Yazımın ana konusu iman dediğimiz şey bizim siyasi tercihlerimize yansıyor mu sorusuna cevap bulmak .
Bir başka ifade ile din, siyasi iktidarların desteklenmesinde yönlendirici etkiye sahip midir ?
Yani bizim bir kötülüğe ,bir yanlışa, bir hukuksuzluğa, bir adaletsizliğe itiraz etmemize, rasyonel düşünmemize imanımız engel olur mu?
İçinde paradoks barındıran bir soru gibi gelebilir.
Hayır olmaz öyle şey dememiz pek ala mümkün tabi .
İmanımız yanlış eylemlerimizi önler denilebilir.
Ben aynı fikirde değilim .
En son o müftü hatta yakın çevremde yüzlerce tanık olduğum örnek var .
Üstelik İslam tarihin binlerce örnek var .
O kötülükleri, yapanların hepsi iman sahibiydi…
Fideizm denilen ve kısaca imancılık diye adlandırılan felsefi kavramı açmak istiyorum .
Önce Prof. Mustafa Öztürk hocadan bahsedeyim…
En son Enver Aysever’ le yaptığı söyleşi de ;duvara suya konuşmakla bu topluma konuşmak arasında hiç bir fark yok diyor.
İlahiyatçı Prof. Mustafa Öztürk geleneksel dindar tarafından sevilmez …
Neden sevilmez ?
Bunun en önemli sebebi bu güne kadar Ortodoks’i yani genel kabul görmüş çoğunluğun görüşü olan din algısını ret etmesi…
Bir ikinci neden çok ciddi iktidar muhalifidir .
Bunu da entelektüel aydın namusu ile yapar .
Herhalde bu günlere tanık olan bir Ebu Hanife olsaydı bir birlerinin en iyi arkadaşı olurdu …
Ne Yaşar Nuri’ye ne ihsan Eliaçık’a benzemez …
Bir çok alanda özellikle felsefi birikimi çok iyi durumdadır …
Bu sistem içinde zulme uğramış ve emekli olmak zorunda kalarak yurt dışına çıkmış bir entelektüeldir …
İlginç olan , ateist ve deist sayısı gittikçe artıyor diye şikayette bulunan bu diyanetin kadrolu binlerce görevlisinin yapamadığını ve resmen dinden soğuttuğu önemli bir kitlenin dikkatlerini tekrar dine çevir meyi başarmıştır .
Yüzerce yorum seni tanıdıktan sonra dine bakışım değişti şeklinde .
Üçüncü neden benim de tanık olduğum siyasal muhafazakar ve milliyetçi camianın duayen kabul ettiği Necip Fazıl’a çok ciddi eleştiriler getirmesidir .
Ona göre alnı hiç secdeye gitmemiş ve bohem hayatı üstelik kumar hastalığı* hiç eksilmemiş hiç yaşamadığı bir din üzerinden bugünkü siyasal İslamcıların göz bebeği olmuştur Necip Fazıl…
* (22 Mart 1951 tarihinde “Kumarhane Baskını” olarak anılan olay gerçekleşti. Beyoğlu’ndaki bir kumarhaneye düzenlenen baskında yakalanan Necip Fazıl, bu olay nedeniyle 18 saat karakolda tutuldu.)
Gerçekten benimde yakından tanıdığım bir çok imam hatipli ve ilahiyatçı Milli Türk talebe birliği ve Necip Fazıl ekolünden gelmiştir .
Siyasi düşünceleri Kuranla İslam’la taban tabana zıt olan bu ideolojik muhafazakar ve milliyetçiler “ tamam bizde biliyoruz çalıyorlar, yolsuzluk var mafya ile içli dışlılar ,ihaleler de inanılmaz hileler yapıyorlar, adaletsizlik ve hukuk tanımazlıkları diz boyu ,yargıda çok büyük ağırlıkları var istedikleri kararı çıkartıyorlar ama bizim yetiştiğimiz kültürde bu el başka partiye oy vermez “
dedirten şey aslında imanlarıdır…
Önce şunu söyleyelim bu iman epistemolojik değildir .
Kültürel, sosyolojik, çevresel, yöresel, imandır …
O iman siyasi tercihine yansır.
Fakat bunları da yaparken birey imanlı kalarak bunu yapar .
*** *** ***
İşte Mustafa Öztürk’ün bu videosu beni daha da düşünmeye sevk etti
Bu bayram, zamanımın önemli kısmını onun sayesinde varoluşçuluk felsefesinin önemli islimlerinden biri olan Kierkegaard’a çevirdim …
Ciddi akademik yazılar buldum …
Aradığım cevap son on yıldır şuydu .
Neden bu iman bu dindarın gayri ahlaki işlerini engellemiyordu.
Ve bizler iman dairesinde kalarak bu işleri yapıyorduk …
Zulmediyoruz .
İnsanları mahvediyoruz .KHK lı binlerce aileyi mağdur ediyoruz.
Kamu malın talan ediyoruz.
İmar rantına bulaşıyoruz ,mafya ile ilişki içindeyiz veya bu işleri yapanı oylarımızla destekliyoruz…
Fakat hala imanlı kalabiliyoruz .
