Abidin Uyar Yazdı; “Cogito, ergo sum . Düşünüyorum” (öyle ise ben varım )

22.08.2026
10
A+
A-
“Despotizm, kırbaçla yönetir. Demokrasi ise yuları millete; dizginleri ise milletin vekillerinin (ve onun arka bahçesindeki plütokrasinin*) eline bırakır. Demarşi; ne millet iradesine güvenir ne de atın sırtındaki biniciye… Demarşi, sınırsız ve keyfi devlete gem vuracak olan kurallar ve kurumlar rejimidir. Demarşi, dizginleri iktidarın eline bırakmaz; dizginleri çeker, kontrol eder… “Kırbacı az kullan oğlum, dizginlere daha sıkı asıl” Parce, puer, stimulis, et fortius utere loris. Ovidius “Millet yularını sürekli olarak başkalarına mı verecektir?” Frederic Bastiat “Devletin güç kullanma hırsını dizginlemek ve gem vurmak” (Bridling the passions of the sovereign) 18. Yüzyıl Sloganı” PROF. ÇOŞKUN CAN AKTAN;
Cogito, ergo sum . Düşünüyorum (öyle ise ben varım ) René Descartes
· Her şey yalan olabilir.
· Düşünce: Şüphe etmek bir düşüncedir.
· Varlık: Düşünen bir ben vardır.
· Duyular bizi aldatır.
· Rüya görüyor olabiliriz.
· Şüphe edemeyeceğimiz tek şey şüphe etmektir.
Evet her şeyden şüphe ediyorum .
Onun için siyaseti konuşmayı anlamsız buluyorum .
Oysa bir vatandaş olarak düşünerek konuşmam lazım.
Kalabalıktan farklı olarak bende o öz bilinç (BEN)  yıllar önce açığa çıktı .
Artık düşünen, sorgulayan her şeyden şüphe eden bir varlıktım.
Fakat önce zincirlerimden kurtulmam lazımdı .
Ne bir siyasi partim ne bir ideolojim, ne de şüphe duymadığım bir hareket vardı .
Başta bana anlatılan din tamamen İslam düşünce sistemleri idi .KELAM , FIKIH, TEFSİR ve HADİS in bana anlattığı idi .
Bu disiplinlerin mutlaklaştırdığı tamamen beşeri yorumlardı .
Oysa mutlak olanı mukayyet varlık olan insan  yapamazdı .
 Çünkü o, zaman, mekan ve akıl çeperi ile sınırlı varlıktı.
Avam için DİN buydu.
(Ad Hominem** burada devreye giriyor BUNUN ADI ERİSTİK DİYALEKTİKTİR*** dindar ve ilahiyatçı arkadaşlar olguyu bırakıp şahsa hücum eder .Benim tartıştığım ilahiyatçılar ve dindarlar Mustafa Öztürk ismi duyunca asla okuma ve düşünme zahmetine girmiyorlar .)
Siyasette ise devlet ve iktidarların her an rutin dışına çıkma eğilimleri vardı .
Ben buna siyasetin metafiziği diyorum .
                              ***   ***   ***
Bendeki öz bilinç(felsefi düşünce yolu ile)  kamusal alanda iktidarlardan beklediğim meşru taleplerimi  ortaya çıkarttı .
Ve şuna kesin inandım.
İktidarlar ve tabi ki devlet kesinlikle anayasa ipi ile sımsıkı bağlanmalıydı .Muhakkak denetlenmeliydi.
Yargı bürokrasi(Savcı -Hakim) kılı kırk yararak kendi aralarında seçilecekti.
İktidarların  yargı üzerinde hiçbir tasarrufu olmayacaktı .
Tabi bununda bir riski vardı .
Risk ; Jüristokrasi**** idi …
Onun için bu üç  erk yürütme ,yasama ve yargı bir birlerini denetleyecek güce sahip olmalıydı . 
Yani kesinlikle kuvvetler ayrılığı ilkesi olacaktı .
Bu topraklarda bu hayal, ütopya olmakla beraber asıl korunaksız olan devlet değil halktı.
Birey asıl korunması gereken varlıktı .
Bu taleplerimi  ancak devlet sağlayabilir di.
Tabi birde  onu yöneten iktidarlar  .
