Abidin Uyar Yazdı; ““Gyges’in Yüzüğü”nü açıklıyorum efendimiz. Sonuçta sizler haklısınız. Lütfen zihin konforunuzu bozmayınız!
Takipçisi olduğum ve dört gün önce yeni dersini bitirdiğim notlar halinde çalıştığım Zeyrek akademisinin felsefe hocalarından Abuzer Dişkaya fiziki olarak derse katılan 8-10 kadar kişiye şunu sordu.
“Niçin ve neden buradasınız ?
Bu ders inanların çoğu için anlamlı bir ders değil.
Niçin evinizden kalktınız buraya geldiniz?
Gerçi dersin konusu 3.Dönem 4.Ders: Dini Önermelerin Epistemik Değeri idi .
Ama düşünün; Bir müftü, bir imam, bir vaaz memuru, İslam’ı ölümüne savunan bir İslamcı veya İslam’dan nefret eden bir adam sevgisinin ve ökesinin nedenini bilmiyor.
İçinde tamamen bilinç dışı bir eylem barındırıyor.
Kimi muhafazakâr dini toplumda doğduğu için veya meslek olarak(örneğin ilahiyatçı)seçtiği için dindar oluyor, kimi de içinde başka bir çok neden barındırdığı için ör; psikolojik, sosyolojik dindara duyduğu tepki vs ile dine Tanrıya öfke duyuyor .
Bunlar benim için hiç önemli değil.
Fakat bunların hiçbirinin felsefi düşünce ile alaksı yok .
Her iki tipoloji bir birlerinden rol çalıyor .
Hiç biri merak edipte zamanın 2 saatini bilme sürecini başlatmak için harcamıyor .
Ama dizi filim seyrediyor kahvede saatlerce oturup oyunda oynuyor.
Pikniğe gidip saatlerce zamanını harcıyor .
Demek ki sorun zaman la alakalı değil .
Bireyde merakın ve şaşkınlığın olmaması…
Çünkü o bildiğini zannediyor …
Siyasete atılıyor, bir partinin il veya ilçe başkanı, esnaflar derneği başkanı ticaret odası başkanı, belediye başkanı, imar komisyon üyesi meclis üyesi milletvekili olmak istiyor
Konumuz din, siyaset, iktisat veya siyasi partiler değil sadece felsefesi…
Eğer benim gerçekten bilgim varsa da “ahlak” bu bilginin neresinde duruyor diye sormuyor ?
Seçmenin zaten umurunda değil.
SORU …
Ceza alma korkunuz yoksa, yakalanmanız asla mümkün değilse, kimse sizden hesap soramıyorsa, görünmez bir adam olarak en mahrem alanlara insanların yatak odalarına girme imkanız varsa ,istediğiniz parayı görünmezlik zırhı içinde çalabiliyorsanız ve yakalanmayacağınızdan yüzde yüz emin iseniz ahlaklı olmanız için bir sebebiniz var mı?
Bu durumda dahi iyi insan olmak için uğraşır mısınız ?
İşte bu durumda evet bana dur diyecek bir otokontrol sistemi beni engelleyecek bir yeti var diyorsanız bu elle tutulan gözle görülen duyular aracılığı ile tespit fark edilen bir şey olmadığını idrak etmeye başladığınız anda adına ister vicdan, ister sağ duyu deyin bu ahlak metafiziğidir…
Neden ahlaklı olamıyoruz?
Bir anket yapılsa toplumun tamamı ahlaklı olmalıyız önermesine katılacaktır eminim.
Örneğin neden hırsızlık yapmamalıyım?
Neden adil olmalıyım?
Neden kamu malını el uzatmamalıyım?
Öyle bir neden söylemeliyiz ki itibari neden olmasın. İçinde metafizik neden bulunsun(Ahlak metafiziği,”Metaphysic of Morality”)…
İtibari neden şu demek.
Cezadan korktuğunuz için,toplumda itibar kaybedeceğiniz için, hırsızlık yapar rüşvet alır birde yakalanırsam rezil olurum hapse düşerim toplum içine çıkamam bu nedenlerden dolayı çalmıyorum diyorsanız bu davranış çıkar odaklıdır.
Sonuç odaklıdır.
İtibari ahlak dır .
Hiç te makbul bir ahlak değildir.
Metafizik neden ise bundan çok başkadır.
