Abidin Uyar Yazdı; “Din -Fıkıh-Şeriat”

03.01.2026
27
A+
A-
Dinin başarısı muhatap aldığı insanın kalitesine bağlıdır.
Dindarların çoğunun  merak ettiği ve aşırı duyarlı olduğu konuların başında   yılbaşı gecesi çerez, meyve yenilirse  haram olup olmadığı konusu gelmekte.
 
Haklılarda. Kuranda hepsi belirtilmiş ve sayısı çok az olan haramların sayısı ulema tarafından kıyas yolu ile gittikçe arttırılmış.
 
Hatta bu konuda Reşit Rıza şöyle demekte.
Reşid Rıza, (bkz. Menâr I, 345 vd.):”  ilk Müslüman nesiller meseleyi böyle görmüşlerdir. Onlar meseleleri kendi içinde giriftleştirmediler ve böylece onlar için, şeriat (dîn), tabii, kolay ve müsamahakar idi. Ama sonradan gelenler, kendi kıyaslamaları (ictihâdları) yoluyla çıkardıkları (bazı) buyrukları dine ilave ettiler; ve bu (ilave) buyruk ve yasakları o kadar çoğalttılar ki şeriat, toplum için ağır bir yük haline gelmeye başladı.”
 
 4-5 gün önce şu videoyu izlemiştim.
 Fıkıh, Dinin ve Şeriatın Nesi Olur?
 
Bu başlık Nuriye Özsoy’un
GEFIS İslami İlimler Okulu tarafından düzenlenen “Konulu İlahiyat Tartışmaları Akademik Platformu” Çevrimiçi Konferanslar Programı’na dair bir videonun konusuydu.
Videonun konuşmacılarından biri Prof. Yunus Apaydın dı…
 
Şeriat ve fıkıh tabi ki din bağlamında  çok önemlidir.
 
Çünkü binlerce yıldır oluşmuş kanaate göre Kuran tarih üstü bir metindir.
 
Dolayısı ile şeriat(hukuk) da tarih üstü olduğu için Kuranda her devirde her probleme çözüm ve cevaplar vardır.
 
Peki bunu bir fıkıhçı nasıl yapacak?
 
Videoya yaptığım yorumda bu soruları sordum.
 
Özetle ;
“Örneğin ; Enflasyon , Deflasyon, Resesyon, Depresyon, Stagflasyon veya yüzlerce hukuk sorununa fıkıh hukuku(fıkıh paradigması ) nasıl yardımcı olur?
Örneğin merkez bankasının para politikalarına Ebu Hanife nasıl katkıda bulunur ?
Soramadığım yüzlerce hukuk problemine fıkıh nasıl çözüm bulacak ?
Tabi ki benimki de saçmalıktı.
Koca ilahiyatçı profesörlere  böyle soru sormak demek, sen abesle iştigal ediyorsun git simit sat demekti .
Bunca ilahiyat fakültesi  koca koca adamlar binlerce öğrenci yetiştirirken benim gibi  cahil bir adam fıkıh bu yüzyılda hiçbir işe yaramaz diyecek.
Bu kabul edilebilir bir şey mi?
Oysa benim apaçık sorduğum, hangi fıkıh, kimin fıkhı, hangi fraksiyonun fıkhı ile çözüm getireceksiniz demek istemiştim…
Ve bunların hepsi de İslam’ın görüşümü   olacaktı ?
 Ve bırakın bir Hristiyan’ı, ateisti, aynı  inanç gruplarındaki insanları bile kimin fıkhı ile ikna edeceksiniz?
 
*Başı açık kadının şahitliği kabul edilmez diyen de bir fıkıh mezhebinin kurucusu …
 
*Miras ta kadına düşen pay şu kadar diyende,
 
*Kölelik ,ganimet hukuku, cariye, hür kadın statüsü gibi daha onlarcası Kuranın emri diyende fıkıhçı.
 
Bu hükümleri tarih üstü kabul ederseniz, bunlar sabittir değişmez dediğinizde çok garip bir durum ortaya çıkmakta .
 
Bunları aynen kabul eden bir çok ilahiyatçı var.
 
IŞID ve radikal cihatçı örgütler hatta  ülkemizde namaz kılmayan öldürülür diyen ilahiyatçı akademisyenlerimiz bile var.
Bunlar dinin emri diyor.      
 
Ancak; bu ilahiyatçıların yanında,
Prof. Ömer Özsoy gibi ilahiyatçılarda var .
  Prof. Dr. Ömer Özsoy’un ifadesiyle “insanlığın kahir ekseriyeti vahiyler tarafından veya vahiy kültürleri tarafından şekillenmemiş coğrafyalarda ve kültürlerde dünyaya geliyor ve hayatını sürdürüp veda edip gidiyor. İnsan olmaklığı itibariyle Allah’ın her kulu fıtraten Allah’a iman etme ve erdemli yaşamayı tercih etme potansiyeline sahiptir.”
Dolayısıyla insan eylemlerinin doğru, onaylanabilir olmasını da hukuk metinleri oluşturmayı da sadece vahye isnat ederek izah etmek eksik bir tutum olur. Çünkü “insanın fıtratı itibariyle doğru davranma potansiyeline sahip olması, onun herhangi bir vahyi rehberliğin yönlendirmesi olmaksızın ortaya koyduğu doğru davranışların da Allah nezdinde makbul, hatta belki daha çok makbul olmasını gerektirir.” (Prof.Dr. Ömer Özsoy, Geçmişten Günümüze İslam Düşüncesi, s.218)
 
 İşid Yalova’da üç polisimizi şehit etti.
 
Bu cihatçı örgüt silahlı mücadelesinin gerekçesini hangi kutsal metne dayanıyordu?
İncil mi?
Tevrat mı?
 
Onlarda tüm eylemlerini  fıkıh yolu ile Kurana dayandırıyorlar.
 
O fıkhı hükümleri Kurandan çıkartıyorlardı.
 
Şehit ettikleri de Müslüman insanlardı…
 
DİN; DİNDARIN SOSYOLOJİSİ VE PSİKOLOJİSİ İLE FARKLI ŞEKİLERDE ORTAYA ÇIKAR .  
 
 Burada dindarın anlamadığı şey dinin  tek düze devam eden ritüellerle her bireyde ve her toplumda aynı sonucu veren bir olgu zannetmeleri.
 
“Huzur İslam da” sloganına hiçbir Müslüman itiraz edemez.
 
Ancak soru; bu İslam kimin fıkıh anlayışına göre oluşmuş İslam olacaktır?
Suud, İran, Taliban, IŞİD ve El Kaidenin
elindeki İslam huzur verir mi?
 
Yani İslam dendiğinde yeryüzünde ne kadar İslam dininin taraftarı varsa hepsi aynı şeyi anlamıyor…
   
 
Onlarca kez yazdık DİN sübjektif var olandır.
 
Bir  muhataba konuşur.
O muhatap her ne kadar bir toplumun üyesi ise de, her bireyin tekil  muhatap olarak bir zekası, yetiştiği ortam, aldığı eğitim vardır.
 
 Tarikatta veya medrese eğitimi ile veya  koyu mezhebi inançla yetişmiş bir adamda duran İslam ile başkasında ki farklı olabiliyor.
 
 İşte o muhatap(insan)objektif var olandır.
 
Her şeyi onun mizacı, zekası, anlama kapasitesi belirler.
 
 Sübjektif var olan olarak “din” nin etkisi tamamen objektif var olan İnsana bağlıdır.
 
Bu din bende bambaşka bir halde durur ,cüppelide bambaşka durur, Hz Aliyi kafir ilan eden adam da, Ebu Hanife’ye işkence yapan adamda bambaşka durur.
  
Prof. Mustafa Öztürk ;Yalova olayı üzerine çektiği videoda şunları söylüyor .
 
 
“İslam kendini Müslüman sayan insanların İslam’a dair anladığı ,yorumladığı ve uyguladığından ibarettir.
Ben bu metne bakıyorum .Bu metin mutlak bir nazarla okunmaz. Belli tarihsel koşullar içinde okunur. Benim anladığım şekilde bir İslam çıkıyor bu adamlar okuyor bambaşka bir İslam çıkıyor .
Ama herkesin kutsal metni aynı .Yani Kuran. Ama çıkan İslam ayrı . 
 
Bu adamların (İşİd) çıkarttığı dergilerde yüzlerce kullandıkları kavram kafir, cihat, şirk, küfür bütün ideolojik yapılanma bu kavramlar üzerinden muhatapları sınıflandırıyor .
 
Kuranın içinde hiç mi barış ,esenlik, hoşgörü, güler yüz, nezaket, yok …
Mustafa Öztürk şunu diyor ;
Sizin insanlık kumaşınız ne ise din de o şekilde şekilleniyor ve  kalıba bürünüyor .
İşte gerçek İslam denilen şey de senin benim ötekin ne anladığından başka hiçbir şey değil.
Bu adamlar zihinlerindeki hazır ideolojik kalıplara göre İslam’ı şekillendiriyorlar…
Ve amaçlar uygun olarak kitaptan istedikleri ayetleri alıp İslam budur diye pazarlayabiliyorlar .
 
 
 
 
 

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.