Bu nasıl oluyor ?
Öyle zannediyorum ki bizler İman etmedik ama İslam olduk .
Hucurat 14. “Bedeviler, dedi ki: “İman ettik.” De ki: “Siz iman etmediniz; ancak “İslam (Müslüman veya teslim) olduk deyin. İman henüz kalplerinize girmiş değildir. Eğer Allah’a ve Resulü’ne itaat ederseniz, O, sizin amellerinizden hiçbir şeyi eksiltmez. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.”
KİERKEGAARD’DA FİDEİZM…
Fideizm çok kısa tanımıyla imancılık denmekte …
BİZLERİN İMANI NASIL OLUŞTU ?
Bizlerin imanı FİDEİST imancılık olduğunu zannediyorum …
Bizler düşündük taşındık araştırdık bilgiye ulaştık ve onun için iman etmedik…
Mesela Volkan Konak vefat edince ona gebermiş diyen bir müftünün adı dolaşıyor .
Bu adamın imanı veya benim gittiğim caminin sarı fırtına imamının veya benim ,annemin, babamın veya sizlerin imanı nasıl oluştu?
BİLEREK İMAN ETMEDİK …
Bizler önce araştırdık, bilgiye ulaştık ve sonra iman etmedik .
Bizler önce sorgusuz sualsiz antropolojik kültürle iman ettik sonra o imanın üstüne İslami ilimleri oturttuk …
Hiç birimiz ;Allaha ,ahirete ,cennete ,Peygambere iman ettik dediğimizde evet ben bunları biliyorum, ben tanığım ,Cennete gittim gördüm, Tanrıyı gördüm demiyoruz.
İman ettik diyoruz …
Metafizik alana ait bu bilgiyi bilmemiz mümkün olsa zaten bu bilgi bilimsel bilgi olur .
İman ise ispatlanması asla mümkün olmayan konular üzerinde olur .
O zaman İman denilen olay bilginin konusu değil .
O iradenin kabul ettiği inancın konusudur…
Ve bu iman herkesin üstünde aynı şekilde durmuyor …
Her insanın yaşanmışlığı öznel tecrübeleri ile değerlendirilir .
O iman bana çok kötü işler yaptırırken sizi ahlaki ilkelerin sınırları içinde tutabilir .
Öyle beylik laflarla böyle iman olur mu, bir Müslüman nasıl olurda bir kötülüğü destekler denilemez .
İman denile şey bir merdivenin basamaklarını çıkarak tamam işte şimdi en son noktaya geldik denilecek bir şey değildir .Artar eksilir…
Kierkegaard ve iman…
Yaşam yolunda üç ayrı aşama belirlemiştir.
1- ESTETİK KATAGORİ
Bu aşamadaki kişi için belirleyici kavram “haz”dır.
Bireyin mutlak ilgisi neyin haz verici olup olmadığı ile ilgilidir. Birey kendisi için yaşar. Toplumsal değer yargılarına sahip değildir, davranışlarını yönlendiren etkenler arasında toplumsal beklentileri gösterecek bir şey yoktur. Estetiğin görkemi ve kutsallığı şudur; sadece güzel olanla ilişkiye girer. Edebiyat ve kadınlar dışında hiçbir şeyle ilişkisi yoktur.”
Örnek ; Don Juan…
2- ETİK KATEGORİ
Bunlar Trajik Kahramanlar dır .
Ahlaksal yaşam alanında birey yalnız kendisini düşünerek eylemde bulunurken o eylemden etkilenerek herkes için en iyisini yapmayı düşünür. Bu aşamada kişi yalnızca kendini memnun eden veya üzen şeyleri değil evrensel olanı, mutlak olanı, iyiliği ve kötülüğü göz önüne almalıdır.
Ahlaksal insan tipi için örnek SOKRATES
3. Dini Kategori
HZ. İbrahim örneği ; (iman şövalyesi)
Varoluş aşmalarının tamamlayıcısı dini aşamadır. Kierkegaard’a göre ancak din tam anlamıyla doyurucu bir varoluş imkânı sağlar.
Tanrı’nın iradesi yalnızca en güçlü insanı değil fakat en derin ahlaki kanaatlerimize aykırı düşebilir.
Kierkegaard bunun örneği olarak da İbrahim peygamberin biricik oğlu İshak’ı kurban etmesini gösterir. Gerçekten de bu durum ahlaksal hiçbir düşünce ile bağdaşmaz. Ahlaki alan akılsaldır. Ahlak sahibi birey mutlaka evrensele boyun eğmelidir.
Kişi imanın çelişikliğine rağmen ve hatta o yüzden Tanrı’ya inanır. Daha önce değindiğimiz gibi ölümsüz ve sonsuz olan Tanrı, ölümlü ve sonlu olan İsa ile birdir ve enkarnasyonun(Hristiyanlıktaki teslis inancı) bu çelişikliği saçmalığı da beraberinde getirmektedir. Her ne kadar bu akla aykırı ise de Kierkegaard’a göre dinsel inancın doğası budur.