GÜRHAN AKDOĞAN; ‘’EMPERYALİZME VE O’NUN SİNSİ TUZAKLARINA GEÇİT VERMEYECEĞİZ’’
Atatürkçü Düşünce Derneği Bursa Şube Başkanı Gürhan Akdoğan; “Laik, demokratik Türkiye Cumhuriyeti; tam bağımsız Türkiye idealimiz, ulusal egemenliğimiz, üniter ve ulus devlet yapımız bizim için vazgeçilmezdir” dedi.

Nilüfer Belediyesi Karaman Dernekler Yerleşkesinde bir basın toplantısı düzenleyen ADD Bursa Şube Başkanı Gürhan Akdoğan, emperyalizmin yeni kuşatma girişimlerine karşı dikkatli olunması gerektiğini vurgulayarak, toplumsal hafızayı diri tutmak adına Atatürkçü Düşüne Derneği Genel Merkezinin hazırladığı bildiriyi okudu. Gürhan Akdoğan; “Büyük önder Mustafa Kemal Atatürk ve Kemalist devrimciler tarafından kurulan Cumhuriyetimiz; kuruluşundan bu yana emperyalizmin, gericiliğin, bölücülüğün ve Cumhuriyet karşıtı odakların hedefi olmuştur. Ancak bugün karşı karşıya bulunduğumuz saldırılar geçmiş dönemlere göre daha sistemli, daha kapsamlı ve daha cüretkâr bir nitelik kazanmıştır.
Bizler, Büyük Atatürk’ten aldığımız tarihsel sorumluluk ve görev bilinci ile, Cumhuriyetimizin temel değerlerini savunmak, Türk milletini uyarmak ve emperyalizmin yeni kuşatma girişimlerine karşı toplumsal hafızayı diri tutmak amacıyla bu bildirgeyi kamuoyu ile paylaşıyoruz.

Bu metin yalnızca bir değerlendirme değil; aynı zamanda bir uyarı, bir duruş ve bir Cumhuriyet çağrısıdır.
Son dönemde Türkiye’ye yönelik olarak dillendirilen “Osmanlı millet sistemi”, “demokratik konfederalizm”, “yerel özerklik”, “çok hukuklu yapı”, “eşit kurucu unsurlar”, “Türkiyelilik” 1923 bitti”, “yeni kuruluş”, “kurucu önderlik”, “yeni devlet”, “iki halkın kurucu unsur olması”, “yeni anayasa” ve benzeri kavramlar yalnızca siyasi öneriler değildir. Bu söylemler, üniter ulus devlet yapısını aşındırmaya yönelik ideolojik araçlar olarak kullanılmaktadır.
Cumhuriyetimiz, laiklik, üniter devlet yapımız ve ulusal bütünlüğümüz vazgeçilmezdir.
Bizler çok iyi biliyoruz ki 1923 yalnızca bir tarih değildir.
1923; emperyalizme karşı kazanılmış bağımsızlık zaferidir.
1923; ümmetten millete geçiştir.
1923; kulluktan yurttaşlığa yükseliştir.
1923; mazlum milletlere örnek olmuş büyük bir özgürleşme hareketidir.
Bilindiği üzere terör örgütünün silah bırakma bildirisinde Lozan ve Cumhuriyet “sorunun kaynağı” olarak gösterilmekte; Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş meşruiyeti tartışmaya açılmaktadır.
Bununla birlikte “iki kurucu halk”, “demokratik ulus”, “yerel özerklik”, “öz örgütlenme” ve benzeri kavramlarla konfederal ve özerk yapıyı içeren yeni bir siyasal model önerilmektedir. Bu yaklaşım, anayasal vatandaşlık temelinde şekillenmiş Türk Milleti kavramına karşı etnik temelli bir kurucu ortaklık modeli önermektedir.
Söz konusu metin; 1924 Anayasası’nı ret eden, Türkiye Cumhuriyeti’ni “soykırımcı” ilan eden,

- Lozan’ı hedef alan,
• Cumhuriyeti suçlayan,
• Terörü meşrulaştırmaya çalışan,
• Üniter devlet yapısını tartışmaya açan,
• Yeni bir siyasal model öneren bir siyasi metin niteliğindedir.
ABD destekli bölücü terör örgütü PKK’nın 1978 yılında kurulmasından bu yana Türkiye Cumhuriyeti yalnızca silahlı bir terör tehdidiyle değil, aynı zamanda ülkemizi parçalamayı hedefleyen emperyal projelerle de mücadele etmek zorunda bırakılmıştır.Türkiye’nin karşı karşıya olduğu terör sorunu yalnızca kimlik veya yerel yönetim meselesi değildir.
Terörün gölgesinde şekillenen hiçbir sürecin gerçek demokratik meşruiyet üretmesi mümkün değildir.
1 MART TEZKERESİ VE EMPERYALİZMİN KIRILAN HESABI
1 Mart 2003 Tezkeresi, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en önemli dönüm noktalarından biridir.
ABD’nin Irak işgali için Türkiye topraklarını kullanma talebi Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından reddedilmiş, böylece ulusal egemenliğin ve bağımsız devlet iradesinin güçlü bir örneği ortaya konmuştur.
YENİ ANAYASA TARTIŞMALARI VE LOZAN’A YÖNELİK SALDIRILAR
Bugün yürütülen yeni anayasa tartışmaları yalnızca teknik hukuk tartışmaları değildir. Bu nedenle öncelikle şu soruların yanıtlanması gerekir:
Hangi hak eksiktir? Hangi özgürlük anayasal güvence altında değildir? Hangi eşitlik ilkesi anayasada yazılı değildir ?Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, yurttaşların eşitliğini açık biçimde güvence altına almaktadır. Bu nedenle yeni anayasa taleplerinin arkasındaki gerçek amaç bellidir.
Bizler açısından tartışma konusu yapılamayacak, kırmızı çizgilerimiz şunlardır:
- Cumhuriyetin kuruluş felsefesi,
• İlk dört madde,
• Üniter devlet yapısı,
• Laiklik,
• Türk Milleti tanımı,
• Ulusal egemenlik ilkesi,
• Lozan Antlaşması.
Bu değerler pazarlık konusu yapılamaz.
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’ÜN ÇİZGİSİ: TAM BAĞIMSIZ TÜRKİYE
Mustafa Kemal Atatürk daha 1921 yılında şöyle diyordu:
“Biz, bizi mahvetmek isteyen emperyalizme karşı ve bizi yutmak isteyen kapitalizme karşı savaşmayı uygun gören insanlarız.”
Amasya Genelgesi’nde: “Milletin istiklalini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.”
Erzurum Kongresi’nde: “Milli sınırlar içinde vatan bir bütündür, parçalanamaz.”
Sivas Kongresi’nde: “Manda ve himaye kabul edilemez.”
İşte bizim rotamız budur.
Mustafa Kemal Atatürk’ün gösterdiği yol bugün de Türkiye’nin en güvenilir rotasıdır.
Sonuç olarak, emperyalistlerin çıkarları doğrultusunda günümüz Sevr’i BOP uyarınca Laik Üniter ulus devletin çok uluslu, çok dilli, çok hukuklu, teokratik temelli bir federasyona dönüştürülmesi ve milli sınırlar içinde vatanın bölünmez bütünlüğü ile Türk kimliğinin ve milli birliğin yok edilmesi amaçlı tüm saldırılar ve olası tehditler ortadadır.
1923’den itibaren 100 yılı aşkın süredir devam eden bu saldırılar 2000’lerde BOP’la sürdürülmeye çalışılmış, 1 Mart tezkeresinin reddi ile kesintiye uğramış, 2007 Ergenekon ve 2010 Balyoz kumpasları ile Orduda, 2010 referandumu ile yargıda düzenlemeler yapılarak 1. süreci ile sonuçlandırılmaya çalışılmıştır. Süreç, milletin karşı çıkması ile başarısız olunca 15 Temmuz 2016 darbe girişimi ve ardından 16 Nisan 2017 referandumu ile 96 yıllık Meclis merkezli rejim değiştirilmiştir.(Bu bağlamda ABD’nin BOP ile 2003’de duyurduğu 22 ülkenin rejimlerini ve sınırlarını değiştirme hedefi ve bu doğrultuda Paul Henze’nin 2006 raporu unutulmamalıdır).
Onlarca yıl boyunca Türk milletinin Atatürk sevgisini, ulus bilincini ve Cumhuriyetin kuruluş felsefesi olan Atatürkçü Düşünce Sistemine bağlılığını tamamen ortadan kaldırmayı bir türlü başaramayan emperyalistler, bu değerleri simgeleyen kurtuluşun, kuruluşun ve devrimin partisi Cumhuriyet Halk Partisi üzerinden milletin zihnini bulandırmak ve ayrıştırmak için “Mutlak Butlan” kararı ile partiyi etkisizleştirme çabasına girişmişlerdir. Her ne kadar topluma CHP’nin iç işi, parti içi çatışma olarak sunulmaya çalışılmakta ise de meselenin asla CHP meselesi olmadığı mutlaka görülmelidir. Mesele, milleti demokrasiden vazgeçirerek Tom Barrack’ın açıklamalarında ifadesini bulan “Merhametli Monarşi” (ne demekse) düzenine ve federasyona ikna etme meselesidir.
Bizler; Cumhuriyetin kazanımlarını, laikliği, ulusal egemenliği, üniter yapıyı, Türk milletinin birliğini, Lozan’ı, Atatürk ve devrimlerini savunmayı tarihsel görev kabul ediyoruz.
Bizler; “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir” sözünü tarihsel birleştirici irade olarak görüyoruz.
Mustafa Kemal Atatürk’ün yaktığı bağımsızlık meşalesi Türk milletinin ellerinde sonsuza dek yaşayacaktır.
- Üniter Ulus Devlet yapımızın, Laik Cumhuriyetimizin, Dil Birliğimizin, ülkemiz ve milletimizle bölünmez bütünlüğümüzün ve ulus olma bilincimizin vazgeçilmezliğini,
- Atatürk’ün “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir” tümcesinde ifadesini bulan millet tanımının ve Türklük kavramının tartışılmazlığını,
- Cumhuriyetimizin kuruluş felsefesi olan Atatürkçü Düşünce Sistemi’nin günümüzde de geçerli ve yol gösterici olduğunu,
- Milletimizin emperyalizm boyunduruğunda bir uydu devletin tebaası olmayı asla kabul etmeyeceğini,
- Gerekenin, kuruluşta olduğu gibi meclis eksenli, kuvvetler ayrılığına dayalı, yurttaşların eşitliği esaslı bir hukuk devleti olan Atatürk Cumhuriyeti’ni yeniden güçlendirmek olduğunu,
Önemle vurguluyoruz.
YAŞASIN TAM BAĞIMSIZ, LAİK, DEMOKRATİK TÜRKİYE CUMHURİYETİ!
YAŞASIN YENİDEN ATATÜRK CUMHURİYETİ!
NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE” diye konuştu.