Abidin Uyar yazdı; “Bir Kaz Hikayesi …”

04.07.2026
12
A+
A-
Üzülerek ifade edeyim ki bu topluma ahlaki ilkeleri
bazen bir fıkra, bazen hikaye ,bazen bir kıssa olarak anlatıyoruz.
Halk Temel fıkrası tadında anlatımlardan hoşlanıyor.
Birde din üzerinden inanç üzerinden yapılmaması  gereken şeyleri açıklamaya çalışıyoruz.
Bu nasıl Müslümanlık;
Müslüman bunları yapar mı;
Öte dünyayı hiç mi düşünmüyorsun;
Allah yaptıklarını görmüyor mu; diyoruz …
Dinle bir toplumu terbiye etmek çok saçma.
Fakat bununda din felsefesi açısından makul bir nedeni var.
Bunun nedeni adalete güven kaybolmuş ise. Bürokrat kafasına göre hareket edebiliyor, kanun koyucu gayri adil kanunlar çıkartıyor, güçlü olan her kötülüğü  yapıyor ise mağdur olan bunların hiçbir zaman bu dünyada cezalanmayacağına inandığı  için tek çare olarak  metafizik güçten Tanrıdan yardım istiyor. Adaleti ahirette bulacağına inandığı için ilahi adaletten medet ummuyor.
Din felsefesinin iddiası da bu.
Dinin ve Tanrı inancının en çok işe yaradığı yer burası.
Ancak Tanrı seni ahiretteki yargılama ile korkutabiliyorsa, sen imar rantından yolsuzluğa kadar, yapacağın her kötülüğü düşünüyorsun .
Ama Tanrı korkutabilirse…
Ne derseniz Tanrı dindar insanı korkutabiliyor mu?
Bence kötülük sorunu burada ortaya çıkıyor .
Mehmet Ocaktan sürekli dindara Allah korkusunu hatırlatıyor.
Valla ben bu tip yazıların  dindar partilide hiçte karşılığı olduğuna inanmıyorum.
Çünkü çevremde mebzul miktar ritüel dindarı var .
Yaptıklarını görüyorum . 
Güçlü den yana olmaları, siyasi iktidarlarda yönetici sınıfında hiçbir ahlaki ilke aramamaları en temel özelikleri…
PLATONUN ÜTOPYASI:
 
Platon ;”Toplumu tiranlar değil, filozoflar yönetmelidir.” der eserinde… 
Evet tiranlar yönetmemeli ama demokrasilerde filozoflar yönetebilir mi ?
 O filozof kral öneriyor …
Aliya gibi bir bilge kral olsa belki eh derim ama o tarihte  bir kez çıkar …       
Yani her şeyi bilen ,her konuda devletin her birimine müdahale eden, onlarca danışmanı korkudan susan ve dinden ekonomiye, uluslararası ilişkiden her konuya hakim Tanrısal hatasız bir kral olabilir mi acaba ?
 
Ütopya ama güzel bir ütopya …
Platon devletinde ne anlatmak istiyor?
Devleti yönetmek gemiye kaptanlık etmek demek .Bu da teknik bir iş .
Yani uzmanlık işi .
Fakat günümüz demokrasilerinde siyaset teknik bir mesele  değildir .
Katılımcı demokrasilerde bir çok siyasi parti vardır ve hepsinin programı ayrıdır.
 Halk bunlardan ülke için hangisinin  iyi olduğuna karar verir ve istediğini seçer .Oysa Sokrates’in ideal  devletinde halk için neyin iyi olduğuna filozof kral karar verir (Sokrates dediğimizde sizler platonu anlayın çünkü aslında Sokrates platonun kitabındaki bir karakter konuşan platondur) .Filozof krallar ülkenin çıkarını sanki matematik hesabı yapar gibi  teknik olarak hesaplarlar               
Sokrates’in devletinde hakikatin bilgisine sahip olan küçük bir azınlık olan filozoflardır. Oysa demokrasilerde sabit bir hakikat yoktur .insanların çıkarları talepleri çok değişkendir.
Neyse böyle ciddi şeyler hiç bir işe yaramaz .
Gerçek hikayeler lazım . 
 
FIRINDAKİ KAZ 

Hikâyeyi dost meclisinde Ali Coşkun anlatmış…
Ben Yavuz Donat üstattan okumuştum

“Fi” tarihinde… Adamın biri kaz almış.
Fırıncıya götürmüş:
Bunu kes… Temizle…
İçini doldur… Fırında pişir…
Saat kaçta gelip alayım?
İkindi vakti gel… Kaz, nar gibi kızarır.

          ***  ***  ***
FIRINCI İLE HÂKİM
 
Fırıncı kazı pişirmiş… Tezgâhın üstüne koymuş.
Bu sıra… Kadı Efendi (Hâkim Bey) fırının önünden geçiyormuş…
Kazı görmüş:
Fırıncı ben bu kazı aldım.
Ama sahibi var Kadı Efendi.
Neee?… İtiraz mı ediyorsun?…
Şimdi fırınını kapatır, seni de içeri atarım ha!
Aman elini ayağını öpeyim Kadı Efendi… Buyurun, kaz sizindir.

