HKP Bursa Kadın ve Çocuk Komitesi; “Bütün Okyanusların Suyu Kadın, Çocuk Katillerinin ve İstismarcılarının Ellerindeki Kanı Temizleyemez!”
Halkın Kurtuluş Partisi Bursa İl Örgütü tarafından organize edilen 8 Mart Dünya Kadınlar Dayanışma Günü yoğun ilgi gördü. HKP Kadın ve Çocuk Komitesi tarafından hazırlanan etkinlik Kent meydanında gerçekleşti. HKP İl Başkanı Avukat Halil Ağırgöl’ün yanı sıra, Gürsu İlçe Başkanı İlknur Hızal’ın da katıldığı etkinliğe, DİSK Devrimci Emekli Sen Bursa Şube Başkanı Sacit Çam ve yönetimi de destek verdi.
HKP İl Başkan Yardımcısı Göksel Sögüt tarafından okunan basın bildirisinde, kadın ve çocuk katliamlarına ve istismarlarına dikkat çekilerek, sınırsız kötülükten en büyük payın çocuk ve kadınlara düştüğü vurgusu yapıldı.
Göksel Sögüt tarafından okunan bildiride; “Her hücrelerinden kan ve pislik akıyor! Emperyalist Para babalarının her gözeneği kötülük, ahlâksızlık, acımasızlık dolu! Kötülüğe doymuyorlar! Sınırsız kötülüklere; en çok da küçücük çocuklara, kadınlara reva gördükleri akıl almaz, yürek dayanmaz, insanlık dışı kötülüklere doymuyorlar. Hiçbir insani, ahlaki ve vicdani değere sahip olmayan Para babaları, tüm dünya halklarına, işçilere, kadınlara, çocuklara kan kusturuyor, cehennem hayatı yaşatıyor.

“Sermaye, tepeden tırnağa, her gözeneğinden kan ve pislik damlayarak gelir” diye boşuna demiyor Devrim Ustamız Karl Marx, “Kapital” isimli anıt eserinde.
Günlerdir ABD’li MOSSAD ajanı, çocuk kaçakçısı ve tecavüzcüsü, pedofil, sapık Jeffrey Epstein’in iğrençliklerle dolu “Epstein Adası” denilen adaya küçücük kız çocuklarını kaçırarak cinsel istismara uğrattıklarını, insan eti yediklerini, bebek kanı içtiklerini kanıtlayan, “insanım” diyeni kahreden, uykularını kaçıran, midesini bulandıran belgeler, mesajlaşmalar, videolar ve fotoğraflar ile çalkalanıyor gündem. Bu lağım çukurundan başta ABD’nin faşist, bunak, ahlâksız başkanı Trump olmak üzere Bill Clinton, Bill Gates, Elon Musk, Prens Andrew, dolar milyarderi Parababaları, Hollywood artistleri ve propagandacıları, yazar-çizerleri bilim insanları ve gazeteciler çıktı.

Epstein belgelerinde Türkiye’den de isimler var. Ancak bu belgelerde İhlas Holding CEO’su Mücahit Ören ve başka isimlerin olduğu bilgisi paylaşılır paylaşılmaz, AKP’giller hukuk bürolarına dönüştürdükleri yargı eliyle hemen bu haberlere yayın yasağı getirdiler. Oysa ki 17 Ağustos 1999 ve 6 Şubat 2023 depremlerindeki kayıp çocuklarımızın bu vampirlerin adasına kaçırıldığına dair Epstein belgelerinde ciddi şüpheler yer alıyor.
1857’de New York’tan 2025 Kocaeli Dilovası’na grevleri kanla bastıranlar ve fabrikada işçi yakanlar aynı vampirlerdir!
8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nden günler önce Emperyalistlerin Kâbe’si ABD’de ortaya çıkan olaylar, 8 Mart’ın ortaya çıkış nedeni olan olaylardan farklı değil. Parababaları 1800’lerde, 1900’lerde neyse bugün de aynı şekilde acımasız. 1857’de New York’ta 8 saatlik iş günü için tekstil işçisi binlerce kadınının grevini nasıl kanla bastırdılarsa, 1911’de New York’ta Triangle Gömlek Fabrikası’nda çoğunluğu 14-23 yaş aralığında olan 123’ü kadın 146 tekstil işçisini fabrikada nasıl diri diri yaktılarsa bugün de aynı şekilde acımasızca İşçi Sınıfımızı, emekçi kadınlarımızı, çocuklarımızı acımasızca sömürüyor, fabrika cehenneminde yakıyor ve kanlarını emiyorlar.
Peki ABD’li Parababaları hiç değişmemiş de Ülkemizdeki yerli uşakları, Ortaçağcı gerici iktidar onlardan geri kalıyor mu?
Kocaeli Dilovası’nda 3’ü çocuk yaşta olmak üzere 6 kadın ve 1 erkek işçi göz göre göre yanmadı mı fabrikada?
İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi (İSİG) 2025 raporuna göre MESEM uygulaması ile son 13 yılda en az 836 çocuk iş cinayetine kurban gitmedi mi?
İşte 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü tam da bu nedenlerle ortaya çıktı. 1910’da 8 Mart, Clara Zetkin’in önerisiyle 8 Mart 1857’de katledilen kadın işçileri anmak ve mücadele günü olarak kutlanmak üzere 2. Enternasyonal’e bağlı Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansı’nda, Dünya Emekçi Kadınlar Günü olarak oybirliğiyle kabul edildi ve o günden bugüne 8 Mart’lar bizler için hem anma hem de mücadele günüdür.

Ülkemizdeki Epstein Adaları: Sapık şeyhlerin yönetimindeki Ortaçağcı Gerici Tarikatlar, cemaatler, vakıf yurtları…
Sapıklıklarla dolu Epstein Adası’nı çok uzakta aramaya gerek yok!
45 erkek çocuğun cinsel istismara uğradığı Karaman Ensar Vakfı, Süleymancıların özel yurtları, Kur’an Kursları, Adnan Hoca’nın stüdyo evleri, 6 yaşındaki kız çocuklarının evlendirildiği, 3 yaşındaki çocukların öz babaları tarafından istismar edildiği Vakıflar, Epstein Adası’ndan hiçbir farkı olmayan iğrençliklerle dolu Ortaçağcı gerici yuvalar…
Buralarda işlenen suçların üstü ise AKP’giller yargısı tarafından ya örtülüyor ya da gerekli cezalar verilmeyerek suçlular ödüllendiriliyor. Bu nedenle her yıl hem kadın cinayetleri hem de kadına, çocuğa yönelik istismar olayları artıyor.
Meclis’te bu ve benzeri konuların araştırılması için verilen önergelere AKP ve onun suç ortağı MHP hep ret oyu veriyor. Bizzat AKP’giller’in Reisi ve içlerinde kadınların da olduğu Bakanları tarafından yapılan “kadın erkek eşit değildir, bir kereden bir şey olmaz, küçüğün rızası vardı” gibi akıl almaz açıklamalarla kadına yönelik şiddeti ve kadın, çocuk istismarını AKlayıp, yarattıkları kul kişilikleri bu suçları işlemeye özendiriyorlar. Bu nedenle AKP döneminde kadına yönelik şiddet %1400 artmıştır. 2025 yılında 457 kadın erkekler tarafından katledilmiştir, 2026’da ise katledilen kadın sayısı bugün itibarıyla 54’tür. 20 Şubat 2026 tarihinde ise bir günde 6 kadın katledilmiştir.

Kadına ve Aile üyelerine yönelik şiddeti engellemede büyük öneme sahip İstanbul Sözleşmesi’nden AKP’giller’in Reisi tarafından bir gece çekilme kararı alınması da kadına yönelik şiddetin artmasında etkili olmuştur. AKP’giller, İstanbul Sözleşmesi’nin iç hukuktaki temel uygulama kanunu olan 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesi Kanunu’ndan ve kadınlara birçok Avrupa ülkesinden bile çok daha önce önemli haklar kazandıran Medeni Kanun’dan da çok rahatsızlar. Şiddet faillerine uzaklaştırma kararı verilmesin, kadına verilen nafaka süresi kısıtlansın, nafaka yerine “mehir” getirilsin, evlilik yaşı düşürülsün istiyorlar. Yani Medeni Kanun’un yerine Şer’i Hukuk getirilsin istiyorlar.
Yine 4+4+4 eğitim modeli ile kız çocukları okuldan uzaklaştırılmakta, kadınlar iş yaşamından alıkonulmak istenmekte, çalışan kadınlarımız ise düşük ücretlerle, sigortasız çalıştırılmaktadır. Ülkemizde etkisi her geçen gün artan işsizlik ve pahalılık cehennemi başta kadınlarımızı ve tüm halkımızı her geçen gün daha da yoksullaştırmaktadır.

