Abidin Uyar Yazdı; “Paradigmal körlük ,fanatik dindarlık”

07.03.2026
9
A+
A-
Her ramazan dindarın merak ettiği sorularda ve bu sorulara cevap veren kadrolu görevlilerde herhangi bir değişlik yok.
Orta çağ fıkıh bilgileri.
Sorunlar değişse de cevaplar hep aynı. Değişim hayatın her alanında var.
 Bilgi denilen ürün sürekli değişiyor, tüketim tercihleri şehirden şehre değişiyor ama zekata konu olacak asgari zenginlik ölçüsü olan nisap miktarı; “altında 80,18 gr veya bunun tutarında para veyahut ticaret malı, gümüşte 595 gr, devede 5, büyükbaşta 30, küçükbaşta 40 adettir” değişmiyor.
            Fakat işin ilginç yanı Hz. Ömer’den örnekler vermekten de geri durmuyorlar.( İlletlerin Değişmesi Sebebiyle Hükümlerin Değişmesi-ÖR; “Peygamber zamanında farklı zamanlarda müellefe-i kulûb kategorisi dâhil tüm sınıflara zekât verilmiştir. Ancak Hz. Ebû Bekir döneminde Hz. Ömer, ülü’l-emr olarak müdahale etmiş ve müellefe-i kulûba verilen zekât uygulamasını nihayete erdirmiştir.)
           Din peygamber sonrası insan muhayyilesine(hayal etme gücü) düştüğü andan itibaren ortaya çıkan problemleri(fer/kıyasa konu olan problem) İslam düşünce sistemleri ile(fıkıh başta)mutlaklaştırarak çözmeye başladı.
Oysa kendi mukayyet(zaman, mekan ve akıl çeperi ile kayıtlı olan) bir varlıktı.
Mutlak olan ise Tanrı idi (hiç bir şeyle kayıtlı olmayan)
Hiç bir zaman İktidar(umera) ve ulema(bilgi) ilişkisi öyle sorunsuz ideal bir şekilde devam etmedi.
İktidar ulemadan istediği fetvayı aldı.
Ebu Hanife örneği bir istisnadır .(ondan alamadı)
İslam Siyasi Tarihinde Bilgi (Ulema)- İktidar (Umera) İlişkisi: Ebu Hanife Örneği…
·Adem ÇAYLAK  ··Rabia Nur KARTAL 
 
Artık bu aşamadan sonra konuşan ve günümüze kadar  din adına “mutlak” hüküm çıkartan bu sistemlerdi.
Sistemleri de etkisi altına alan iktidarlardı.
Ulema, linkini verdiğim Ebu Hanife örneğinde olduğu gibi “İslam siyasi tarihinde Sasani yönetim geleneğinin etkisiyle “din” ve “devlet” ikiz kardeş olarak görülmüştür. Bu perspektifte, dinin “temel”, devletin ise bu temeli koruyan “bekçi” olarak sunulması, İslam siyasi düşünceler tarihinde “din ü devlet” anlayışının ortaya çıkmasına neden olmuştur. Başka bir deyişle, birlik, bütünlük ve nizamın korunması adına devlet, din üzerinde baskın olmuştur. “Adem Çaylak
 En büyük sorun zaten Kuranın Mushaflaşma süreci sonrası ortaya çıkmıştır. Artık ortada sözlü metin(Kuran) değil yazılı metin(Mushaf) vardır.
Yazı ile söz arasında ise yapısal fark vardır.
İkisi asla özdeş değildir .Prof. Ahmet Keleş bunu çok güzel açıklar .
KURAN MUSHAF AYRIMININ ÖNEMİ Prof. Ahmet Keleş
 Siz bir kitabı okursunuz anlamaya bilirsiniz.
Fakat canlı bir toplantıda sunum yapan biri size o kitabın içindekilerini çok rahat anlata bilir .
Çünkü sizin soru sorma şansınız vardır.
Anlatıcı beden dilini kullanır. Çok değişik örneklerle konuyu basitleştir.
Oysa yazılı metinde okur ile metin baş başadır .Okur canlıdır. Metin ise cansız kelimelerden oluşur .Okur Zaman mekan ve akıl çeperi ile sınırlıdır .
Okur metin yazarı ile değil metin ile karşı karşıyadır.
Metnin yazarı metinde ,zihninden geçen tüm ayrıntıları anlatmamış olabilir .
Ör; ”Prens atını prensese doğru sürdü , prenses koşarak indi” cümlesi metinde birçok şeyi açıklamaz.Prens atını sürdüğünde prenses neredeydi? Prenses nasıl biriydi? Sarışın mıydı, esmer miydi, kaç yaşındaydı, at nasıl dı? Prenses nereden indi. Bu açıklamalar metinde yoktur .
Kurandan bir örnek vereyim. Abese suresi 1-2:” Kendisine o âmâ geldi diye Peygamber yüzünü ekşitti ve öteye döndü.
Şimdi Mushaf’ta  geçen  bu âmâ kimdi? Bu nerede oldu ?Peygamber yüzünü neden ekşitti? Orada ne konuşuluyordu ? Âmâ’ nın geldiği mekan da kimler vardı? Metni okuyan bunların hiç birini anlamaz .
Bu soruların cevabını  bizzat orada bulunmuş vahye muhatap olmuş insan verebilir. Birde yazılı kaynaklar verir. Siyer anlatır.
Tabi bu bilgiler rivayet(aktarım) yolu ile gelir.
Oysa vahye(Kurana ) tanık olup orada bulunanın, zamana mekana tarihe ve o “âmâ “nın kim olduğuna tanıklığı vardır. Orada ne konuşuluyordu. Peygamber neden âmâ ya kızdı da suratını ekşitti?
Onun için metin yoruma tabidir ,yorum ise bir açıklama faaliyetidir. Ama her açıklama(yorumlama )hermenötik açıdan eksik tir .Çünkü metni okuyan olayın geçtiği yerde değildir .Ve metin yazarının muradının tamamını anlayamaz .Metnin yazarı zihninden geçenlerin tamamını yazıya aktarmamıştır .Ve en önemlisi metni yorumlayan tefsircinin de kültürel terkibi vardır.
Yetiştiği bir ortam vardır. Bağlı olduğu mezhebi taassupluk,yetiştiği kültürel iklim vardır. Birde kendi mizacı, zekası, sakinliği veya asabiyeti, ön yargıları metni okurken metni anlamada çok etkilidir .
Örneğin ;Elmalılı Hamdi Yazır tefsirinde mukaddime bölümünde (sh/11)yazılış bölümünde göz önünde bulundurduğu durumları açıklarken, 6 madde olarak (SH.12)6-“inanç açısından ehli sünnet mezhebine ve amel bakımından Hanefi mezhebine riayet edilerek ayetlerin ihtiva ettiği dini ,şeri hukuki ve sosyal ahlaki hükümleri ,işaret ettiği veya ilgili bulunduğu hikmet ve ilme ait konuları açıklamak” der. Yani baştan içinde bulunduğu ehli sünnet ve Hanefi mezhebinin görüşleri ile ters düşmeyecek şekilde ben bu kuran tefsirini yapıyorum demekte .
Burada şunu demek istiyorum. Alınan eğitim, mezun olunan okul, coğrafya, mezhebi veya tasavvufi inanç baştan asla yanlışlanmaya izin vermeyen, tartışmaya  açmayan, mutlak doğru görüşlerdir diyen bir ilahiyatçının bilimsel çalışma yapması mümkün değildir.
İslamcı dergilerde de bunu görebilirsiniz.(Bir tek yayın hayatına son vermiş İslamiyat ve İslami araştırmalar dergilerini  ayırıyorum .Hakemli akademik dergilerdi.)
Onun için avam, radikal dini bir kurumun görüşlerini “mutlak” doğru kabul ettiğinde İslam dinine hep bu gözle bakar farklı hiçbir şey okumaz. Kimseyi dinlemez.
Bu yalnız din dediğimiz olguda değil siyasette de aynıdır. Bakın hasta partililere veya ideolojik okuma yapanlara. Bu paradigmal körlük veya seçici algıdır .
SEÇİCİ ALGI-PARADİGMAL KÖRLÜK …
Atlara gözlük takarlar… At gözlüğü ile bakma lafı buradan çıkar …
Ta ki hayvan sağa sola değil önüne baksın, görmesi isteneni görsün. İnsan bazen kendisini gönüllü olarak bu duruma sokar…
Siyasette, ideolojilerde veya dindarların büyük çoğunluğunda  bunu sıklıkla görürüz.
Tek bir yere bakar. Tek bir mezhebin, liderin görüşünü doğru kabul ederler .
Etrafta  olup biteni at gözlüğü ile baktığından farklı düşünceleri  göremez .
Çünkü ona  sadece bir yöne bakması için o gözlük takılmıştır
O gözlük buna engel .
DİNİN FANATİK YORUMU .
    İsrail’in ABD ile birlikte 28 Şubat 2026’da İran’a başlattığı saldırı, radikal Siyonist Mesihçi çevreler ile Evanjelik Hıristiyan gruplar arasında Mesih beklentisini artırmıştır. 
Öte yandan bu tablo, radikal Mesihçi Yahudiler tarafından, tarihlerinde kurulmuş üçüncü devlet İsrail’in, Kral Süleyman döneminden bu zamana kadar görülmemiş bir güç ve egemenlik düzeyine ulaştığı şeklinde yorumlanmaktadır. 
İslam dünyasındaki Taliban, Işıd, El kaide ve onlarca silahlı grupları hatırlayalım. 
 
FANATİZM ; Latince tapınak veya kutsal yer anlamındaki ‘fanum’ sözünden köken alıyor. Arapçada en yakın kavram ‘taassup’, taassup sahibi kimseye de ‘mutaassıp’ deniyor. İlk bakışta bir inanca körü körüne bağlanma, dinde aşırı gitme hali kastediliyor gibi ama kelimenin kökeni ‘asap’. ‘Asab’ın, gergin, sinirli anlamının yanı sıra bir cemaatin bireyleri arasındaki toplumsal bağlılık ve dayanışma anlamı da var.
Fanatizm, Ateşli taraftarlık; körü körüne bağlılık’ şeklinde tanımlanıyor. ‘Aşırılık’, ‘dışlayıcılık’, ‘karşıtlık’ ve ‘dogmatizm’ şeklinde özetlenebilir …
 
 SONUÇ YERİNE :Din ilahiyatçıya, diyanete bırakılmayacak kadar önemli bir olgudur .Çünkü inanma ihtiyacı insanın doğuştan gelen (fıtri) psikolojik, duygusal ve sosyal bir gereksinimi olup; belirsizlikle baş etme, hayatı anlamlandırma, korku/kaygıyı azaltma ve iç huzur
bulma amacıyla hayati önem taşır.
 
Saygı değer ve gerçek bir değer olan Cengiz Güleç hocamın harika bir sunumu
Fakat asıl dini şekillendiren dindarın/din adamının kendisidir. Yani onun zihin yapısı anlama kapasitesi, mizacı, yetiştiği ortam çok etkilidir. Özetle din kitapta durduğu gibi durmaz. Kimin elinde geçtiği önemlidir. Din Zalim intikamcı bir yönetici de çıkartır. Şefkatli  adaletli bir insanda…    
 

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.