Abidin Uyar Yazdı; “Ne yapmalıyız ki iktidarlar ahlak felsefesi ile buluşsun?”

01.08.2026
10
A+
A-
  Israrla yazar olmadığımı ama magazinsel ve dedikodu türdeki cazibesi yüksek albenili konuların da hiç ilgimi çekmediği için daha ziyade sorular sorarak olayların nedeni üzerinde kafa yormak istiyorum .
Buna Sokratik yöntem diyoruz .
Yaklaşık son 15 yıl din ve siyaset felsefesi üzerine, özelikle Kant’ın ahlak felsefesi üzerine ilgim ve merakım çok arttı .
 Tabi tamamen malumat düzeyinde bu bilgiler .
Yani bu bilgiler beni ne uzman ne bir bilen yapar .
Cehaletim her konuda her gün artıyor .
Ben kısalmış ömründe hakikat arayışında ahlakı çok dar çerçevede algılamışım …
Daha doğrusu ahlak dendiğinde antropolojik kültürle öğrendiğime uyuyordum.
Evet çalmamak, başkasına kötülük yapmamak dürüst olmak vs  klasik 6-7 maddeyi geçmeyen öğretide herkesle uzlaşıyorduk ama bu bana neden çalmamalıyım, neden kötü insan olmamalıyım  sorusunun cevabını vermiyordu.
Neden adaletli olmalıyım ?Neden kamu malını zimmetime geçirmemeliyim? Neden otobüste yaşlıya yer vermeliyim vs.vs ?
Antropolojik kültür tüm bu davranışları metafizik nedene dayandırıyordu
Bunda doğruluk payı var .
Tanrı korkusu.
Fakat bu çıkar odaklı  ahlak idi …
Yani benim ahlakım tıpkı bu günkü Müslüman ahlakı gibiydi. Cehennemde yanmamak ceza almamak içindi .
Buna TELEOLOJİK ahlak denmekte …
Fakat çevremde kitabına uydurulan hukuken suç teşkil etmeyen ama meşru olmayan yasal soygunun tamamını dindar veya dindar olmayan politika yapıcısı yapıyordu. Birçok zengin dindar görünümlü iş adamı böyle zengin olmuştu. Örneğin imar rantı kitabına uygun olmuş ise veya ihale ahbap çavuş ilişkisi ile (CRONY KAPİTALİZMİ) veya iktidar nimetleri ise bunların tamamı kanuni idi ama meşru değildi .
 Daha sonra bu ahlakın sınırlarını çok genişlettim .
Ne kadar başardım bilmiyorum ama bu ahlak felsefesine çok kafa yordum .
Neden adil olmalıydım ?
Neden hiç sevmediğim bir adam kitabına uygun bir şekilde ama hukuk katledilerek ceza evine atıldığında bu içimde itiraza yol açmalıydı ?
Ama bu durum  dindarı hiç rahatsız etmiyordu .
Rahatlıkla içine sindiriyordu .
En azından kalben telin etmesi gerekirken kötülüğü tüm gücü ile onaylıyordu .
Bu nedenlerden biri itibari neden de olabilirdi tabi .
Toplumda rezil olmamak, itibar kaybetmemek için veya polisle savcı ile başım derde girmesin diye ahlaklı da olabilirdim .
Fakat bu ahlak değildi .
Çünkü fırsatını bulduğumda yaparım demekti .
Ve bu ahlak çıkar odaklı yani sonuç odaklı idi…
Benim seçtiğim ahlak DEONTOLOJİK(KANT) ahlaktı .
Her şeyden bağımsız .Dış dünyadan koşullanmadan ceza ve mükafattan etkilenmeden vicdanımın kendime verdi görev ahlakı olmalıydı.
Bu ahlak, görev olarak benim tamamen kendimin kendime verdiği emirdi .
Polisten korktuğum için değil. Birileri görecek ve beni ayıplayacak kaygısı ile değil .
Bu yüzden dindardan ve siyasetçiden hasta partiliden uzak durmam gerekliydi .
ABD Başkanı Donald Trump, geçmişte Rahip Andrew Brunson’ın Türkiye’de yargılanırken kendisinin bir telefonuyla serbest bırakıldığını anlatırken oportünist Müslümanlar (hiç renk vermeyen ve sadece sınıf çıkarları için yaşayan dindar görünümlü muhafazakâr insanlar)bundan hiç rahatsızlık duymamışlardı.
Neden anayasa mahkemesi kararları ile AHİM kararları adil yargılanmadığı bildirilen insanların telafisi asla mümkün olmayan ömründen çalınan yılları için hiç üzülmediler hiç sorgulamadılar.
Ve de Rahibin çıkışına hiç kafa yormadılar.
Sorular sorduğunuz andan itibaren artık sizin bir grubunuz, partiniz ,ideolojiniz  olamaz .
Arkadaşlarınızı da elemek zorundasınız .
Çünkü ahlaki çürümenin karşımdakinde olduğunu görüyor ve iddia ediyorsam bu çürümenin bende ,benim tuttuğum partide, liderimde, ideolojimde,   hatta dindar arkadaşımda da olması kuvvetli muhtemeldir .
Felsefeyi bunun için yapıyorum .
Hiçbir kimlik ,sağcılık, solculuk, milliyetçilik Müslümanlık bireyi ahlaklı yapmaz .
Veya tam tersi bireyi ahlaksız da yapmaz .
Ve nesneler dünyasında ki insan dediğimiz canlı da  aynı kimlik her insanda farklı durur.
Birey; eylemleri ile pratikteki davranışları ile her ahlaksızlığı rahatlıkla o kimlik içinde yapabilir …
 Karşımdakinin siyasi görüşünde ahlakı arayıp kendi siyasi görüşümde ahlakı aramamak en büyük ahlaksızlıktır .
Buna ahlakçılık da diyebiliriz .
POLİTİKA YAPICISI …
Hepsi camdan köşkte oturuyor ve rakibinin camdan yapılmış köşküne taş atıyor .
Şeytanın isyanı gibi ;
İsmail Türüt’ün meşhur Oflu ile Şeytan türküsünde şeytanın düştüğü şaşkınlığı anlatır.
 Oflunun zekası ve yamanlığı karşısında ne yapacağını bilemeyen şeytan “Madem Oflu vardı, beni niye yarattın?” diyerek adeta isyan eder.
Tabi bu asla Ofluya hakaret değildir .Bu espri metaforik bir dildir .
İşte bende İsmail Türüt’ün bu türküsündeki Şeytanın şikayet ettiği varlık olarak Oflunun yerine politika yapıcısını koyuyorum .
Madem bu adamları yaratacaktın neden şeytanı yarattın Yarabbi?
Çünkü;
 Bu adamların şeytanın dahi aklına gelmeyecek işler yapmakta…
Öyle ince planlar, öyle entrikalar ,öyle dokunulmazlık zırhı ile suçlar /yasal soygunlar işleniyor ki   hala görevlerinin başında…
Oysa hepsi ölümlü varlık olduğunu biliyor .
Ve bu bizi devlet denen devasa aygıta götürmekte .
TÜM İKTİDARLAR DEVLETİ ELE GEÇİREREK TÜM KURUMLARA HAKİM OLMAK İSTER …  
Çünkü tüm bürokrasi ve devletin tüm sırlarını bilen o devasa bütçeli kurumları ele geçirmek  iktidarlara sonsuz bir güç verir.
Bu andan itibaren devlet rutin dışına çıkabilir. Anayasa, hukuk hiç iş görmeyebilir.
Artık devleti ve iktidarları denetleyecek onların yasal olmayan uygulamalarına dur diyecek hiçbir kurum kalmaz.
Eğer bu bağımsız olması gereken kurumlar iktidarlar tarafından baskı altına alınırsa hukuk suçu ve suçluyu cezalandırma ve caydırma görevinden, suçu ve suçluyu aklama hizmetine dönüşür …  
Metafizik gerçeklikte devletin doğasını açıklayan (tabi, devlet soyut bir varlıktır aslında insanın yapısını açıklayan )   İngiliz tarihçi ve siyaset filozofu Lord Acton, en çok iktidar, ahlak ve özgürlük üzerine söylediği çarpıcı sözü ;
“Güç yozlaştırır, mutlak güç mutlak surette yozlaştırır.” demesinde haklılık vardır .
Yani insanın bir mizacı birde karakteri vardır .
Ses tonu, gülüşü, beden dili ,yürüyüşü, konuşması, ağır veya hareketli olması bunlar doğuştan gelen mizaçtır .
Mizaç değişmez .
Ama birde mahalle arkadaşınız olarak mazlum, sakin sempatik hatta annesi babası tarafından “oğlum bak okudun devletin çok iyi bir görevine geldin, halka tepeden bakma, hak etmediğin ama devletin sana verdiği imkanları kullanma, çıktığın yeri (kabuğunu)unutma, asla adaletsiz kararlar verme yoksa hakkımızı sana helal etmeyiz”  demesine rağmen karakteri makamda anında değişir .
Çünkü karakter  değişir. Mizaç gibi değildir .
Para ,şöhret ve makam bir anda insanı Tanrıdan rol çalan varlık haline getirir.
Bu sebepten bürokrasi sınıfı devlettir .
İşte sorun burada .
Bu devleti nasıl ve ne kadar güçlü iple bağlayacağız ki kontrolden çıkmasın?

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.