Laiklik Yoksa Kadın Yoktur!
AKP’giller’in derdi Laikliği tamamen yok ederek ülkemizi Ortaçağcı Faşist Din Devletine götürmektir. Böyle bir devlet ise kadının ve çocuğun köle olması demektir!
Bunun en güncel örneği 1400 yıl öncesinin Medine Köleci Toplumunun İslam geleneklerini en saf biçimi ile yaşatan din devleti Taliban Afganistan’ında geçtiğimiz haftalarda açıklanan Ceza Kanunudur: Bu kanunla kölelik yasal statüye kavuşturuldu, kız çocuklarının eğitim alması tamamen yasaklandı. Babalar, çocuklarını 10 yaşından itibaren namaz kılmadıkları için dövebilecek. Kadınların eş izni olmadan dışarı çıkması suç sayılacak.
Genel Başkanımız Nurullah Efe “Din üzerine ahlâk inşa edilemez!” der. Bu konuda yazdığı “Narin Cinayeti”, “Türban Konusu ve İşin Aslı”, “Ömürleri Talan Edilen Kız Çocukları”, “Kadın/İnsanlığa Geçiş- Tarih-Sosyalizm” kitapları ile Kadın Sorunu’nu ve Türban Meselesini bilimsel sosyalizmin ışığında, tarihsel olarak, sınıfsal temelleriyle netçe ortaya koyup, gerçek anlamda çözüme kavuşturmuştur.
Emekçi Kadınlar; Bilinçlenelim, Örgütlenelim, Bu Gidişe Son Verelim!
Yukarıda anlattığımız gibi 2026 8 Mart’ına emperyalizmin, Ortaçağcı gericiliğin ve ülkemizde AKP’giller’in kadınlara, çocuklara ve tüm dünya halklarına azgın saldırıları altında girdik.
Oysa ki bundan 10 bin yıl önce yaşanan Anacıl toplumda bugünün aksine kadın ezilen değil toplumu eşit bir şekilde yöneten, kutsal görülen bir cinsiyetti. Ustamız Hikmet Kıvılcımlı’nın Kadın Meselesi’ni çözümlediği “Kadın Sosyal Sınıfımız”adlı eserinde belirttiği gibi İnsanlık Tarihinin Orta Barbarlık Konağında, çoban topluma geçiş ile erkek, ekonomik gücü ele alarak kadını alt etmiştir. Ve o günlerden bugünlere kadının sömürüsü katmerlenerek artmıştır. Yaşadığımız düzende kadın ÇİFTE SÖMÜRÜYE uğramaktadır. Evde erkek tarafından mutfak ile yatak odasına sıkıştırılan kadın, işyerinde de işveren tarafından sömürülmektedir.
Bu düzen değişmeden ve gerçek bir Demokratik Halk İktidarı kurulmadan Kadın Sorunu çözülemez. Emekçi Kadının mücadelesi; son yıllarda önü daha da açılan, AB fonlarından beslenen, Sorosçu sivil örümcek feminist hareketlerin tek düşman olarak gördüğü erkekleri yok ederek kazanılamaz! 25 Kasım’lar da ve 8 Mart’lar da düzenlenen gece yürüyüşlerinde binlerle yürüyüp ertesi günlerde hiçbir sınıfsal mücadeleye katılmadan sadece erkeklere karşı nefretin boşaltıldığı eylemlerle yani Feminizm ile kazanılamaz! Bu mücadele içinde kadınların da olduğu sömürücü işveren sınıfına karşı mücadele ile kazanılır. Çünkü KADININ KURTULUŞU İŞÇİ SINIFININ KURTULUŞUNDAN BAĞIMSIZ DEĞİLDİR!
Biz Kurtuluş Partili Kadınlar olarak tüm kadınlarımızı başta kendi içinde devrim yapmaya, bilinçlenmeye, programındaki “YARIMIZ OLAN KADINI ÖN SAFTA GÖRMEK” sözünü şiar edinen Partimizde örgütlenmeye ve birlikte bu lanet düzeni yıkarak çifte sömürüye son vermeye çağırıyoruz!” denildi.