Abidin Uyar Yazdı; “İnsanı İnsanlıktan kim çıkartıyor ? Dehumanization!… “
İnsanlar ahlakın kaynağını genelde üç şeyle temellendiriyorlar…
Ya Tanrıyla, ya din ile, yada akıl ile .
Ve haklı olarak şöyle bir soru ile karşılaşıyoruz .
Bu kötülükleri yapanın hepsinin bir Tanrı inancı var. Aklı da var, dinide var o zaman bu ahlak bu insanda neden kendini göstermiyor?
Prof. Ahmet Keleş bu temellendirmenin yanlış olduğunu(bende onun gibi düşünüyorum )ahlak varoluşsal(ontolojik)olarak bir tek insanda var diyor.
Biyolojik olarak evrim inkar edilemez ancak ahlaki duygu insanın atalarının evrim sonrası elde ettiği ve tecrübe sonrası kazandığı deneyim değildir diyor .Bu a apriori bir yetidir. (Prof. Ahmet Keleş AHLAKI ONTOLOJİK OLARAK TEMELLENDİRMEK)
Altın kural ;”İnsanın kendisine yapılmasını istemediği bir şeyi başkasına yapmaması ahlaki bir ilkedir ve öğrenilerek oluşmuş duygu değildir.
Bu metafizik ilkedir.
Doğuştan bu ahlaki yeti bizde var .
Bu ana ilke …
Bu ilkenin kabulü din, ulus, ırk, farkı gözetmeksizin evrensel bir ilkedir.
Sonradan öğrenilen bir davranış değildir .
Bizdeki en büyük sorunun bu olduğuna inanıyorum .
İyide nasıl oluyor da gelmiş geçmiş en iddialı İslamcı iktidarda
inanılmaz kötülükler oluyor.
Hukukçu ve yazar Figen Çalıkuşu şöyle diyor .
“Genç bir kadın öldürülmüş. Cinayetin üstü göz göre göre kapatılmış. Altı yıl bu cinayete ses çıkarılmamış.
Şimdi birdenbire devlet çoktan beri bildiği bilgileri ortaya sererek şüphelileri yargıya sevk edip tutukluyor.
Ortada tutuklanan dönemin bir valisi var…
Bu vali aynı zamanda o dönemin “kayyum” belediye başkanı da…
Bu vali cinayet işlendiğinde görevi olmadığı halde savcılık soruşturmasının sahibi gibi davranmış. Soruşturma ondan soruluyor.
Bu cesaret, bu güven nereden geliyor valiye?
Nasıl böyle cüretkâr davranabilmiş?
Bürokrasi sınıfının diktatörlüğü özelikle hukuk üretmeyen toplumlarda topluma kan kusturur.(1)
(1)Bürokratik Diktatörlüğün Temel Özellikleri:
· Bağımsız Sınıf Çıkarları: Bürokrasi, üretim araçlarına sahip olmasa da, yönetimi elinde bulundurarak ayrıcalıklı bir sınıf gibi davranır ve kendi bekasına hizmet eder.
· Halktan Kopukluk: Karar mekanizmalarının halkın denetiminden uzak, kapalı devre işlemesi.
· Aşırı Kuralcılık ve Hiyerarşi: Kararların, atanmış yetkililer tarafından sıkı hiyerarşik kurallarla, yavaş ve verimsiz bir şekilde alınması.
Si Siyasi Güç Tekeli: Siyasi iradenin tamamen bürokratik aygıtın avucuna bırakılması.
PEKİ NASIL OLUYORDA İNSAN İNSANLIKTAN ÇIKIYOR ?
Bu yazımın konusu İnsanlıktan çıkarma eylemi …
Kavramı belki ilk kez duyacaksınız…
Yıllar evvel bir iki makale okumuştum bu konuda.
Bana bu kavramı
hatırlatan Karar gazetesi yazarlarından Salih Cenap Baydar oldu …
Dehumanization…
(insanlıktan çıkarma/arındırma) anlamına gelmekte ;
Bir bireyin veya grubun insani özelliklerini, duygularını ve haklarını inkar ederek onları “insan dışı”, “hayvan” veya “nesne” gibi görme ve davranma psikolojik sürecidir deniliyor …
Yani bir tür yok edilmesi gereken hayvanlar haşereler.
İnsanlıktan çıkarma, psikolog Albert Bandura tarafından tanımlanan sekiz “ahlaki kopuklama” biçiminden biridir.
Bu kavramın nasıl bir ruh hali içerdiğini öteki üzerinden örneklendirelim.
Ama bu sadece öteki ile sınırlı kalmıyor.
.Yazar Salih Cenap Baydar şu örneği veriyor.
