KÜBA ÖZGÜR KALACAK…

30.07.2026
2
A+
A-

2005 yılında kafa dengi diyebileceğimiz 10 kişilik bir grupla dokuz günlük turistik amaçlı, 2013 ve 2019 yıllarında 45 ve 60 günlüğüne yatılı olarak tedavi amaçlı, 2025 yılında ise eşimle birlikte hem rahatsızlığıma kısa süreli destek tedavi ile gerekli ilaçlarımın temininden sonra, en uzunu olan, daha iyi tanımak ve anlamak üzere yapmış olduğumuz geziyle birlikte toplam dört kez gittiğim Karayiplerin en güzel ve en muhteşem adası Küba’da bulunduğum sürelerin, tedavi amaçlı geçen günlerimden geriye kalan, hemen hemen tüm zaman dilimlerinde; tedavi görmüş olduğum hastaneden, yattığım bölümünden, fizik rehabilitasyon alanından ve sağlık emekçileriyle daha sosyal ilişkiler kurarak onlarla hayatı paylaşmak suretiyle daha iyi tanımak, yine tedavilerim sırasında hafta sonları dinlenme zamanlarımın öncesinde yaptığım program çerçevesinde merak ettiğim, duyduğum her yeri görmeye ve sosyal yaşamıyla, tarihiyle, kültürüyle ilgili bilgi edinmeye çalışıyordum. Bu doğrultuda Küba ile ilgili önemli bilgiler edindiğime ve en çokta değerli/güzel dostlar edindiğim için mutluyum.

Bu doğrultu da Küba’yı ve Kübalıları tanımadan, araştırmadan, özellikle de tam 67 yıl ambargo ve gelecekte “Amerika’yı bir zamanlar bir sapık yönetmişti” diye anılacak olan Trump’ın 2019’da çoğunlukla yakınları ve kendilerinin kanser vb. hastalıkları için Küba’da çok daha ucuz olan ilaçları almak amacıyla gelen Amerikan vatandaşlarına dahi gemi turizmini yasaklayan ve bu kararla birlikte Ambargoyu ablukaya çevirdikleri bir ülkeyi Dünya’da yaşananlardan bağımsız değerlendirmek, küçümsemek, yalan yanlış bilgilerle Emperyalist propagandaya alet olarak sosyal medyada yazıp çizenleri anlamakta gerçekten zorlanıyorum.

Dünya’nın bütün acılarına, hiçbir ülke ayrımı yapmadan koşan Küba’ya 67 yıl boyunca uygulanan ambargo ve ardından Trump’ın kararıyla 2019 yılından bu yana uygulananlar, Dünya’nın en vahşi, en acımasız Ablukası/ambargosuna dönüşmüştür.

1-Küba’da neler oluyor?

Küba’nın içinde bulunduğu durum gerçekten ağır. Elektrik kesintileri, yakıt ve gıda sıkıntıları, ulaşım sorunları ve ekonomik daralma halkın günlük yaşamını ciddi biçimde etkiliyor. Birçok Avrupa ülkesinin güncel seyahat uyarısında Temmuz 2026’da elektrik şebekesinin bir hafta içinde üçüncü kez çöktüğü ve ülkede az sayıda da olsa protestolar olduğu yer alıyor.

Buna karşın Küba hükümeti de ekonomik sistemi kısmen gevşetmeye yönelmiş durumda. Temmuz 2026’da özel sektörün faaliyet alanını genişleten, ithalat ve ilaç tedarikini kolaylaştırmayı amaçlayan yeni reformlar açıklandı. Bu, Havana yönetiminin ekonomik modelde daha pragmatik bir çizgiye yöneldiğini gösteriyor.

Fakat burada önemli bir noktayı özellikle belirtmeliyim:

Küba’nın krizini sadece ABD ambargosuyla açıklamak ta, ABD yaptırımlarının krizi ağırlaştırmadığını söylemek de gerçekçi değildir.