***   ***   ***

KAZ UÇTU 
Biraz sonra kazın sahibi gelmiş:
– Fırıncı kazı pişirdin mi?.. Ver bakalım.
Kaz uçtu… Gitti.
Nasıl uçtu?… Kesmedin mi?… Pişirmedin mi?
Kestim, pişirdim ama…
Uçuverdi.
Adam fırının küreğini kaptığı gibi, fırıncının üstüne yürümüş.
Fırıncı kaçmaya başlamış, kazın sahibi de elinde kürek onu kovalamaya.
Bu sırada… Kaldırımda bir adam yürüyormuş…
Hıristiyan…

Kazın sahibinin elindeki kürek, yolda yürüyen Hıristiyan’ın gözüne çarpmaz mı?
Adamın bir gözü çıkmaz mı?
 
                     ***   ***   ***

Eyvah Eyvah!..
Bu defa… Tek gözü kör olan adam da kovalamacaya katılmış…
Kazın sahibi fırıncıyı kovalıyor…
Hıristiyan da kaz sahibini.
Derken… Karşıdan hamile bir kadın geliyormuş…
Kocasıyla birlikte.
Fırıncı kaçarken hamile kadına çarpmaz mı?
Kadın da oracıkta yere kapaklanmaz mı? Çocuğunu düşürmez mi?

*** *** ***
PAZARCI…
Kadının kocası eline bir sopa almış… Herkes birbirini kovalamaya başlamış.
Bu sırada pazar yerine gelmişler. Bir pazarcının arabasına çarpmışlar.
Domates, biber, patlıcan… Yerlere saçılmış. Pazarcı hepsini yakalamış…
Doğruca mahkemeye… Kadı Efendi’nin (Hâkim Bey) huzuruna.

***   ***   ***

MAHKEME…
Hâkim Bey sormuş:
Derdiniz nedir?..
Kim kimden şikâyetçi? Kazın sahibi:
Fırıncıdan şikâyetçiyim…
Sabah ona kaz getirdim… Kesip pişirmesi için… Öğleden sonra almaya geldim… Kazın uçtuğunu söyledi.
Hâkim “Kanun kitabını” açmış… Karıştırmış… Ve şikâyetçiye dönmüş:
Kaz, uçangiller sınıfından bir hayvandır…
Uçmuştur.
Fırıncının bir suçu yoktur…
Dava düşmüştür.

                   *** ***   ***

GÖZ DAVASI
Hâkim bu defa Hıristiyan’a dönmüş:
Senin şikâyetin nedir?
Hâkim Bey bu adam fırıncıyı kovalarken elindeki küreğin sapı benim gözüme çarptı… Bir gözümü kör etti… Davacıyım.

Hâkim yine “Kanun kitabını” açmış… Karıştırmış… Ve davacıya dönmüş:
Bir Müslüman bir Hıristiyan’ın iki gözünü kör ederse… Hıristiyan’ın da Müslüman’ın bir gözünü kör etme hakkı doğar.
Şimdi bu adam senin diğer gözünü de kör edecek…
Sen de onun bir gözünü çıkaracaksın.
Davacı demiş ki:
Şikâyetimi geri alıyorum efendim… Davacı değilim.

***   *** ***

ÇOCUK DAVASI
Sıra gelmiş çocuğunu düşüren kadın ile kocasına.
Hâkim “Anlatın bakalım” demiş:
Şikâyetiniz nedir?… Kimden davacısınız? Kadının kocası, fırıncıyı işaret etmiş:
Kaçarken karıma çarptı.
Karım hamileydi…
Çocuğumuzu düşürdü.
Çocuğumuz öldü… Davacıyım.
Hâkim Bey “Kanun kitabını” bir kez daha açmış… Sayfalarını karıştırmış.
Sonra da karı kocaya dönmüş:
Bir adam hamile bir kadına çarparsa…
Ve çocuk ölürse…
O adam, kadına bir çocuk borçlu olur.
Şimdi fırıncı ile kadın bir araya gelecekler…
Yeni bir çocuk yapacaklar.
Kadının kocası “Hâkim Bey” demiş:
Şikâyetimi geri alıyorum… Kimseden davacı değilim.

 
***   ***   ***

YAŞASIN ADALET 
Sıradaki… Pazar yerinde arabası devrilen, sebzesi meyvesi yerlere saçılan pazarcı.
Hâkim onu çağırmış:
Senin sorunun nedir?… Anlat şikâyetini?…
Kimden davacısın?
Hiçbir şikâyetim yok Hâkim Bey…
Kimseden davacı değilim.
Öyleyse ne işin var burada?…
Mahkemeye neden geldin?
Pazarcı “Anlatayım Hâkim Bey” demiş:
Şöhretinizi duymuştum…
Adaletiniz dilden dile dolaşıyor.
Nasıl adalet dağıttığınızı merak ettim…
Gelip göreyim dedim.
Adaletinize hayran kaldım Hâkim Bey… Allah sizi başımızdan eksik etmesin…

 
 

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.