Waldo Sen Neden Burada Değilsin?

Gemlik Son Nokta Gazetesi’nin değerli yazarlarından Abidin Uyar, sosyal medya hesabında, İngiltere’deki erken seçimleri değerlendiren yazısında batıdaki ve bizdeki muhafazakârlık anlayışına dikkat çekti. Benim için yaşayan filozoflarımızdan birisi olan Abidin Uyar, ironilerle dolu değerlendirmesinde, İngiltere’de İşçi Partisinin hezimete uğramasını, bizdeki siyasal anlayış, kent yönetme bilinci ve şehir plancılığımızla harmanladı.

Abidin Uyar’ın bu yarı isyan dolu değerlendirmesini okuyucularımla paylaşmak istiyorum:

“Bakın!…
İşçi partisinin kaçınılmaz sonu. Neden?

Ha oradaki muhafazakârlıkla bizdekini karıştırmayın Onların ki felsefi bizdeki kültüreldir…

Onlar kent değerlerine, doğaya, mimariye, şehir planlamacılığa büyük önem verir …

Bizde denizi doldurur… Kıyıyı yağmalar, imar rantı ile şehirciliğin ağzına s…!

Kiliseden çevrilmiş Caminin içinde Gemlikte olduğu gibi imam iki sütun arasına kütüphane yapar, tarihi   duvara klima monte eder müftü de ses çıkartmaz ..çünkü muhafazakarlıkları, kültüreldir,sosyolojik ve çevreseldir … Sakal, başörtüsü bir tık üstü çarşaf, takke, tespih… Kandil vs v s

Sabah sabah Manastır denilen yerdeki sağlık ocağına çıktım…
Arabayı ben kullanıyorum yanımda yeğenim Murat oturuyor…
İnanılmaz bir rampa çıkıyorsunuz… pat diye düz bir cadde çıkıyor karşınıza, dikine devam mecburiyetiniz var, gene bir rampa çıkıyor karşınıza, sonra gene düz bir cadde çıkıyor karşınıza…

Adamlar imara açmışlar peki yolu nasıl açacaklar işte böyle…

Yemişim senin KENT konseyini, yerel yönetimini, imar komisyon üyeni belediye başkanını, fen işlerindeki mühendisi…

Hadi kalp krizi geçirmeden sağlık ocağına vardın ..peki nasıl ineceksin aynı yerden 🙂

Birde o gün şiddetli kar yağdığını düşün…

Ama her müteahhit burada yaptığı daireleri inanılmaz fiyatla sattı ..zorla mı sattı ki ?hayır …

Bu toplum aldı…

Bu toplumda en ufak bilinç, farkındalık sorgulama yok…

Özetle böyle başa böyle traş…”

Abidin Uyar isyanında haksız mı? Hemen sevinmeyin, bu sitemler, bu isyanlar, 8 aylık CHP’li Gemlik’in yeni Belediyesine yönelik değildir… Gemlik’i 1960’lardan beri yönetenlerin, yönettiğini iddia edip, hizmet verdik diyenlerin vicdanları ne âlemde acaba?

30 dönüm arazi üzerine, 7 bin metrekare kapalı alanda yapılan ve 90 milyon liraya mal olan Gemlik Devlet Hastanesinin istinat duvarları çatlamış, SOS veriyormuş, tehlike saçıyormuş…

2018 yılı Mayıs ayında hizmete girdi Hastane… Meğer istinat duvarları ile ilgili tehlike daha o anda başlamış… Gemlik Belediyesi’nin 2018 Temmuz ve Ağustos Aylarında Çevre Şehircilik Bakanlığı Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğüne defalarca uyarı yaptığını öğrendik. Peki, Gemlik Belediye Başkanlığı neden denetim yapmamış, önlem almamış, sadece uyarı ile yetinmiş derseniz, yetki konusundaki kısıtlamalardan dolayı bu sıkıntı yaşanmış… Hastane Sağlık Bakanlığı tarafından yapıldı, denetim ve sorumluluk da Bakanlığa bağlı Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğünde olduğu için… Peki, inşaatın teknik yetkilileri o esnada ne yapıyorlarmış? O henüz bilinmiyor. Adalet, Ahlak ve Liyakat sorgusu da burada başlıyor… Ve aradan bir buçuk yıl geçmesine rağmen, yetkili birimlere belediye tarafından yapılan uyarılar neden şimdi anlatılıyor? Kurumların aynı siyasal iktidara bağlı olmasından mı? İnsan yaşamı, doğa tahribatı, aynı siyasal irade tarafından hiçe sayılmasından mı?

Gemlik Devlet Hastanesi, şüphesiz ki, sağlık sektöründe sadece Gemlik’e değil, İznik, Mudanya, Orhangazi gibi yakın ilçelere de önemli ve güzel hizmetler versin diye yapıldı… Ancak neden hep eleştirilerin ve dedikoduların odak noktası oluyor?

FETÖ tarafından, henüz Başbakan iken, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ofisine dinleme cihazı konulduğu için tutuklanan birilerinin yakınlarına hastanede iş verildiği iddialarının, 15 Temmuz 2016 sonrasında İstihbarat birimlerini ve Polisi epey meşgul ettiğini biliyoruz…

Geçtiğimiz yıl içinde hem hastanenin hem de yanındaki Büyükşehir Toplu Konutlarının alt yapısının çökmesi sonucu bölgedeki yerleşim birimlerinin lağım suları içinde kaldığını haberleştirdik… İstinat duvarlarında da sorun çıkacağı o zamandan belliydi, alt yapı sorunu şimdilik çözüldü deniliyor, o zaman 2,5 yıldır istinat duvarlarının çatlamasına, patlamasına, tehlike saçmasına neden önlem alınmadı?

Bir de kan tahlil tüplerinin durakta unutulması konusu var… O da başka bir büyük sorun!…

Gemlik Körfezine bir sanayi kuruluşu tarafından soğutma tesisi kurulmak isteniyor. Geçtiğimiz Hafta Son Nokta Gazetesinin Manşetiydi bu haber…

Belediye Başkanı Mehmet Uğur Sertaslan, Hidrobiyolog Levent Arbüz ve ekibine incelemeler yaptırıp, konuyu detaylandırdı. Arbüz, şimdiye dek 19 farklı soğutma tesisini incelediklerini belirterek, özellikle halk nezdinde bilinçlendirme yapmanın önemli olduğunu vurguladı. Arbüz konuşmasına şöyle devam etti: “…Tesisin sebep olacağı deniz suyundaki 1-2 derecelik sıcaklık artışı o kadar önemli değil. Gemlik Körfezi’nin bir özelliği var. Belirli bölgelerde tekneyi denize bıraktığınızda sakal yapar. Altında yosun birikir. Bunun her bölgede yoğunluğu farklıdır. Gemlik Körfezi’nde ise bu yoğunluk fazladır. Tesisin denizden su alacağı borularda bu olayın gerçekleşmemesi için bölgeye klor ya da klor dioksit verilecek. Verilen kimyasallar bazı canlı türlerini yok ederken dayanıklı olan canlı türlerinin de muazzam derecede artmasına neden olacak. ÇED raporunda bunları göremedik. Bir diğer çekincemiz tesiste formaldehit kullanılması. Bunlar canlı çeşitliliğine doğrudan etki edecektir. Denizin rengi bile değişecektir” dedi.

Sanayi kuruluşlarının yoğunluğu nedeniyle çevre kirliliğine bağlı hastalıkların oldukça yüksek görüldüğü Kocaeli Dilovası örneğini veren Arbüz, “Dilovası’ndan gelen peyniri yiyor musunuz? Gemlik’ten gelen zeytin de tüketilmeyecek hale gelecektir” diye konuştu…

Balık Popülâsyonu da risk altında…

Bir önceki Belediye Başkanı Refik Yılmaz’da, yanıcı, yakıcı, parlayıcı, patlayıcı kimyasal üretim ve tesislerin yapılmaması için kamuoyunu da arkasına almıştı… Ama siyasi iktidar, kamuoyunun tepkisini hiçe saymış, sanayi kuruluşunu haklı bulmuştu… Böylece bu işlere bakan hukukta yara almıştı…

Şimdi firmanın karşı atağa geçerek, Gemlik ve Bursa gazetelerine ilan vereceği ifade ediliyor. Siyasal iktidarın, bu konulara bakış açısı, hukukun – geçmiş de göz önünde bulundurularak-, ne karar vereceği de az çok bilinerek, çıkabilecek sonuca bakılınca endişelenmemek elde değil. Bakalım Gemlik’te hangi gazeteci arkadaşlarımız, bu ilanı seve seve yayımlayacaklar!.   İkinci bir Köfteci Yusuf örneği bekliyorum kendilerinden!… Türkiye markası Köfteci Yusuf’ta sağlık konusunda tehlike saçıyordu, taciz ve tecavüz olaylarıyla çalkalanıyordu ve iş yerinde hijyene önem verilmiyordu… Yani öyle diyorlardı!… Sonra, bayram ilanları falan verildi, her şey düzeldi!… Bakarsınız, Gemlik’te böyle düzelir, bakarsınız Soğutma Tesisleri de Körfeze faydalı hale gelir!…

