektiği belirtildi; ancak bunların hiçbiri ulaşmadı. 2026 yılı boyunca Küba, ablukaya ve ABD’ye meydan okuyarak adaya yalnızca bir Rus gemisinin gelmesiyle 750.000 varil petrol alabildi.
Fransız şirketleri, ABD’den duydukları endişe nedeniyle Küba’daki termik santrallerin onarımı için daha önceden organize edilmiş yedek parçaları götürmeyi reddetti. Küba’ya taşınma ücretleri ödenmiş olmasına rağmen, gıda, insani yardım ve tıbbi malzeme taşıyan 7.000’den fazla konteyner Kolombiya, Jamaika ve diğer limanlarda terk edildi.
Küba Devlet Başkanı ise Küba’nın barış istediğini, Küba’nın ABD için bir tehlike olmadığını, Küba’nın hiçbir ülkeyi işgal etmediğini ve Küba’nın istihbarat mekanizmaları aracılığıyla ABD’nin ve bazı başkanlarının korunmasına yardımcı olduğunu belirtti.
Küba, diğer ülkelerden kendi siyasal ve ekonomik modelini benimsemelerini talep etmemektedir. Eşitlik ve karşılıklı saygı temelinde müzakereler yürütülebilir ve Küba’nın kendi geleceği hakkında karar verme konusundaki egemenliği dokunulmazdır.
CIA Direktörü, Havana’ya görüşmeler için geldi ve burada Küba Devrimci Silahlı Kuvvetleri’nin komutanlarıyla bir araya geldi. Bu görüşmeler, Küba’nın ABD açısından bir tehdit olmadığını açıkça ortaya koydu. ABD bunu kendi uyduları, istihbarat faaliyetleri ve Küba hava sahasına yakın gerçekleştirdiği keşif uçuşları aracılığıyla zaten biliyor; ancak Küba’nın ifadesine göre ülkeye karşı saldırgan bir tutum sergilemek için gerekçe arıyor.
ABD’deki görsel-işitsel medya kuruluşları ve Küba’da tutulduğu belirtilen paralı askerler, Küba’nın işgali için her şeyin hazır olduğunu tekrar tekrar dile getiriyor. Porto Riko Valisi, medyaya yaptığı açıklamalarda Küba’nın işgaline destek verdiğini ifade etti. Savunma Bakanı Pete Hegseth, Guantánamo Deniz Üssü’nü şortla ziyaret ederek Küba’ya girmenin sıradan bir gezintiden ibaret olduğu izlenimini vermeye çalıştı. Trump, Küba hakkında görüşmek üzere Güney Komutanlığı’nın başkanıyla bir araya geldi.
Florida’daki Küba kökenli Amerikan siyasi çevreleri işgal çağrısı yapıyor ve Trump için güçlü bir seçim desteği oluşturuyor. Trump, İran’daki savaşı kolayca kazanacağını ve ardından Küba’ya geçebileceğini düşündü; ancak bir halkın onuru karşısında yanıldı.
Küba, ABD hükümetinin dayattığı ağır koşullara karşı direnmektedir. Miami’deki karşı-devrimci göçmenler kan istiyor; ancak halkımız Devrim’e desteğini ortaya koymuş, Komutan Raúl Castro’nun dokunulmaz olduğunu ve ablukanın yaşamlarımız üzerinde her gün yarattığı ağır zarara rağmen Devrim’in kazanımlarını korumaya kararlı olduğunu ifade etmiştir.
Küba’da günler zorlu geçmektedir: açlık, karanlık, su kıtlığı, gerileyen ekonomi ve kıtlık ile yerel üretimdeki yetersizlik nedeniyle yükselen fiyatlar yaşanmaktadır. Ancak halk, egemenliğini koruma konusunda kararlı ve dirençlidir; Fidel’in mirasını sürdürmekte ve bir kez daha “Vatan ya da Ölüm” sloganını yükseltmektedir.
Uzman Dr. Yamilet Silveira Fuentes