“ABD ordusunda bir pilot olduğunuzu hayal edin.
Bir gün komutanınızdan bir talimat geliyor: “İran’da şu hedefi bombalayacaksın”.
Bakıyorsunuz, gösterilen yer bir ilkokul!
Anlıyorsunuz ki o bombayı attığınız anda yüzlerce masum yavrunun katili olacaksınız.
Ne yapardınız?
“Emir demiri keser” deyip, vicdanınızı “sorumluluk bende değil bana emri verenlerdedir” diye susturup sizden isteneni yapar mıydınız?
Yoksa “böyle korkunç bir emre uymayı reddediyorum, gerekirse hapis yatıp askerlikten atılmayı göze alırım ama bunu yapmam” diye mi cevap verirdiniz?
İkincisini yapabilen çok nadir çıkar.
Nazi subaylarının hemen hepsi Yahudi komşularını eşleri ve çocuklarıyla gaz odalarına gönderdiler.
Silahsız sivillerin üzerine ateş açma talimatı almış İsrail askerlerinin çok azı “hayır” diyor.
Devletlerin ya da güçlü isimlerin zorbalıklarına alet edilen pek çok polis, asker, savcı, hâkim, gazeteci, öğretmen, din adamı arasında “bu kötülüğe alet olmayacağım, bu oyunu oynamıyorum” diyerek istifa edebilene pek rastlanmıyor.
“Sicilim bozulursa, işten atılırsam başka iş bulamam, aç kalırım, açıkta kalırım” endişeleri durduruyor insanları.
Ama bu endişeler vicdanların itirazını bastırmak için yeterli değil.
Zulme alet edilecek kişilerin, karşılarındakileri insan gibi görmemeleri gerekiyor.
Onları, kendi şeytani hırsları için maşa yapmak isteyenler propagandaya başlıyor: Sakın karşınızdakileri kendiniz gibi insan sanmayın, sakın onlara acımayın, onlar tehlikeli yaratıklar; en kötü cezaları sonuna kadar hak eden öcüler!
Bu yalanlara inanınca parmaklar tetiklere daha tereddütsüz gidiyor, coplar protestocuların kafasına daha sert iniyor, kalemler daha kolay kırılıyor. Salih Cenap Baydar
SONUÇ YERİNE :İsrail’in, Amerika’nın psikopat liderlerin neler yaptığını görüyoruz .
Geçmişte Faşizm ve komünizm de yaptı. Hitleri ,Pol-pot (Pol Pot, Kızıl Kmerler adlı komünist gerilla teşkilatının kurucusudur. )düşünün…
Tabi bunlar öteki olduğu için düşünmeniz konforludur .
Riski yoktur …
Konu öteki oldu mu bizim partili dindar rahatlıkla sallar .
Ama sorun, şeytani zekanız ile muhatabınıza her türlü kötülüğü yapacak enstrümanlara bu ülkede sahip olmanız halinde sizin durumunuzu da ilgilendiriyor .
Önce yapacağınız zulme alet olacak size ortaklık edecek kişilerin de sizin gibi karşılarındakilerini, insan gibi görmemeleri gerekiyor.
Ve makam ,mevki ,dokunulmazlık imtiyazı dağıtılarak o işi görecek maşalara ihtiyacınız vardır .
Ve propaganda yukarıda da yazıldığı gibi,
“Sakın karşınızdakileri kendiniz gibi insan sanmayın, sakın onlara acımayın, onlar tehlikeli yaratıklar; en kötü cezaları sonuna kadar hak eden öcüler!
İnsana yapabileceğiniz en büyük kötülük İşkence ,idam olabildiği gibi ömründen hukuksuz olarak çaldığınız ve asla tazmini mümkün olmayan yıllar olabilir.
Yıllarca siyaseten kin ve nefret duyguları elinizdeki enstrümanları kullanarak kişiyi ceza evinde olumsuz koşullarda tutmanız şeklinde de olabilir.
Ve işin özü “bu uygulamalar bana yapılsaydı benim ,ailemin, çocuklarımın durumu ne olurdu” sorusunu sorabilmek .
İşte din ;Kişide Tanrı inancıda olsa ,Müslüman da olsa, görev ahlakını verdiremiyor .
Böyle bir gücü elinde yok .
Çünkü hep dediğimiz gibi DİN sübjektif var olandır .
Görev ahlakını verdiren “ben”dir.Yani öz biliç ve ontolojik varlık olarak doğuşunda apriori(çalışılarak elde edilmeyen duygu) istidat olarak kendinde verili bulunan VİCDAN vermektedir .
Vicdanda objektif var olan insanda bulunur .
Yazarın Son Yazıları
Bir Yorum Yazın
Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum