Taciz, Tecavüz Dünyası ve Laik Eğitimin Önemi

Hayvan, Çocuk, Kadın, Evlat, Akraba tanımıyoruz. Taciz ve Tecavüzden geçirip, katliamlar yapıyoruz.

Gemlik Emniyet Müdürlüğünden polis arkadaşlar, iki üç günde bir gelip, Türkiye genelinde gerçekleşen taciz, tecavüz, ensest ilişkiler ve hayvan, kadın, çocuk katliamlarıyla ilgili yayın yasağı konulu savcılık kararını imzalatıyorlar…

Toplum olarak manyaklaşmış, çıldırmış durumdayız.

En profesör, en uzman eğitimcileri izliyorum ekranlarda, “Eğitim Şart!” diyorlar. Başka çözüm sunamıyorlar…

Eğitim Sistemimiz ise yaz-boz tahtasına dönüşmüş durumda.

Türkiye, son bir haftadır, bir yandan adın cinayetleri, hayvan katliamları, tecavüz ve taciz olaylarını konuşurken, bir yandan da,  Uluslar arası Öğrenci Değerlendirme Programı (PISA) sonuçlarını tartışıyor. Bursa ilini Gemlik Özdilek Cevdet Aynur Mayruk Kız İmam Hatip Lisesinin temsil ettiği uluslar arası sınavda Türkiye Matematik ve Fen alanlarında başarısını en çok artıran ülke olmuş. 2015’te diplerden sürünürken, 2018’de nihayet çıkış yakalamışız. Eğitim Sistemimizi ve toplumun geldiği eğitimsiz, yozlaşmış, sosyal düzeyi eleştirirken, içimizi ferahlatan bir eğitim gerçeği oldu bu sonuçlar.

Gemlik’i ve Bursa’yı başarıyla temsil eden Özdilek Cevdet Aynur Mayruk Kız İmam Hatip Okulunun idareci, öğretmen ve öğrencilerini gönülden tebrik ediyorum.

Türkiye’nin eğitimden ne anladığı ciddi bir olaydır.

Eğitim ve öğretim aynı zamanda Pedagojiden, modern dünyadan ne anladığımızla ilgilidir. Tarih öncesinden kalmış eğitim sistemimiz var bizim. FETÖ okulları kapatıldı, dershanelere çeki düzen geldi sanıyoruz. Ama öyle değil. Özel okullar pıtrak gibi çoğaldı. Özel okulların eğitim düzeyi konusunda araştırma yok. Öğretmenleri maaş bile alamıyorlar. Vakıflar oluşturdular ve her yerdeler. Tarikat okulları çoğaldı. Milyonlarca insan çocuklarını bu vakıf okullarına, tarikat okullarına gönderiyorlar.

Gemlik Belediyesinde Basın Danışmanlığı yaptığım dönemlerdi… Türkiye çapında yapılan Kuranı Kerim Okuma Hafızlık Yarışmasında birinci olmuş, iki minik çocuğu getirdiler Belediye Başkanının karşısına. O tarikatın simgesi takkeli, şalvarlı, bol mintanlı kıyafetlerle. Başlarındaki öğretmenlerinin ikizi gibi giyinmişlerdi. Birisi 7-8, diğeri 10-11 yaşlarında iki çocuk. Olsun, hafızlık herkesin harcı değildir. Bu çocuklar hafızlıkta Türkiye çapında birinci olmuşlardı. Bize de sevinmek ve sempati duymak düşerdi.

Belediye Başkanı çocukları tebrik etti. Sonra, o muhteşem soruyu sordu:

“Aferin size. Tebrik ediyorum sizi. Bizi gururlandırdınız. Derslerinize de aynı şekilde çok çalışın. Hangi okulda okuyorsunuz?”

Çocuklardan çıt yok.

Takkeli, sarıklı, bol mintanlı öğretmenleri cevapladı o soruyu.

“Okula gitmiyorlar. Bizim vakıf da okuyorlar!”

Buz gibi hava esti.

Kuranı Kerimi, Arapçayı okuyabiliyorlardı ama Türkçe bile bilmiyorlardı…

O başarı öyküsü haber olmadı. Bu kadar İmam Hatip Okulunun yapıldığı dönemde bile, okula gitmeyen, vakıfların eline bırakılmış çocuklarımız vardı bizim.

Şimdi gelelim, düz lise, karma lise dediğimiz, laik eğitimin süzgecinden geçmiş liseler nasıl ortaya çıktı ona bakalım?

Kiliselerde tarih boyunca papazların sübyancılığı engellenemedi. Bugün halen dünyada bu konuyla ilgili kitaplar yazılıyor, filmler çekiliyor. Vatikan’ın sabıka dosyası dergi kapaklarını süslüyor. Çünkü burada dinin kurduğu mahrem alanlar var. Ve o alanlara dinen müdahale edemiyorlar. Birisi günah çıkarma odası. Çocuk ve rahip orada baş başa kalıyor. İkincisi kilise mekânı mahrem bir mekân, gözetlenebilen, denetlenebilen bir mekân değil. Üçüncüsü de 12-13 yaşındaki bu çocukların yaşadıkları hormonal değişimlerden dolayı kendilerini suçlu hissetmeleri söz konusu…

İşte modern pedagoji bütün bunları göz önüne alarak gözetlenebilir, denetlenebilir, açık, yeni bir mekân inşa etti.

Osmanlı’da ya da Ortadoğu’da, Bizans ve Roma’da, Batı da, sübyancılık geleneği iki bin yıldır var. Oğlancılık dediğimiz müessese kurumlaştırılmıştır. Bunun temel sebebi yine bu mahrem mekân ilişkisinden doğar. Mesela usta çırak ilişkisinde, çırağı teslim edersin, çırak ustayı manevi baba olarak bilir. Yani kast olarak, güven duyar ustasına. Yüz ustaya güven duyabilirsin, ancak iki kişinin suiistimali bir süre sonra kanıksanır toplum tarafından. Bu mahrem mekân ilişkisi, karanlık ortaçağ geleneğidir.

Sonra Ensar Vakfı, başka vakıflar, cemaatler, Kuran Kursları skandalları çıkar ortaya. Ergenekon, Balyoz gibi FETÖ oyunları sırasında da gördük. Kapalı devre görüşme yapan bir cemaat söz konusuydu. Gizli mekanlarda nelerin konuşulduğunu halen bilemediğimiz bir cemaat!…

Bildiğimiz karma eğitim okullarına bakalım. İlkokul, Ortaokul, Lise… Hepimiz okuduk. Biliyoruz. Bütün mekânlar açıktır. Denetlenebilir. Gözetlenebilir ve ölçülebilir.

Kimse Pedagojiyle dalga geçmesin. Bilimsel sonuçlardan ortaya çıkmıştır.

Cemaatlerde, Vakıflarda yaşanan taciz ve tecavüzleri, “her kurumda olur!” mantığıyla savuşturamayız. Bu olaylar hiç yok denilecek kadar en az karma okullarda, düz liselerde olur çünkü. Alanların açık olduğu, gözetlenebilir ve denetlenebilir olduğu, yönetmelik ve tüzükle hesap verilebilir olduğu okullarda hangimiz okumadık?

Ortaokulda, Rehberlik derslerinin olduğu Çarşamba öğleden sonralarında eğitim ve öğretim yılı boyunca sadece iki kez okula gitmeyip, sinemaya kaçtık diye, başımıza gelmeyen kalmamıştı. Yoklama yapılmış, ailelerimiz telefonla aranmış, toplantılar düzenlenip, sıkı disiplinle göz hapsine alınmıştık. Şimdi çocuğunu bırak vakıfa, cemaate, bir daha sorma!!!

25-30 yıl öncesinden, Turgut Özal döneminde beri cemaatlere sivil kurum denmeye başlandı. Cemaatlere özgürlük istendi. Laik eğitim sistemi şeytanlaştırıldı. Modern eğitim kurumları dışlanıp, ortaçağdan kalma karanlık kurumlara eğitim öğretim sisteminde yer açtılar. Modern eğitim kurumları yerine, denetimsiz, gözetimsiz, mekân ilişkileri bozuk, mahrem alanları bilinmeyen yerlere teslim ettiler. Bu yüzden buralara geldik ve eğitim öğretim denildiğinde kimse çıkamıyor işin içinden…

Aslında sadece çocuklarımıza tecavüz etmiyor, bizlerin aklına dünyanın kadim bilgilerine de tecavüz ediyorlar. Pedagoji diye bilim var ve bu bilimi hiçe sayıyorlar. Amerika’da, Hollanda’da, Almanya veya Fransa’da, bugün kaç çocuk tırnağını yiyor, saçıyla oynuyor, kaç çocuk hiperaktif, kaçı içine kapanık, kaçının ailesi boşanmış, kaçı sorunlu veya mutsuz hepsini sayıyla oranlarla bilirler. Eğitim bütün dünyada ölçülebilen, gözetlenebilen, denetlenebilen, bütün bunlardan yeni dersler, yeni teknikler çıkarılıp, geliştirilen bir gerçektir. Türkiye’de Cumhuriyetin çocukları, terk edilmeden ve sıkı sıkıya sarılan laik eğitim düzeyinde en az tecavüze uğrayan çocuklardır. Ancak, 10-15 yıldır bunu söyleyebiliyor muyuz?

15 Temmuz’da kendi ülkesine silah sıkan, kendi vatandaşına bomba atan hainler nerelerde yetiştiler? 40 yıl deniliyor. 30 yıldır da birileri cemaatlere özgürlük istiyor. Vakıf ve tarikat okullarının önünü açıyor. Altın nesil oluşturacaklardı, kindar ve hain nesil oluşturdular.

Geçtiğimiz günlerde, CİUS AVM arkasındaki Abdullah Yaşar’ın çalıştırdığı Harbi Çay Ocağında emekli olmuş ve aktif görevde olan öğretmenlerle sohbet ediyorduk. Eğitim sisteminin özeti olarak, “Ülkenin emekli İmam Hatip Mezunları tarafından Yönetilmesi” gösterildi… Oysa FETÖ gerçeğini de göz önünde bulundurursak, halen geç kalmış değiliz diye görüşlerimi belirttim. İmam Hatip Okulları bile olsa; pedagojiden, bilimden, laik eğitimden beslenebilir, çağdaş kaliteli yeni nesiller de yetiştirilebilir diye iyimserliğimi korudum. Özdilek Cevdet Aynur Mayruk Kız İmam Hatip Lisesini de örnek vererek…

Bir yerlerden başlamak gerek. LAİK EĞİTİMİ kalıcı hale getirerek mesela…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: