Abidin Uyar yazdı; “Kim Haklı (Teolojik bir problem)”

15.08.2026
8
A+
A-
TAHRİF…
Tahrif;Nişanyanın etimoloji sözcüğüne bakarsak  “Arapça
 √ḥrf kökünden gelen taḥrīf تحريف “bozma, eğme, çarpıtma” sözcüğünden alıntıdır.
Bizler kutsal metin olarak elimizde bulunan Mushaf’ın  yorum yolu ile tahrifini kabul etmeyiz .
KURAN İLE MUSHAF ÖZDEŞMİ ?
ÖZDEŞLİK VE ÇELİŞMEZLİK İLKESİ NEDİR ?
SÖZLÜ METİN İLE YAZILI METİN ONTOLOJİK ANLAMDA AYNI ŞEYMİ?
ALLAHIN HİTABI YAZILIMI, SÖZLÜMÜ ?
İşte felsefe sistemli düşünmeyi öğretiyor.
Felsefe Akıl yürütmenin ilkelerini verir .Ve bilme etkinliğidir.
“Ama Biz, sana, [ey peygamber,] yazılı bir metin göndermiş olsaydık ve ona kendi elleriyle dokunmuş olsalardı bile hakikati inkara şartlanmış olanlar, kesinlikle, “Bu açıkça, aldatmacadan başka bir şey değil!” derlerdi. Enam 7
Kaynaklar ;
 2) 160581Pamukkale Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi Mart/2014, Yıl: 1, Sayı: 1, s. 21-53
 KUR’ÂN NE DEĞİLDİR? *Ali Karataş
KURAN MUSHAF AYRIMININ ÖNEMİ Prof. Ahmet Keleş
Yazılı metin ile sözlü metin arasındaki en büyük fark sözlü metin MÜBİN dir. Apaçıktır .Yoruma tefsire ihtiyacı yoktur.
Çünkü muhatapları bizzat duyuları aracılığı ile peygamberden geleni işitmiş, peygamberin arkadaşı ve ona soru sorma şansı olan, tarihe ,zamana ve  mekana bizzat maddi (bedeni ) olarak tanıklığı söz konusudur .(İbn Sina metafiziği duyusal idrak/İdrak-i hissi)
Yazılı metin ise muhakkak anlaşılmaya ,yoruma ,tefsire ihtiyacı vardır. Onu konuşturanda beşerdir .(idrak-i akıl)
İslam düşünce sistemleri, örneğin tefsir ilmi bu ihtiyaçtan doğmuştur. Yoksa ne Hz. Ali, ne HZ Hatice ,ne Hz. Ömer tefsir ilmini bilmezdi. Çünkü ihtiyaçları yoktu .
Bu felsefi soru klasik ilahiyatçıyı aşar. Avam zaten bu sorunun ne kadar hayati olduğunu düşünmez .
Haklıdır .
Acaba insan merkezli yorumda,  anlam ve mana bambaşka hale getirilirse, örneğin; Şari’nin (Allah’ın) haram ve yasakları çoğaltılırsa bu tahrif sayılır mı? Sayılmaz mı?
Bilmediğim için soruyorum ..
Örneğin fıkıh usulünde Kitap ve sünneti biraz olsun anlıyorum fakat icma ve kıyas konusunda cevabını bulamadığım sorular var .
Sonuçta insan dediğimiz varlığın sosyolojik, antropolojik, mizaç, zeka, taassubu ile yakından ilişkisi vardır ..
                    ***   ***   ***
KİM HAKLI?
Bu yazımda bir iddia içinde bulunmuyorum .
İslam felsefecileri mi haklı , yoksa  fıkıhçılar mı haklı dır?
En çok merak ettiğim; din adına konuşan kendi sübjektif görüşünü mutlaklaştırıp, fakat kendi zaman mekan ve akıl çeperi ile sınırlı, eksik, mukayyet varlık olan ilahiyatçı ise o zaman dinde tahrif  olur mu olmaz mı ?
Çünkü  nesnesine gidip yani Allah ve peygambere sorup  biz böyle düşünüyoruz ancak doğrusu nedir deme şansları yok .
Ancak İslam tarihinde hatta bugün bile sayısız, kıyas yolu ile  haram ve yasakların sayısını artıran  bir disiplin var .
 Bunu  ben demiyorum …
Reşid Rıza  (bkz. Menâr I, 345 vd.)( …) “İşte ilk Müslüman nesiller meseleyi böyle görmüşlerdir. Onlar meseleleri kendi içinde giriftleştirmediler ve böylece onlar için, şeriat (dîn), tabii, kolay ve müsamahakar idi. Ama sonradan gelenler, kendi kıyaslamaları (ictihâdları) yoluyla çıkardıkları (bazı) buyrukları dine ilave ettiler; ve bu (ilave) buyruk ve yasakları o kadar çoğalttılar ki şeriat, toplum için ağır bir yük haline gelmeye başladı.” Muhammet Eset 
DOĞAL SÜREÇ…
İslam farklı kavimlerle buluşup onları fethederken kendide o kültürle feth oldu .
Bu son derece doğal bir durumdur.
Bu gün bir çok uygulama İsrailiyat  denilen (ve kippa –takke ),Hint felsefesinden (Ör;tespih,tasavvuf felsefesi) ,Zerdüştlükten örneğin (Miraç- Çinvat Köprüsü (Cinvat), İslam inancındaki Sırat Köprüsü’nün en eski ve temel benzeri olarak bilinir. “Ayırıcı Köprü” anlamına gelir; insan dünyasını ahiretten ayırır ve herkesin ölümden sonraki dördüncü günde üzerinden geçerek yargılandığı yerdir)Hristiyanlıktan ve bir çok dinden etkilenmiştir .
Bunda şaşılacak bir durum yoktur .
Hiçbir din otantik özelliğini koruyamaz .
Fakat bize öyle bir İslam dini anlatılıyor ki sanki HZ Peygamberin tebliğ ettiği din hiç yol kazasına uğramadan bu güne kadar bize ulaştı.
Klasik İlahiyatçı  İbn Haldun’u okumamıştır .
Felsefi birikimi yoktur …
“İbn Haldun “dinlerin saf ve doğal halleriyle kalamayacağını, toplumsal yapılar, iktidar ilişkileri ve asabiyet (grup dayanışması) süreçleriyle etkileşime girerek zamanla değişime uğradığını savunur. Din, siyasi ve sosyal hayata girdiğinde coğrafi, kültürel ve Beşeri şartlara uyum sağlamak zorunda kalır.” Mukaddime  
KIYAS…
Kıyas basit şekliyle ;Bilinenden yola çıkarak bilinmeyeni açığa çıkarmaktır .
Bilinen ve kesin olan asıldır (ayet).
Ahkam ayetlerinin sayısı İslam bilginlerine göre 250 ile 500 veya biraz daha fazla olduğu söylenmekte .Oysa  çağımızda ortaya çıkan problemler sınırsızdır.
İşte bu sınırsız problemleri  sınırlı sayıda ayet ile haram veya helal olduğuna karar vermek nasıl olacaktır ?
Bu kıyas yöntemi ile olmaktadır . 
Kıyas kavramı,felsefede (mantık) Aristoteles tarafından sistemleştirilmiş; İslam hukukunda (fıkıh) ise sahabe döneminden itibaren pratik olarak kullanılmakla birlikte, teorik bir metodoloji ve fıkıh usulü delili olarak en net tanımını ve literatür sistematiğini İmam Şâfiî ile bulmuştur(Al Bakış)
Özelikle İslam felsefi ile Fıkıh arasında kıyas uygulamasında önemli fark olduğuna görüyoruz .
Bu gün Allah adına  hüküm çıkartan FIKIH tır .
Kıyasa  konu olan  probleme de “fer” denilmekte
                           *** *** ***
Prof. Ömer Türker’in(İslam Felsefesi Anabilim Dalı) Kıyas konusundaki  sunumunun dan  notlar  . 
Kıyasta usul .
A-Büyük terim.
B-Küçük terim
C-İkisi arasında ORTAK (ortak )terim
D-Ve  Sonuç …
ÖRNEĞİN ;
a)Bütün sarhoş ediciler haramdır .
 b)(X) te bir sarhoş edicidir.
SONUÇ:( X) haramdır …
Soru şu; (X) sin haramlığı Allahın beyanımı yoksa kıyas yöntemi ile fıkıhçının çıkarımı mı?
Bu cümlede küçük terim sarhoş ediciliktir.
Büyük terim ise haramlıktır…     
İki önermede de ORTA TERİM(ortak terim) SARHOŞ EDİCİ OLMALARI dır.
Yani orta terim olan sarhoş edicilik , BÜYÜK  TERİM OLAN HARAMLIĞIN, (X)’e   yüklenmesinin sebebidir .Yani (X)sin haram olmasının sebebi sarhoş edici olmasıdır .
Acaba  sarhoş edicilik  tek başına (X) sin haram olmasının sebebi için yeterlimidir?.
İşte asıl problem buradan çıkıyor .
İki şey arasındaki benzerlik  (sarhoş edicilik) yalnız başına  kıyas değil Analojidir .
Filozof böyle düşünüyor .
(BENİM DEDEM SAKALLIYDI,KARŞIDAN GELENDE SAKALLI,ÖYLE İSE  O BENİM DEDEMDİR.(Her gördüğün sakallıyı deden zannetme ) 
Fıkıh ise  evet sebebidir diyor .(yani her iki önermede de sarhoş ediciliğin bulunması )
Fakat İslam felsefecisi  her iki önermede de sarhoş edicilik olması kıyas için yeterli değildir diyor.
SORULAR ;
Hükmü verenin hükmün tevhidiliğini  ve aynı zamanda  nübüvvetten bu delilin geldiğini ispat etmek zorunda olması gerektiğidir.
Bu kıyas filozoflara göre eksik bir kıyastır ve otoriteye dayalıdır .Burhani (delil ve ispata dayalı) değildir…
 Prof.Ömer Türker’e göre Tanrıdan başlayarak son mevcuda kadar  ve aksi kabul edilmez bir hiyerarşi içinde nedensellik zinciri içinde ispat gerekir .
Çünkü kıyas teorisine göre nesneleri bilmek demek illetlerini bilmek demektir .Hakikati ortaya çıkartmak demek tekil örneklikten yola çıkmak demek değildir .
Örneğin A şahsının ve B Şahsının tekil örneklikten yola çıkarak mizacına bakarak tüm insanlık hakkında konuşamayız .
 Peki bu iki şey arasındaki  benzerlik ilişkisinde
1)Maddi özelikler de benziyor mu ?
Örneğin ;Masa ; Bu masa ile başka bir masa  kıyaslandığında ikisi de özdeştir diyebilmek için masanın bizzat kendisi olmalıdır .
Yani masa ama maddi özelliği nedir ?
 Neden yapılmıştır.?
Demir ,alüminyum,tahta ,mermer,sunta ,camdan vs vs …
2)Formel nedeni (SURETİ) nasıldır .Tamam Masa diyoruz ama küçük,büyük ,kare,yuvarlak ,dikdörtgen,katlanabilir,sabit ,hafif ,çok ağır ,görünüşü nasıl ?
3)Fail neden ? Bu masayı kim yaptı ?Marangoz ,demirci ,alüminyumcu, camcı ,vs vs …
4)Gai (ereksel) neden (Masayı yapanın amacı nedir)Piknik için katlanabilir ,bahçe için sabit ,kalabalık hane halkı için büyük vs vs .
Özetle Filozoflara göre  KIYAS bize sözde veya zihinde değil, gerçekteki sebebi verdiği taktirde kıyas yöntemi ile bu haram denilebilir .
 SONUÇ YERİNE ; Sokrates’in dediği gibi sorgulanmamış hayat yaşanmaya değmez . Sorgulanmamış itikat da inanmaya değmez .     

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.