Abidin Uyar Yazdı; “Mahkum Çıkmazı (İkilemi)”

31.01.2026
11
A+
A-
Eğer bir gün hukuk yerine oturur ve siyaset üstüne düşen görevi yaparsa, kirli işler bulaşmış politika yapıcılarından, bürokrasi sınıfına kadar suça bulaşmış kişileri tespit etmek için  zannediyorum bu oyun teorisi çok işe yarayacak .
Tabi şaka yapıyorum.
Bu benim için ham bir hayal …
 
              ***  ***   ***
 
MAHKUM ÇIKMAZI VEYA MAHKUM İKİLEMİ….
 
  Ünlü matematikçi John Nash Jr’ın meşhur bir oyun teorisi var. Teori çok basit bir ilkeye dayanıyor: “Eğer bir oyunda rakipsek, benim kaybım senin kazancındır.”  Oyun teorisini anlatan en iyi örneklerden biri “Prisonner’s Dilemma” (Mahkumun İkilemi) olarak bilinen örnektir.
 
Buna göre delilleri yetersiz ama cinayetten aranan iki zanlının trafik suçundan hapse atıldığını düşünelim.
Ayrı  hücrelerde birbirlerinin ifadelerini de bilmemektedirler .
Ortada ilginç bir durum vardır .
Zanlılar ya cinayetten yada sadece trafik suçundan yargılanacak .
Ancak cinayet suçundan ceza almaları  iki zanlın itirafına bağlıdır .
1.ci olasılık ;Eğer zanlılardan hiç biri itirafta bulunmazsa sadece hırsızlık suçundan  ikişer yıl yatacaklar .
 2.olasılık :Fakat eğer zanlılardan biri inkar eder diğer zanlı onu ele verecek şekilde itirafta bulunursa o serbest kalacak diğeri 10 yıl hapis yatacak …
 
 3.olasılık :Her ikisi birbirinden habersiz diğerini ele verici itirafta bulunursa, suçu ikisinin birlikte işlediği sabit olacağı için ikisi de beşer yıla mahkum olacaklardır.
 
Zanlılar için ikilem burada başlamaktadır.
 
  Eğer her iki mahkum da sadece kendi çıkarını düşünürse (bencil davranırsa),serbest kalmak isteyecektir  veya en az ceza ile yani iki yıl ile kurtulmak isteyecektir .
Fakat bu da diğer arkadaşın ifadesine bağlıdır ya o arkadaşı gerçeği anlatırsa .
 
 Böyle bir durumda mahkumlar diğer arkadaşının  vereceği cevabı bilmediğinden  onlar için açmaz söz konusudur .
 Nash dengesi bu açmazın, birbirine güven sorunu (son anda arkadaşı tarafından ele verilme riski) nedeniyle, her iki tarafın da itirafıyla sonuçlanacağını öngörmektedir.
Yani 5 yıl ceza ya razı olacaklardır .
 
Önce insan denen varlıktan bahsedelim .
Gerçekten çok garip bir varlık …
Düşünme yetisi var ama düşünmüyor .
Varoluşsal gayesi nedir?
Ben neden bu dünyadayım?
Benim diğer canlıdan örneğin bir hayvandan farkım nedir ?
Hayvanın ahlaka ihtiyacı var mıdır?
Benim ahlaka ihtiyacım var mıdır ?
Ölüm neden var ?
Ben ölecek miyim?
Peki ölüm sonrası ne olacak?
İyilik ve kötülük arasında tercihimi nerede kullanmalıyım?
                 
                 ***  ***   ***
 
Mesela diyelim ki ben bir öğrenciyim.
Bir yargı görevlisi  bana çok kötü davrandı .
Yasalardan aleyhime  suç icat etti… .Tutuklandım .
Ve sonra serbest bırakıldım.
Ama bu arada sağlığım bozuldu .
Ailem perişan oldu toplum gözünde itibarım kayboldu .
Ve sonra hukuk fakültesini  kazandım .Diyelim ki aynı göreve ben getirildim .
Önümde iki seçenek var .
 Bana yapılan muamelenin aynısını yapmak .Veya bana yapılmasını istemediğim kötü davranışları muhatabıma yapmamak.
İşte ahlak felsefesin ilk adımı .  
Kötülük probleminin ilk nedeni; ”kendine yapılmasını istemediğin bir şeyi  başkasına rahatlıkla yapmak …
 
Yani bu bana yapılsaydı ben ne durumda olurdum sorusunu sorduğunuz an kötülük problemi çözülür.
 
İnsanın bir özelliği  apriori denilen deney ve tecrübeden önce kazanılmış bilgiye sahip olması .
Düşünce ile bulunan bilgi…
Bu bilgiye huduri bilgi de denir .
 
Mesela hiçbir eğitim almasanız da hatta o tecrübeyi yaşamasanız da bir binan 10. katından atladığınızda öleceğinizi bilirsiniz .
 
Yahu nereden biliyorsun hiç onuncu kattan atlamadın ve ölmedin ki diyemez kimse .
O zaman soru şu!
Kötülük bilinir mi?
 
A PRİORİ BİLGİ .
Kanta göre bu bilginin en önemli özelliği zorunlu olmasıdır .
Yani olumsal değildir. 
Olumsallık, olması kadar olmaması da mantık ilkelerine uygunluktur.
Örneğin benim dünyaya gelmem mantık ilkelerine uygundur ama gelmemişte olabilirdim.
Buda pek ala mantık ilkelerine göre mümkündür. 
Olumsallık budur.
Ama  apriori bilgi  ise raslantısal değildir .
Bilinememesi mümkün değildir.
Ve evrenseldir. 
 Bilinçli yapılan kötülük insan tarafından hiç kimsenin ikazına gerek kalmadan bilinir.
Cahilde olsa insan akıl sağlığı yerinde ise bilebilir.
 
Tabi burada kötülük nedir?
Kime göre kötülüktür gibi felsefi bir soruda  sorulabilir.
Ben üzerinde herkesin uzlaştığı kötülükten bahsediyorum.
 
 Taha Akyol bir rapor açıklıyor …
Yaısndan alıntı yapıyorum …
Ekopolitik Düşünce Merkezi’nin yaptığı bir araştırmaymış .
307 Avukat, 167 hakim, 122 yardımcı personel ve 100 savcı ile anket yapılmış.
 
Anket çalışması soru –cevap şeklinde ve derinleme mülakatlarla oluşuyor .Sonuç, rapora şöyle yansımış.
“Mülakatların en güçlü ve yaygın vurgusu, yargı bağımsızlığının hem kurumsal hem de bireysel düzeyde belirgin bir aşınmaya uğradığı yönündedir…”
Türkiye’de yargı görevi yapanlar, yani hakim ve savcılar arasında, kararından dolayı bir yere sürgün edilme, dosyadan el çektirilmesi gibi endişe duyanların oranı yüzde 70’e kadar yükseliyormuş…
Dikkat edici satırlar …
“Yargı camiasında ‘sürgün’ olarak nitelendirilen bu tasarruflar, hâkimlerin kararlarını verirken hukuki gerekçelerden ziyade ‘Başımıza bir iş gelir mi?’ kaygısıyla hareket etmelerine neden olmaktadır. Bu durum, özellikle ceza hâkimliğinden hukuk hâkimliğine müstemir (devamlı) yetki değişikliği veya batı illerinden uzak bölgelere yapılan ani atamalarla kendini göstermekte, mesleki tatminsizlik yaratmakta ve istifalara varan sonuçlar doğurmaktadır.”
Akyol devam ediyor …
HSK SORUNU
 “Mevcut sistemde HSK, hâkimler hakkında herhangi bir soruşturma olmaksızın resen atama veya müstemir yetki değişikliği yapabilmekte ve ‘ilke kararlarıyla’ belirlenen görev sürelerine rağmen plansız yer değişikliklerine gidebilmektedir.”
 
Hakkında geçerli bir tutuklama sebebi bulunmayan Ayşe Barım hakkında itirazen tahliye kararı veren Asliye Ceza Hakiminin, “Tüketici Mahkemesi hakimliğine” gönderilmesi, HSK’nın yığınla benzer kararlarından sadece bir örnektir. (2 Mart 2025)
Asliye ceza hakimisiniz, ceza hukukunda uzmanlaşmışsınız, bir kararınız hoşa gitmedi diye HSK tarafından, tamamen yabancı olduğunuz Tüketici Mahkemesi hakimliğine “müstemirren” gönderiliyorsunuz.
25 bine yakın hakim ve savcıdan kaç tanesine böyle işlem yapıldı? Taha Akyol
 
SONUÇ YERİNE: 
Her konuda dine baş vurmana gerek yok.
Tırım tırım ayet aramana da gerek yok .
Kendine yapılmasını istemediğin şeyi başkasına yapma  bu ideal bir toplumun ortaya çıkması için yeter .
   

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.