Küba’nın ekonomik modelindeki Merkezi planlamanın zayıf kalması, çözüm üretmede gecikmesi, döviz kıtlığı, üretim düşüklüğü, Venezuela’dan gelen petrol desteğinin zayıflaması ve Pandemi sonrası turizmin toparlanamaması gibi birçok faktör var. Bunun üzerine ABD yaptırımları ve finansal kısıtlamalar eklendiğinde, zaten 67 yıl süren zulmü yaşayan Küba’nın üzerindeki baskıyı daha da artıyor.

Nitekim Temmuz 2026’da United States Department of the Treasury (Amerika Birleşik Devletleri Hazine Bakanlığı) Küba yaptırımlarını sürdürürken, ABD yönetimi Küba hükümetini ulusal güvenlik tehdidi ve baskıcı yönetim olarak nitelendiriyor.

1-           ABD Küba’ya karşı neden bu kadar düşman?

Bunun kökeni 1959 Küba Devrimi’ne dayanıyor diyebiliriz.

Fidel Castro’nun iktidara gelmesinden sonra Küba, ABD’nin ekonomik ve siyasi nüfuz alanından çıktı ve Sovyetler Birliği’ne yaklaştı.

Bunun ardından: ABD ile Küba arasında ekonomik ambargo başladı.

1961’de Domuzlar Körfezi Çıkarması yaşandı.

1962’de Küba Füze Krizi dünyayı nükleer savaşın eşiğine getirdi.

ABD, Castro’ya karşı yüzlerce suikast düzenledi, yönetimini devirmek için çeşitli gizli operasyonlar yürüttü. Küba ise Sovyetler Birliği’nin önemli müttefiklerinden biri haline geldi.

Dolayısıyla iki ülke arasındaki düşmanlık sadece “Komünizm” meselesi değildir. Jeopolitik, tarih, güvenlik, ideoloji ve ABD’nin kendi kıyısına yalnızca 150 kilometre kadar uzaklıktaki bir ülkede rakip bir sistemin, Sosyalizmin kurulmasını kabul etmemesi de işin içindedir. Evet bu konu Amerika için en öndeki prestij konusudur sanıyorum. Her açıdan bu tarihsel miras bugün de devam ediyor.

  1. ABD Küba’yı işgal edebilir mi?

Benim kişisel değerlendirmem:

Teorik olarak evet. Pratik olarak şu anda düşük ihtimal.

ABD’nin askeri gücü bakımından Küba’ya karşı çok büyük bir olabilir. Eğer yalnızca “askeri olarak kazanabilir mi?” diye sorarsak, cevap büyük ölçüde evet olabilir. Ama savaşın kazanılması ile işgalin siyasi olarak başarılı olması aynı şey değildir.

ABD’nin karşılaşacağı sorunlar şunlar olur: Birincisi: Küba’nın işgali çok ciddi uluslararası tepki yaratır.

İkincisi: Küba’nın coğrafi konumu nedeniyle ABD’nin arka bahçesinde yeni bir savaş alanı açılmış olur.

Üçüncüsü: Havana’nın düşmesi, Küba’nın kontrol altına alınması anlamına gelmeyebilir. İşgal sonrası uzun süreli direniş ve istikrarsızlık ihtimali ortaya çıkabilir.

Dördüncüsü: Latin Amerika’da ABD karşıtlığını yeniden güçlendirebilir.

Beşincisi: Rusya ve Çin’in nasıl tepki vereceği ayrı bir stratejik sorun yaratır.

Altıncısı: Miami’de 2 Milyon 500 bin Kübalının yaşadığını göz ardı etmek büyük hata olur.

Bu nedenlerle Washington açısından ekonomik baskı, yaptırım, diplomatik izolasyon ve Küba içindeki siyasi değişimi ajansal faaliyetler vb. çalışmalarla teşvik etmek, doğrudan işgalden çok daha düşük maliyetli yöntemlerdir.

Benim tahminim, ABD’nin kısa vade de “Küba’yı işgal edelim” şeklinde klasik bir askeri operasyon başlatmasından ziyade, ekonomik ve siyasi baskıyı artırmayı tercih edeceği yönünde.

Amerika’nın sömürgesi haline getirdiği birçok ülkede başardığını ve bu yolla yönetimleri devirdiği stratejisini Küba’da gerçekleştiremedi. Bence zorlanmasının ana sebebi de bu. CİA ve diğer istihbarat örgütleri aracılığıyla Küba’daki yönetimden üst düzey hiç kimseyi kendi tarafına çekerek satın alamadı. Çünkü Küba her ne kadar birçok konuda Venezuela ile ilişkileri son derece iyiyse de aralarında önemli bir fark var. O’da Küba’nın Venezuela gibi popülist bir Sosyalizm savunucusu olmamasıdır.

  1. Peki ya Küba’nın içinde bulunduğu durum daha kötü olursa?

Bence asıl önemli ve kritik nokta bu.

Küba’nın ekonomik krizi derinleşirse üç farklı senaryo ortaya çıkabilir:

Birinci senaryo: Kontrollü reform

Küba yönetimi ekonomiyi daha fazla açar, özel girişimciliğe izin verir, yabancı sermayeyi çeker, turizmi yeniden canlandırmaya çalışır.

Bu durumda sistem tamamen değişmeden, Çin veya Vietnam benzeri “siyasi olarak sosyalist, ekonomik olarak daha karma” bir modele yaklaşabilir.

Bana göre en gerçekçi olduğunu düşündüğüm senaryolardan birisi bu.

  1. senaryo: İç siyasi dönüşüm

Ekonomik kriz büyür, toplumsal protestolar yayılır ve yönetim üzerinde şimdiye kadar yaşananlardan daha ciddi baskı oluşursa, kapsamlı siyasi reform gündeme gelebilir.

Ama burada da önemli bir nokta var: Küba’da siyasi değişim mutlaka ABD yanlısı bir yönetim anlamına gelmez. Küba halkının kendi geleceği konusunda ABD’nin politikalarından bağımsız tercihleri olabilir.

  1. Senaryo: Kriz ve dış müdahale tartışmaları

Eğer ülkede büyük çaplı bir toplumsal çöküş, şiddet olayları artışı olursa, ABD’nin “insani müdahale”, “bölgesel güvenlik” veya “istikrar” yalanlarıyla destekleyeceği müdahale bahanesine; özellikle gençliğinin üst düzeyde Sosyalist bir bilinçle yetiştiği Küba halkının prim vereceğini asla düşünemiyorum ancak, yine de benim açımdan en endişe verici bulduğum senaryo bu olur. Çünkü işgal ihtimali en çok Küba güçlü ve istikrarlı olduğu zaman değil, Sosyalist sistemin ciddi biçimde zayıfladığı bir durumda gündeme gelebilir.

  1. Uluslararası desteğin önemi?

Çok büyük önemi var.

Küba’nın en önemli avantajlarından biri, uluslararası toplumun önemli bölümünün ABD ambargosuna karşı çıkmasıdır.

Örneğin 2025’te Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda ABD’nin Küba’ya uyguladığı ekonomik, ticari ve finansal ambargonun sona erdirilmesini isteyen karar 165 oyla kabul edildi; 7 ülke karşı çıktı, 12 ülke çekimser kaldı. Bu kararın bağlayıcı olmaması önemli. Yani BM Genel Kurulu’nun bu tür kararları ABD’yi otomatik olarak ambargoyu kaldırmaya zorlamıyor. Ama siyasi açıdan çok önemli bir mesaj veriyor: Küba, uluslararası alanda tamamen yalnız değil. Avrupa ülkeleri, Latin Amerika ülkeleri, Çin ve Rusya gibi aktörler farklı düzeylerde Küba ile ilişkilerini sürdürüyor. Bu durum, ABD’nin Küba’ya yönelik politikasını uluslararası meşruiyet açısından zorlaştırıyor.

Bir ülkenin BM’de 165 oy alması ile o ülkeye milyarlarca dolarlık yatırım yapılması aynı şey değil. Küba’nın bugün ihtiyacı olan şey yalnızca diplomatik destek değil; yakıt, yatırım, teknoloji, finansman ve ekonomik reform.

  1. Benim asıl endişem ve en büyük tehlike ABD’nin doğrudan Küba’yı işgal etmesi değil.

Asıl tehlike şu:

Küba’daki ekonomik kriz derinleşir → halkın yaşam koşulları ağırlaşır → protestolar büyür → hükümet sert müdahale eder → siyasi kriz büyür → ABD daha fazla baskı uygular → ülke daha da istikrarsızlaşır. Aslında bu tam da Amerika’nın planladığı ve ulaşmak istediği sonuç. Bu sonuca ulaştığı an düğmeye basacaktır. Ancak tam da bu nokta da: Küba’da neler var?

*Küba’nın Gençlik örgütü: UJC (Genç Komünistler Birliği) var. 1962 yılında devrimden 3 yıl sonra kurulan bu örgüt: Ülkedeki gençleri sosyalist sistem etrafında birleştiren resmi ve öncü kitle örgütüdür. Bu örgütte üyelik gönüllülük esasına dayanır ve belli bir seçme sürecinden sonra gerçekleşir.

*Küba’da Daha küçük yaş grubu çocukları ve öğrencileri kapsayan öncü bir örgüt daha var. OPJM (Jose Marti Öncü Örgütü) Okul çağındaki çocuklara devrimci değerleri ve toplumsal bilinci aşılayan bir örgütlenmedir.

*Küba’da kadınları toplumsal hayata ve ekonomiye dahil etmek amacıyla 23 Ağustos 1960’ta devrimden hemen 1 yıl sonra kurulan FMC (Küba Kadınlar Federasyonu) var. Bu örgütün öncülüğünü aynı zamanda Küba’nın ilk kadın Gerillalarından biri olan Vilma Espin Yapmıştır.

*Küba’da Mahalle bazında örgütlenmiş amacı mahallelerde karşı devrimci faaliyetleri gözetlemek, halkın güvenliğini sağlamak, ve devrimi korumak olan, Devlet politikalarını ve devrimci idealleri yerelde uygulamak ve halkı organize etmek olan, 1960 yılında kurulmuş olan toplumsal, siyasi bir kitle örgütü CDR (Devrimi Savunma Komiteleri) var.

Benim öğrendiğim kadarıyla önemli birer çatı örgütü olan bu organizasyonlar tüm ülkede oldukça güçlü. Bu nedenlerle Küba halkı kendi kaderini başka ülkelerin eline bırakmama konusunda taviz vermeyeceklerdir.

Sonucuna gelince: Düşüncem Küba konusunda askeri bir çözümün son derece yanlış olacağı yönünde.

Yani iki şeyi birbirinden ayırmak gerekiyor:

ABD’nin Küba’ya müdahalesine karşı olmak, Küba yönetiminin her politikasını onaylamak anlamına gelmez.

Benzer şekilde:

Küba hükümetinin yanlışları varsa eleştirmek de ABD’nin ekonomik baskı politikasını haklı bulmak anlamına gelmez.

Bence en sağlıklı yaklaşım, bu iki gerçeği aynı anda görebilmektir.

  1. Bu günkü tabloya bakarak Benim genel olarak tahminlerim şöyle

Birinci ve en olası: ABD’nin ekonomik ve siyasi baskıyı sürdürmesi, Küba’nın ise kontrollü ekonomik reformlara devam etmesi.

İkinci olasılık: Yönetimin ve örgütlerin olağanüstü çabalarına rağmen Küba’da ekonomik kriz nedeniyle daha büyük toplumsal protestolar ve siyasi reform baskısı oluşması.

Üçüncü olasılık: ABD ile Küba arasında yeni bir diplomatik müzakere döneminin başlaması. Bu, özellikle ekonomik kriz iki tarafı da daha pragmatik davranmaya zorladığında mümkün olabilir.

En düşük olasılık: ABD’nin doğrudan askeri işgale girişmesi.

Ama şunu özellikle vurgulamak isterim: Düşük ihtimal demek imkânsız demek değildir. Uluslararası siyasette büyük savaşların çoğu, birkaç yıl öncesinden bakıldığında “olmaz” denilen gelişmelerin sonucunda ortaya çıkabiliyor.

Benim kanaatim, Küba’nın kaderini belirleyecek en önemli faktörün Washington değil, önümüzdeki dönemde Küba toplumunun kendi iç dinamikleri olacağıdır. Eğer Küba yönetimi ekonomik reformları hızlandırır ve halkın yaşam koşullarını iyileştirebilirse, dış müdahale ihtimali de azalır.

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.