Örneğin  benim gibi korunaksız bir varlığın can güvenliğini  mafyadan koruyacak ,cebri şiddet tekeline sahip meşru silahlı birimlerin  olması, adalet için  sığındığım bir yargı limanı olması lazım .
Tabi ekonomik kaynakları gayri iktisadi yöntemlerle belli güdümlü sermaye yerine halka adil paylaştıracak  iktidarlar  lazım.
Onun içinde seçilmişlerin iktidarı nimet paylaşım aracı ve kendi ideolojisinden olanlara kıyak maaşlı makamlar dağıtmaması lazım .
Bunlar önermesel tasavvurlardır .Ütopyadır. Teoride doğru olabilir .
Oysa bizler distopya***** dünyasında yaşarız .
Gerçek budur .
Sadece hayal dünyamdaki arzu ve istekler bunlar …
Yani devletten ve iktidarlardan beklediğim özelikler .
Peki  bu beklentim gerçekleşir mi,?
Bence hayır…
 
Bu inancımın epistemik temelleri var .
Örneğin devletin tepesinde neler olduğunu orada bulunanlar çok iyi bilir .
Benim gibi sadece vatandaşın bunu bilmesine imkan yok .
Bir PKK hadisesinin ,hala aktif faaliyetini sürdürdüğüne  inandığım feto denen o aşağılık örgütün,bir Adnan Oktarı, bir Süleymancıların veya cüppelin  ve çevresinin, Furkan vakfının  veya başka tarikatların veya bir çok sermaye guruplarının kayıt dışı ekonomilerinin olup olmadığını istihbarat ,masak, emniyet  tabi ki bilebilir …
Hepsinin üstünde iktidarlar da bilir .
Halk  olarak bizler üçüncü ağızdan bir takım şeyler  duyarız .Muhtemel bu duyduklarımızın %70 doğruluk payı da var dır .
Aaaa bir bakarız bir gün  operasyonlar başlar.Niçin ve neden bu güne kaldı ?
Tabi zararın neresinden önersek kârdır hesabı ile olsun bu da iyidir deriz .
 Ama sistemli düşünüldüğünde nasıl olurda sade vatandaş olarak benim en azından pratik akılla bulduğum bu karışık illegal işleri yönetici sınıfı 30 yıl sonra fark eder?
Ben PKK denen örgütün nasıl var olduğunu çok kaba olarak tahmin edebiliyorum .Ama onun bu kadar nasıl güçlendiğini bilmem mümkün değil tabi .Kesinlikle bir dış güç yardımı var .Buna inanıyorum .
Sonra yıllarda  yahu bu işin sonu nereye gidecek inanılmaz bir can kaybımız ve ekonomik kaynağımız bu meseleye akıtılıyor diyen bir çok insan tanıdım.
A-Toplumda ki bir görüş;
 Bu sorunu çözmeyi kimse göze alamaz, çünkü mağdur ve gözü yaşlı annenin yarasını kaşıyacak ve hiçbir şey yapmadan sadece PKK üzerinden %7-8 oy alacak  siyasi partiler söz konusu iken ancak çözse çözse çok imtiyazlı ve asla hakkında dava açılamayacak, sayın dediği için tutuklanmayacak,örgütle ilişkilendirilip hapse atılmayacak  asla kapatılması ve milletvekilleri  hakkında fezleke düzenlenmesi söz konusu olmayacak  bir siyasi parti çözebilir şeklindeydi .
Ha öyle bir partini var mı yok mu onu bilmiyordum …
Onun için imkansız geliyordu bana .
B-Bir başka görüş;
PKK sorunu belli  bir ideolojiyi tıpkı baş örtüsü veya 28 şubat mağdurlarını bir arada tutan  yapıştırıcı gibi algılıyor du
Ve sanal cemaati oluşturan, bu sorunun çözülmesi ile bu sanal cemaatin artık dağılacağını  ve PKK ortadan kalkarsa bu siyasi partilerin tüm sermayeleri elinden alınmış olup   iflas edecekleri şeklindeydi .
Çünkü politik mübadelede(seçmenle oy alışverişinde) din  ve  milliyetçi söylem inanılmaz etkiliydi .
Bu görüş sorun çözülürse belli milliyetçi partilerin varlık nedeni ortadan kalkar düşüncesindeydi.
Onlara göre  PKK sorunu tabanı bir arada tutan yapıştırıcı idi .          
Fakat bu gün hala nasıl oldu bu iş demekten kendimi alamadığım bir süreç yaşandı .
Gerçekten bu iç dinamikler ile mi oldu ? Bunu bilmiyorum.Zaten bilmem de imkansız.
İçinde bir çok anlaşılmaz (özelikle benim gibi cahillerin asla anlamayacağı ) izaha muhtaç  bir süreçti .
Ben  bu süreci  asla küçümsemiyorum .
Bütün bilinmeyen yanlarına rağmen bence çok da büyük risk taşıyan bir çalışma .
Fakat bu ne perhiz bu ne lahana turşusu demekten de kendimi almıyorum .
O kadar çok bu örgütle ilişkilendirilip tutuklanan  belediye personeli ve  kayyum atanıp hakkında fezleke düzenlenen milletvekili  söz konusu iken mutabakat nasıl oldu ?
Yani bir Osman Kavala veya İmamoğlu  PKK dan bile daha hatta o casus rahipten bile  ülke için daha mı  tehlikeliydi? Cinayet işlememiş örgüt mensubu için düşünülen cezadan kurtulma yolları  bile diğer insanlar için asla düşünülemiyor, gündeme de gelmiyordu .
BİLİNMEZLİK…
“Prof. Özgenç’in Cumhurbaşkanına hitaben yazdığı mektupta belirttiği gibi, bu Kurul’un talebi üzerine “Kandil’de terör örgütünün faaliyetlerini uzun zamandan beri yönetmeye devam eden kişiler, haklarında soruşturma açılmadan ve herhangi bir hak kısıtlamasına tabi tutulmadan serbest bırakılabilecek, seçilme veya atama yoluyla kamu görevi üstlenebileceklerdir.” (6 Ağustos)
Özgenç, bu yüzden taslağın geri çekilmesini ve uzman hukukçularla yeniden hazırlanmasını istemişti fakat bu haliyle Meclis’te kabul edildi.
Buna göre, Kandil’dekiler ve üst düzey PKK ve KCK yöneticileri, sıradan teröristler için öngörülen başvuru, savcılık ve sulh hakimliği aşamalarından geçmeden ve 5 ve 10 yıl denetim sürecine tabi olmadan Kurul’un kararıyla serbest kalabilecekler ve siyaset yapabilecekler.
Böyle olduğu veya olmadığı konusunda iktidardan bir açıklama yok.
Taha Akyol
    Gene Aristotales geldi aklıma,” insan bilmek isteyen bir varlıktır” diyor …
Bir probleme odaklanıp onu çözerken ,yüzlerce başka problem ve sorun görmezden geliniyorsa burada bir paradoks var gibi geliyor .
Lakin  tüm bilinmezliğine ve sırrına karşı barış  savaştan daima   iyidir. Kavga, kaos,kargaşa ,kamplaşma felakettir ülkem adına …
EK BİLGİLER :
* PÜLÜTOKRASİ: yönetim gücünün ve yetkisinin tamamen çok zengin kişilerin elinde bulunduğu, mal ve para sahiplerinin ülkeyi yönettiği bir oligarşi türüdür. Kelime anlamı olarak Yunanca servet (ploutos) ve güç/iktidar (kratos) sözcüklerinin birleşmesinden oluşur. Türkçede “varsıl erki” olarak da bilinir.
**AD HOMİNEM :Eristik diyalektikteki  en önemli tartışma hilesi;muhatap olayın kendisi yerine şahsı karalar .
*** ERİSTİK DİYALEKTİKTİR: Tartışma sanatı . Arthur Schopenhauer tam 38 tartışma hilesinden bahseder.
**** JÜRİSTOKRASİEn kısa tanımıyla yargıçlar yönetimi veya yargı iktidarı demekti. Seçilmemiş yüksek yargı mensuplarının veya mahkemelerin, demokratik yollarla seçilen yasama ve yürütme organlarının üzerinde bir güç kurarak, ülkenin siyasi ve toplumsal kararlarını belirlemesi durumunu ifade edecekti.
*****DİSTOPYA: hayali ve korkunç bir gelecek dünyası demektir. Ütopya kelimesinin tam zıttıdır. İnsanların baskı altında, mutsuz ve özgür olmadan yaşadığı bozuk bir düzeni anlatır.

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.