Ben çalamam, bana yapılmasını istemediğim şeyi başkasına yapamam,elimde her türlü imkan olduğu halde düşmanıma dahi kötülük yapamam,yediğim elmanın kabuklarını içtiğim sigaranın izmarit ini asla caddeye atamam imar rantına bulaşamam vs diyorsanız artık metafizik nedenler söz konusudur…
Ölümlü olarak kalitemi belirleyen şey, sahip olduğum sosyal statü,zenginlik değildir .
Varoluşsal gerçekliğim olarak bu vasıta değerler benim ahlakımla buluştu mu buluşmadı mı?
İnsan olarak kalitemi bu belirler…
Bakın bakalım çevrenize, bürokrasinin tamamına, yönetici sınıfına, politika yapıcısının kaçında bu metafizik ahlak arayışı var?
*** *** ***
Aşağıda ki fotoğraflara lütfen bakın .
Bu ülkede en tepe noktasındaki makam odası son derece mütevazi döşenmiş.
Neden?
En önemli siyasi figürler basit mekanlarda ağırlanmış.
Neden ?
İstese kamu parası ile cebinden bir kuruş çıkmadan görkemli yaşamını sürdürür.


Tatil günü herkes gibi sıraya giriyor.
Neden?
Çocuklarını, karısını kimse tanımıyor.
Neden?
Onlarda asla sen benim kim olduğumu biliyor musun demiyor.
Neden?
Kamu araçlarını, makam arabalarını caddelerden geçerken çakarlı gösterişli görgüsüzlüğe kurban etmiyor.
Neden?
Doğuma bile bisiklet ile gidiyor .
Neden?
Bu “neden”ler ne olabilir?
Lütfen Türkiye ki durumu ölçü almadan düşünün.
Tamam bir Türk dünyaya bedeldir. Biz en mükemmel dinin müntesipleriyiz.
Bunlar tabi ki göğsümüzü kabartıyor.
Tabi ki cennete biz gideceği bundan şüphemiz yok .
Çünkü onların bir çoğun dini İslam değil kendileri de Müslüman değil
( Japonya’da Şintoizm ve Budizm olarak 2 din hakimdir)
Fakat konu bu değil .
ERDEM AHLAKI NEDİR?
Bir an için hayali bir senaryo kuralım .
Farzumahal;
Yasalar size öyle bir güç vermiş ki bir emrinizle binlerce polisi kızdığınız bir adamın kapısına yığabiliyorsunuz, sizin bir işaretinizle mahkeme aylarca bir insanı ceza evinde yatırabiliyor, siz istediğiniz gibi hakaret ediyorsunuz bunların hepsini mahkeme ifade özgürlüğü sayıyor.
Size SEN diye hitap eden adamı anında hakaretten göz altına aldırabiliyorsunuz.
Yani yarı Tanrı gibisiniz .
Fakat elinizde her türlü kötülük yapma fırsatı bulunmasına rağmen hiç birine tenezzül etmiyorsunuz.
Bu ölümcül gücü kullanmıyorsunuz .
Herkes kızabilir,küfredebilir, hakaret edebilir , intikam alabilir ama ben yapamam diyorsunuz .
İşte tüm bu gücü kontrol edip kullanmadığınız an siz ERDEM AHLAKINA sahipsiniz demektir .
Bu görev ahlakıdır.
Bu görevi ne kanunlar ,ne makam ,ne diploma, ne mal mülk ne şöhret verir.
Bu görevi kişi kendi kendine verir.
Bu metafizik bir ilkeye dayanır .
CAHİLLİK BİLGELİĞİN İLK KIVILCIMIDIR.
Cahil olmaktan değil cahil olmadığınıza inanmaktan korkun …
Cahil olunmadan bilgiye ulaşılmaz.
Toplum cahilliği kötü bir şey zannediyor.
Oysa kötü olan cehalet değildir.
Kötü olan cehl-i mürekkep,hatta onun küpü olan cehl-i mikap denilen cahilliktir.
Bu cahil, cahil olduğunu bilmez bilmediğini de bilmez.
O her konuda konuşur.Her göreve taliptir.
Bunun felsefi açıklamasını Sokrates yapar.
“Tek bildiğim hiçbir şey bilmediğimdir” .
Ben bilmiyorum ve bilmediğimi biliyorum diyen insanda artık bir arayış başlar.
Hastalığınızın tedavisini, bozulmuş arabanızın tamirini bilmiyorsunuz. Ama bilmediğimizi bildiğiniz için direk o işi bilen insandan yardım istiyorsunuz .
Sizin için artık bilme süreci başlamış oluyor.
Doktor bey neyim var diyorsunuz.
Veya Tamirciye arabamın nesi var diye sorduğunuz sorular merakla başlar.
Fakat bizdeki cehalet cehl-i mürekkep durumu .
Bu toplum bilgeliğe diploma ile ulaşılacağını zannediyor.
Diploma gereksizdir demiyorum .
Böyle saçma düşünce olmaz elbet .
Fakat bu ülkede ülkeyi mahveden uygulamaları yapanların, geçmişte bankaları batıranların, hatalı ekonomik, siyasi ve hukuki kararları alanların, belediyelerdeki imar rantları yapanların tamamını ellerinde diplomaları olduğunu biliyoruz.
Diploma bunlara neden erdem ahlakı veremedi?
Onları bilge yapamadı .
Ama bilgiç yaptı…
DİPLOMA…
Michel Foucault, “Biliyorsunuz ki diploma, bilgiye ticari bir değer kazandırmaya yarar. Ayrıca diploması olmayanları, kendilerinin bilme hakkı ya da buna yönelik yetenekleri olmadığına inandırma işini görür…”
İşte Sokrates Atina yargıçlarına ben onlara göre daha bilgiliyim derken bunu kast ediyor…
Ben bilmiyorum ama bilmediğimi biliyorum onlar ise bilmiyorlar ve bilmediklerini bilmedikleri için bilgiye araştırmaya öğrenmeye ihtiyaç duymuyorlar .
ANTİK YUNANDA İLGİNÇ BİR TARTIŞMA
Adalet Hakkında Bir Konuşma;
Platon’un öğretmeni Sokrates ve abisi Glaukon bir tartışma başlatır.
Kurgu şöyledir;
Glaukon; “Sözleşmecilik”( contractarianism) adını verdiği bir adalet felsefesi tasarlar. Bu tasarıya göre ideal olan eğer siz yakalanamayacaksınız ve ceza da almayacaksanız ve de başkaları da size aynı kötülüğü yapmayacağından emin iseniz .
Siz rahatlıkla suç işleyebilirsiniz .
Yani insan doğası gereği eğer cezasını çekmeyecek olsa dilediğimizce çalar, öldürür, akla gelebilecek her suçu işlerdik.
“Gyges’in Yüzüğü” düşünce deneyini işte bunu anlatır .
Gyges, Lidya kralının hizmetinde olan mütevazı bir çobandır. Bir gün, koyunlarını otlattığı yerde deprem olur ve zeminde bir çukur açılır. Çukurun içine girip baktığında farklı farklı garip objelerle birlikte bir yüzük bulup parmağına takar. Daha sonra bir çobanlar toplantısında yüzüğü sola çevirince diğerlerinin onu göremediğini fark eder. Yüzükle görünmez olmuştur.
Bunu fark eden Gyges, kötülük yapmaya girişir. Mesaj iletme bahanesiyle saraya girer ve Kraliçe’yi baştan çıkarır. Gyges’in sadakat yemini ettiği Kral’ı öldürmek için kafa kafaya verip komplo kurarlar ve onun ölümünden sonra Gyges tahta geçer.
Özetle ;İnsan eğer yakalanmayacağını biliyorsa bana kimse dokunamaz,beni cezalandıramaz üstelik rakiplerimde aynı şekilde benim yaptığım kötülükleri bana yapamaz bundan da eminim derse rahatlıkla suç işleyebilir .
İşte buna engel olacak tek birincil ilke metafizik ilkedir…
SONUÇ YERİNE :
Sadece saçmala hakkımı kullandım.
Bunlar boş işler,düşünüp beyninizde hasar açmayınız.
Sonra bizim atasözlerimiz boşuna uydurulmuş sözler değildir .
Devlet malı deniz olduğu için yemeyip domuz olmayı göze almamalıyız…
Bal tutan parmağını yalar dendiğine göre makam otosundan bedava yurt içi ve yurt dışı gezilerinden kaçmamalıyız.
Kamun parasını kendi paramız gibi harcamalıyız.
Böyle gelmiş böyle gider dendiğine göre ;
Eski köye yeni adet getirmemeliyiz…
Yazarın Son Yazıları
Bir Yorum Yazın
Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum