Özkan Rona; “Tarihle Barışmak” Masalı Barışılmak İstenen Asıl “Ecdat” Sevr İmzacılarıdır!”
Eğitim İş Sendikası Bursa Şube Başkanı Özkan Rona, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in yine gündeme oturan sözlerine yanıt verdi. ‘Tarihle Barışmak’ vurgusunun aldatmaca olduğunu savunan Özkan Rona, Bakanın siyasi revizyonizm peşinde olduğunu vurguladı.
Yazılı bir basın açıklaması yapan Eğitim İş Sendikası Bursa Şube Başkanı Özkan Rona, “Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in son açıklamalarıyla birlikte, Türkiye’nin bitmek bilmeyen “tarihle hesaplaşma” sarmalına yeni bir halka daha eklendi. Bakan Tekin müfredat değişikliklerini savunurken Cumhuriyet ile Osmanlı’yı “barıştırmaktan” ve çocukların “ecdadına sahip çıkmasından” bahsediyor. Dışarıdan bakıldığında kulağa ne kadar da hoş, ne kadar da kucaklayıcı geliyor değil mi? Ancak bu romantik söylemin altını kazıdığımızda, karşımıza tarihsel bir hakikat arayışından ziyade, çok iyi bildiğimiz bir siyasi revizyonizm çıkıyor.

Bakan’ın açıklamalarını dinleyenler Türkiye’deki tarih derslerinde Osmanlı İmparatorluğu’nun yok sayıldığını, çocuklara İstanbul’un uzaylılar tarafından fethedildiğinin öğretildiğini sanabilir. Oysa gerçeklik bambaşkadır.
Yıllardır süregelen müfredatta Osmanlı; Ertuğrul Gazi’nin rüyasıyla başlar, Fatih’in gemileri karadan yürütmesiyle şahlanır, Kanuni’nin Mohaç’taki zaferiyle zirveye ulaşır. Mimari, sanat, askeri deha ve cihanşümul devlet anlayışı satır satır okutulur. Hal böyleyken, “Çocuklarımız Osmanlı’yı ataları olarak bilsin” çağrısı koca bir ironiden ibarettir. Çünkü çocuklar zaten Fatih’i, Yavuz’u, Barbaros’u çok iyi bilmektedir.
O halde asıl soru şudur: Müfredatta halihazırda var olan, övülen ve kucaklanan bir imparatorlukla Cumhuriyet neden ve kimin üzerinden barıştırılmak istenmektedir?
İşte tam bu noktada, “tarihle barışma” projesinin asıl niyetinin şanlı geçmişi anmak değil, utanç verici bir çöküşü temize çıkarmak olduğu gerçeğiyle yüzleşiriz. Barıştırılmak istenen Osmanlı, Fatih’in veya Kanuni’nin Osmanlısı değildir, zira Cumhuriyet’in onlarla bir derdi yoktur.
Asıl barıştırılmak ve “aklanmak” istenen;
Başkenti İngiliz postallarıyla çiğnenirken işgalcilere kahve ikram eden İstanbul Hükümeti’dir.
Memleketin ölüm fermanı olan Sevr Antlaşması’nı imzalayan Saltanat Şurası’dır.
Anadolu’da yedi düvele karşı varoluş mücadelesi veren Mustafa Kemal ve silah arkadaşları için “katli vaciptir” diyerek idam fermanı çıkaran Damat Ferit zihniyetidir.
Cumhuriyet, Osmanlı’nın kültürel mirasını reddettiği için değil, İngiliz zırhlısı HMS Malaya’ya binip ülkeyi terk eden Vahdettin’in temsil ettiği işbirlikçi siyasi iradeye başkaldırdığı için kurulmuştur. “Tarihle barışalım” derken aslında bizden istenen, Kurtuluş Savaşı’nı sırtından bıçaklayanların ihanetini unutmamızdır.
Haçlı “Saldırıları” ve Kelime Oyunları
Bakan Tekin’in “Haçlı Seferleri” ifadesini “Haçlıların bize saldırısı” olarak değiştirme gayreti de bu revizyonist çabanın semantik bir sosudur. Elbette Haçlı Seferleri birer işgal ve saldırı girişimidir; bunu tarihe meraklı her ortaokul öğrencisi bilir. Ancak asıl trajikomik olan şudur: Bin yıl önceki Haçlı saldırılarına karşı bu kadar hassas ve milliyetçi bir refleks gösteren zihniyetin, iş 1918-1922 yılları arasında Anadolu’yu işgal eden modern Haçlılara (İngilizlere, Yunanlara, Fransızlara) boyun eğen son dönem Osmanlı yöneticilerine geldiğinde birdenbire inanılmaz bir “hoşgörü ve barışma” arzusu içine girmesidir
Haçlılara karşı asırlar önce kılıç çeken ecdada saygı duymak kolaydır. Zor olan, yirminci yüzyılda emperyalist donanmalarına İstanbul’un anahtarını teslim eden “ecdadın” ihanetini itiraf edebilmektir.
Türkiye Cumhuriyeti gökten zembille inmemiştir. Türk milletinin binlerce yıllık tarihsel yürüyüşünün en zor zamanında küllerinden yeniden doğduğu son ve en parlak aşamasıdır.
Eğer gerçekten “ecdadımıza” sahip çıkacaksak;
Sarayının penceresinden işgal donanmalarını izlerken çaresizliğe gömülenleri değil, o gemilere bakıp “Geldikleri gibi giderler” diyen iradeyi,
Kendi tahtını kurtarmak için milletin bağımsızlığını İngiliz Yüksek Komiserliği’ne peşkeş çekenleri değil, Çanakkale’de, Sakarya’da, Dumlupınar’da toprağa düşen isimsiz kahramanları sahiplenmeliyiz.
Tarih bir süpermarket değildir; işinize gelen kahramanlıkları alıp, işinize gelmeyen ihanetleri rafa kaldıramazsınız. Cumhuriyet, tam da o ihanetlere verilmiş en büyük, en haklı ve en onurlu cevabın adıdır. Bu cevapla “barışmak” adına onu esnetmeye, eğip bükmeye çalışmak, tarihe saygı değil, bizzat tarihi yazan milletin iradesine saygısızlıktır” diye konuştu.