Değerli Kardeşlerim Feyzi Sarıkaya ve Furkan Özgül, Gemlik Life İnternet Televizyonculuğu, İnternet Gazeteciliği ve Reklam Ofisini hizmete açtı. Açılışta konuşan Belediye Başkanı Mehmet Uğur Sertaslan, internet ile gelen bilgi akışındaki hıza ve aynı oranda bilgi kirliliğine dikkat çekerek, bütün basın mensuplarının doğru habercilik, gerçek bilgi anlayışından taviz vermemelerini istedi. Feyzi Sarıkaya söz verdi. Eşim Güler ile birlikte gitmiştim açılışa, “Benim söz vermeme gerek yok zaten” dedim. “İçinde bilgi dolu olmayan ve gerçek dışı olan hiçbir yazı ve habere önem vermem! Kendim de asla yazmadım, yazmam!”… Gülüştük…

CİUS AVM arkasındaki Abdullah Yaşar’a ait çay ocağında oturduk yine. Son 5-6 yıldır dostlarla buluşma, sohbet etme mekânımız orası oldu. Önceleri çayı güzel diye takılıyorduk. Şimdilerde birçok şey için. Cius AVM’nin atıl durumundaki balkonunu keşfettim sonra. Gazete, kitap okuyup, sohbet etmek için ideal ve güzel bir yerdi. Sonra bir gün Belediye eski Başkanı Refik Yılmaz ve Başkan Yardımcısı Ahmet Avcı, bölgedeki metruk bina yıkımlarını incelemek için geldiklerinde beni orada gördüler. Selamlaştık, sohbet ettik. Ancak aynı gün, değişik saatlerde beni aynı yerde üç kere daha görünce şaşırdılar. Bunun üzerine, Abdullah Yaşar gözetiminde bu balkonu bana 49 yıllığına kiraladılar! Espri tabii ki… Sinemacı Murat Çengeltaş’ta eski Gemlik resimlerini getirdi. Bu balkonu Gemlik Tarihi Köşesi haline getirdik. Sinan Kahraman, Murat Bayram, Murat Çengeltaş, Mesut Bayram, Serhat Seferoğlu, Osman Doğan, Ömer Faruk Demir ve Bilimum Güvenli Köyü Halkı ve hatta Enver Şahin Çay Ocağın müdavimleriyiz.  Yoldan geçen kim tanıdık varsa, çağırıp sohbeti çay keyfi ile süslüyoruz… Efendim, sizleri de bekleriz!…

MAG-DER Bursa Şube Başkanı Yusuf Yumru, Gemlik Duyarlılık Derneği Başkanı Cemal Küçük, İnşaat Mühendisi Belediye eski Meclis Üyesi ve Son Nokta Gazetesi Yazarı Osman Doğan, Son Nokta Gazetesi Yazarı Murat Bayram, Murat Çengeltaş, Sinan Kahraman, Meclis Üyesi Tekin Rama geçtiğimiz gün derin bir sohbete daldık. Kanal İstanbul Projesinden girdik, Gemlik’in uyuşturucu ile imtihanına, bir sanayi kuruluşunun yapmak istediği soğutma tesisinden, Gemlik’in deprem gerçeğine kadar ne varsa vurduk demine…

MAG-DER Bursa Şubesi diyoruz. Çırpınan, didinen, bilinçlendiren Başkanı Yusuf Yumru Gemlikli… Gemlik fay hatlarıyla çevrili… Bursa’nın deprem ile ilgili bütün sivil toplum örgütleri tam teçhizat iken, MAG-DER ‘in sadece telsizleri var… Gemlik’in depremsel araştırması yok, örneğin yapı stoku belli değil. Ve riskli bina stokları üzerine imar affı ile birlikte yenileri de eklenmiş durumda… Balıkesir, Bursa, Mudanya Güzel Yalı Bölgesinde enerji birikimi fazlayken, Gemlik’te bunlardan etkilenecekken, elimizde hiçbir şey yok. Deprem ile ilgili her söz, alındığı söylenen her önlem, ya afakî, ya siyasi, ya şov amaçlı…

Sonuç biz buradayız. Sorunlar orada!

Gemlik Venüs Sinemasında üst üste, “7. Koğuştaki Mucize”, “Recep İvedik 6”, “Mucize Aşk 2” ve “Aman Reis Duymasın” filmlerini izledik. Bu kadar sorunun arasında, Sinemaya gitmezsin de neylersin? Ya sinemaya gideceksin, ya okuyarak kafayı dağıtacaksın. Ya dostlarla çay içeceksin, ya da Joker Bar’da mesela, bir köşeye çekilip, rakı içeceksin… Bu aralar, sinema ve kitaplarla haşır neşirim…

Nereden geldiyse aklıma; Üstat İsmet Özel’i okumak geldi. 12 Ciltlik Tahrir Vazifelerini henüz okumadım. Ancak “Küfrün İnsanı Olmaz”, “İrtica Elden Gidiyor” ve “Dil ile İkrar” kitaplarını şiddetle tavsiye ederim. “Cuma Mektuplarını da” almayı düşünüyorum.

“Waldo Sen Neden Burada Değilsin” isimli kitabına sardım durduk yerde! O da ne, devamı iki cilt daha varmış. “Henry Sen Neden Buradasın1” ve “Henry Sen Neden Buradasın 2”…

AKP’lilerin bel bağladığı gazeteci çocuklar, yandaşlar bunları bilir mi, bilmem… Bilirlerse, iyi olur derim. Okumadan hiçbir şey anlaşılmıyor, okumadan doğru düzgün asla yazılmıyor çünkü.

İsmet Özel her daim iyi bir seçimdir. Türkiye’nin Borges’i, Umberto Eco’su ve daha ötesi diyebilirim…

“…Kim olduğumuz sorusuna cevap ararken, aklımız hep, kim olacağımız sorusuyla karışıyor. Kim olacağımızı düşündüğümüzde ise kim olmak istediğimiz sorusu peşimizi koyuvermiyor. Gerçekte, kim olduğumuzu öğrenme süreci içinde bile kimliğimiz yeniden oluşuyor. Sanki Werner Heisenberg’in belirsizlik ilkesine tâbi olmuş gibiyiz. Nerede olduğumuzu öğrenmeye çalışırken nereye gittiğimizin bilgisi elimizden kaçıyor, eğer nereye gittiğimizi bilme gayretine kendimizi kaptırırsak nerede olduğumuzu unutma tehlikesine uğruyoruz. Ama bütün bu belirsizlik içinde karartılamayacak, önemi azaltılamayacak, vazgeçilemeyecek bir kalkış noktamız var:
Bizler, hepimiz birer ürünüz. Hepimiz husule geldik, hepimiz oğullar ve kızlarız…” demiş,  üstat İsmet Özel…

Kim olduğumuzu veyahut kim olmak istediğimizi sonra kim olacağımızı gerçekten iyi bilmek, bu konuda derin düşünmek, kafa patlatmak, felsefi ve edebi sorgulamak şart! En azından Nietzche’nin dediği gibi, Neysen O’sun felsefesini de unutmadan… Ama dedim ya, önce okumak ve bilmek gerek…

Sonra, biri sorarsa “Waldo Sen Neden Burada Değilsin” diye, apışıp kalmadan, nerede olduğunu haykırarak…

Sahi siz neredesiniz?

NOT: Yeni başlayanlar için, yandaş basına da önerme adına, Necip Fasıl Kısakürek’in kitaplarını, şiirlerini de tavsiye ederim. “Çile” isimli şiir kitabı, “Örümcek Ağı”, “Kaldırımlar” efsanedir. Ancak Necip Fazıl Kısakürek’in Neyzen Tevfik ile ilk takıldıkları dönemden kalan “Bacaklar” şiiri de güzeldir. Çünkü Edebiyat güzeldir. Edebiyat Hayattır…

Ayrıca;

Salih Tuna ve Ahmet Kekeç’i de tavsiye ederim ve tavsiye edin derim…

Önümüzdeki hafta da bu köşede buluşmak ümidimle…

Waldo Sen Neden Burada Değilsin?” için bir yorum

  • Aralık 18, 2019 tarihinde, saat 10:00 pm
    Permalink

    O köşe de midem ağrıyana dek bizde çay içmiştik.

    Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: