Abidin Uyar Yazdı; “Cogito, ergo sum (Düşünüyorum, öyleyse varım).Sende var mısın en talip?”
Taha Akyol; Prof. Mustafa Çağrıcı hocanın KURAMER’ den yeni çıkan “Kur’an’ın Ahlak Çağrısı” adlı kitabından bahsetmekte …
Henüz okumadım .
İlginç bir pasaj aktarmış .
“Fıkhın programında ahlak önemli bir yer İşgal etmez. Fıkhın ‘ibadetler’ bölümünde, konu gereği insan sadece kul olarak bahis konusudur… Fakih, prensip olarak hukuk ve siyaset gibi dünyevi konularda meselenin zahirine, şekline bakar…” (s. 52-53) “
KAVGANIN ÖZÜ;
Kavga sübjektif var olanla objektif var olan arasında .
Subjektif var olan varlığı, ona duyulan ihtiyaç insana bağlı olan demektir .
Örneğin din ,hukuk, adalet, sanat, politika, felsefe subjektif var olandır.
Varlığı insanla kaimdir . İnsan denen canlı olmasaydı bunlara ihtiyaç olmayacaktı .
Sübjektif var olan olarak dini mükemmel olarak tanımlıya bilirsiniz.
Din şöyledir ,hukuk böyledir, din adalet ister vs.
Oysa bunların tamamı muhatabı olan toplumun kalitesi ile yani objektif ve gerçek olan varlığın iyi güzel olmasına bağlıdır .
Japon toplumu putperest tir ama yere izmarit attıramazsınız. Alman toplumu hristiyandır ama yaptığı her imalat sağlamdır. Asla işe nasıl hile bulaştırayım demez.
Bizde Müslüman toplumuyuz ama görüntü ortada .
Bürokrasi sınıfı da böyledir.
Toplum çok ahlaklı ama içinden çıkan bürokrat berbat olamaz…
O kötü bürokrat kim olursa olsun o toplumun ürünüdür.
O kanun yapıcısı o kültürün üründür .
O politika yapıcısı o toplumun üyesidir.
Konuya girmeden Prof. Mustafa Öztürk’ün ben “Deist” miyim adlı videosunda bahsedeceğim çünkü analizleri benim hissiyatım ile birebir uzlaşıyor.
Eğer bugün ülkede deist sayısı artıyorsa bunu nedeni olarak siyasal İslamın iktidar ile olan çıkar ilişkileri yatıyor demek istiyor…
Mustafa Öztürk bu ülkede radikal ve siyasi İslam tarafından hiç sevilmez .
Tıpkı Fazlurrahman gibi .
NOT:· 1960’lı yıllarda Pakistan’da İslami Araştırmalar Enstitüsü’nün başkanlığını yürüten Fazlurrahman’ın Kur’an’a yönelik tarihselci ve rasyonalist yaklaşımları, Hz. Muhammed’in (s.a.v.) sünnetini ve hadisleri ele alış biçimi, gelenekçi ulema ve Mevdudi tarafından “İslam’a aykırı/dinden çıkarıcı” olarak görüldü.
· Ödül ve Baskı: Fikirleri nedeniyle aleyhinde yoğun bir kampanya başlatılan Fazlurrahman’ın katledilmesi gerektiğine dair fetvalar yayımlandı ve ortadan kaldırılması için başına 10.000 rupi ödül vadedildi.
Oysa düşünce Cemil Meriç’in dediği gibi …

Videoda şöyle Mustafa Öztürk şöyle demekte .
“Dini söylemin çokluğuna, fazlalığına, bolluğuna karşılık, o dindarlığın gerekli kıldığı ahlak, adalet, vicdan, merhamet gibi davranışların özellikle kendini din üzerinden, İslam üzerinden ve Müslümanlık üzerinden
tanıtan kesimlerde oldukça kıt bulunması.
Bakın kendini din üzerinden tanımlayan dini kimlik üzerinden sürekli referans veren yapıp ettiklerini hep dinle ilişkilendirerek söyleme döken çevrelerde, muhitlerde din söylemi çok bol mebzul miktarda olmasına rağmen o dindarlığın gerekli kıldığı ahlak, adalet duygusu, vicdan, merhamet,
insaf, izan gibi vasıfların aynı nispette kıt bulunması
ve bunun çok acı bir çelişki doğurması sebebiyle
bir tepki oluştu.”
Dindarlık artıkça ahlak buharlaşıyor …
BU ÜLKENİN AHLAK SORUNU:
Dinle arası iyi olanında iyi olmayanında anlaştıkları tek nokta ülkenin en büyük sorunun ahlak sorunu olduğu konusudur.
Ahlak nedir diye sorulsa verecekleri cevap belki ahlak felsefesi ile ilgilenenleri pek tatmin etmeyecektir.
Buna rağmen bu konuda genel bir uzlaşı vardır.
Gerçekten ahlak çok geniş bir alanı kapsıyor.
Yolsuzluktan tutunda yetkinin çok kötü kullanılmasına kadar, rüşvet ve adam kayırmaktan tutunda kamu kaynaklarını talan etmeye kadar …
Siyasetin yargı yolu ile dizayn edilmesi de en büyük ahlaki sorun .
Fakat bunun bir de faturası var .Bir dünya tazminat ödüyoruz.
Sebebi belli evrensel hukuk normlarına uyulmaması…
Bir avukat arkadaşıma soruyorum bu nasıl oluyor, bu paralar Türkiye cumhuriyetinin kasasından çıkıyor özetle vatandaşın ödediği paralar değil mi ?
Evet diyor. Davalar siyasileşince siyasetin gücü adaletin çok önüne geçiyor diyor .
Tabi hukukçu olmadığımız için bilmiyorduk Avukat Figen Çalıkuşundan öğrenmiştik .
Bir kanun maddesi “devletin tazminat yükümlülüğünü” hüküm altına almış.
Hukuk Muhakemesi Kanunu’nun 46. maddesi…
Ne diyor HMK madde 46:
“Hâkimlerin yargılama faaliyetinden dolayı kanunda yazılı sebeplere dayanılarak Devlet aleyhine tazminat davası açılabilir”.
Demek yasada varmış .
Ve Figen hanım devam ediyor; Hâkim eğer “farklı bir anlam yüklenemeyecek kadar açık ve kesin bir kanun hükmüne aykırı karar veya hüküm vermiş” ise hukuk mağduru devlet aleyhine tazminat davası açar.
Farklı bir anlam yüklenmeyecek kadar açık ve kesin yasa denilince aklınıza ilk hangi yasa gelir?
Anayasamız gelir değil mi?
Anayasaya bağlı kalacağına ve uygulayacağına yemin etmiş bir hâkim anayasaya farklı bir anlam yükleyerek karar verebilir mi?” Yasanın emri mi HSK’nın lütfu mu? – Figen Çalıkuşu
Bilmem verebilir mi?
Ahlakı dinle temellendiren tabi ki muhafazakar dindarlar var .
Ne yalan söyleyeyim 15 yıl evveline kadar bende böyle düşünüyordum .
Fakat o kadar çok şeye tanık oldum ki ahlak dediğimiz metafizik istidat dinle alakalı değil .
Fakat atraksiyon Müslümanı sloganla düşünür.
Mesela Filistin dediniz mi ellerine kimse su dökemez .
İşte ahlaki bir ikilem,,,
Peki ne oldu o mavi Marmara davası ? O dava neden düştü diye sorun…
Kim düşürdü deyin?
O zaman ahlaki davranış buharlaşıyor bunların nezdinde.
O dindarlar samimi olsalardı en azından bu olayı kalben tel’in etmezlermiydi?
Mesela Aliya İzzet Begoviç konusu açılınca benim bizzat tanıdığım oportunist dindar mangal da kül bırakmaz .
Aliya İzzet Begoviç, Yugoslov’da bir davadan yargılanıyor .
Ama uygulanan muameleye bakın ki 100 gün boyunca mahkemeye çıkarılmadan sorgulanıyor …
Düşünün hakkında daha iddianame bile hazırlanmamış bir insan tutuklu ,neyle tutuklandığını bile bilmiyor.
Uzun ve komik mahkeme oturumları sonrası nihayet karar açıklanıyor. Aliya İzzetbegoviç 40 sayfalık bir kitapçık için 14 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı (Yıldıray Oğur )
Fakat sessiz kalmayanlar da vardı.
Davanın ve suçlamaların düzmece olduğunu savunan Sırp, Hırvat, Sloven ve Boşnaklardan oluşan Belgrad’ın en tanınmış 20 aydını, Yugoslavya Cumhurbaşkanı’na bir mektup yazmış ve şöyle demişti: “Bu dava modern Yugoslavya adli tarihinde ibret alınacak bir vakıa olacak, ifade ve düşünceye verilen cezanın arketipi olarak hatırlanmaya devam edecektir.”(Yıldıray Oğur https://www.karar.com/o- kitabi-okudugunuza-emin- misiniz-1562858
Ne derseniz konu Aliya olunca,isyan en üst perdeden olacak tabi .
Oysa Müslüman bir ülke olsaydı bu tip hukuk skandalları olurmuydu diyecekler ama diyemiyorlar ?

Yazarın Son Yazıları
Bir Yorum Yazın
Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum