Küba’nın ABD Emperyalizmine Karşı Onurlu Direnişi (3.bölüm)

Dünya halklarının kurtuluşu olarak ilan edilen “yeni dünya düzeni”nin, tüm gerici burjuva emperyalist propagandalara rağmen, dünyada yaşanan açlık, işsizlik ve yoksulluğu çözmek bir yana, daha da artırması karşısında, Küba’da yaşananlar, emperyalist yalanların teşhiri açısından önem taşıyor:

2006 yılı verilerine göre, 11 milyon 382 bin nüfusa sahip olan Küba’da ortalama ömür, erkeklerde 75, kadınlarda ise 79 yıl. Nüfusun yüzde 95’inin okur yazar olduğu Küba’da, ilköğretimden üniversiteye kadar eğitimin tüm basamakları, devlet tarafından ve herkese ücretsiz olarak sunuluyor. Ayrıca üniversite öğrencilerine aylık ödeme de yapılıyor. Adada 1958’de bir milyon kişi okuma-yazma bilmiyordu ve bir milyondan fazla kişi de, okur-yazarlığını günlük hayatta kullanamıyordu. Bugün ise, her on bir Küba vatandaşından biri üniversite mezunu. 1961’den beri Küba üniversitelerinden mezun olan yabancı öğrenci sayısı ise, 47 binden fazla.

1959’da Küba’da işsizlik oranı yüzde 24 iken, 2018 yılında, bu oran yüzde 1,e düşürüldü. Yine 1959’da elektrik sağlanan ev oranı yüzde 56’yı ancak bulurken, 2018’da, elektrik hizmetleri bütün evlerin yüzde 100’ ında var

Sağlık hizmetleri ise, Küba halkı için adeta bir gurur kaynağı durumunda. Küba’da 2018 yılına göre her 115 kişiye bir doktor düşüyor. Bu oran, 1958 yılında her 1,076 kişiye bir doktor şeklindeydi. Yine 1958’de 27 bin 052 kişiye bir dişçi düşerken, bugün, her 875 kişiye bir dişçi düşüyor. Halk sağlığına ilişkin göstergeler, ortalama yaşam süresinin 77 yıl olduğunu gösteriyor. Bu açıdan Küba, dünyada ortalama yaşam süresi en yüksek 25 ülke arasında yer alıyor. 1950–55 arasındaki dönemde, bu rakam 59,6 yıl olarak tahmin ediliyordu. Bebek ölümleri ise, binde 3,5 ile Latin Amerika’daki en düşük oranda seyrediyor. Elli beş yıl önce, Küba’da bebek ölümleri, binde 118 olarak bildiriliyordu.

Küba, tıpkı eğitim gibi, sağlık hizmetlerini de halka ücretsiz olarak sunarken, yetiştirdiği sağlık personeliyle, diğer Latin Amerika ülkelerindeki sağlık sorunlarının çözümüne de yardımcı oluyor. Örneğin Venezüella’da 261 muayenehane ve 341 sağlık ocağında 8 bin Kübalı personel görev yapıyor. Küba’nın yardımıyla, 15 milyon Venezüellalı, ücretsiz sağlık hizmetine kavuşmuş durumda.

Bu rakamlar, devletin eğitim ve sağlık gibi alanlardan elini çekmesiyle ve kamu kuruluşlarının özelleştirilmesiyle halkın refaha ulaşacağı yönündeki neo-liberal politikalara verilen bir yanıt durumunda. Çünkü, söz konusu neo-liberal politikaların merkez üssü olan ABD’de halkın eğitim ve sağlık hizmetlerinden yararlanma imkanı, ABD ambargosu altındaki Küba’nın çok gerisinde kalmış durumda. Küba’da istisnasız herkes sosyal güvenlik güvencesi altındayken, ABD’de nüfusun yüzde 15’i, sosyal güvenlik şemsiyesinin dışında kalmış durumda.

 

Küba’da çevre ve çevreyi koruma sorunu da önemli bir gelişme gösteriyor. 1959’da Küba topraklarının sadece yüzde 14’ü ormanla kaplıyken, bugün, hükümetin yürüttüğü ağaçlandırma çalışmaları sayesinde, bu oran yüzde 24’e tırmandı. Küba, orman alanlarında artış görülen tek ülke durumunda. Ayrıca Küba yönetimi tarafından ilan edilen Enerji Devrimi ile, küresel ısınmaya karşı mücadele konusunda ciddi adımlar atılacağı açıklandı

3.BÖLÜM

Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından “yalnız” kalan Küba acısından son yıllarda Latin Amerika ülkelerinde kurulan halkçı iktidarlar büyük önem taşıyor. Küba’nın varlığı, bu ülkelerdeki yönetimler açısından bir güven kaynağı olurken, tersinden, özellikle Venezüella ile kurulan ekonomik ilişkiler de Küba için can simidi oldu.

2007 yılı başında imzalanan 16 işbirliği anlaşmasıyla, Küba ve Venezüella arasındaki ilişkiler, onları stratejik ittifak konumuna yakınlaştıran yeni bir seviyeye ulaştı. Bu anlaşmalar; petrol, çelik endüstrisi, turizm ve iletişim alanlarını kapsıyor. Venezüella’nın başkenti Caracas’taki Miraflores Sarayı’nda yapılan imza töreninde konuşan Venezuela Dışişleri Bakanı Nicolas Maduro’ya göre, bu anlaşmalar, ekonomik sorunların ötesinde, halkı merkeze koyan bir bölgesel entegrasyon planı olan –ve ABD hegemonyasının aracı Amerikalar Serbest Ticaret Anlaşması’nın alternatifi olarak geliştirilmekte olan– “Latin Amerika ve Karayipler için Bolivarcı Alternatif”i (ALBA) güçlendirmeye katkıda bulunmayı amaçlıyor.  İmza törenine katılan Küba Başkan Yardımcısı Carlos Lage, konuşmasında, 2001 ile 2006 yılları arasında yapılan karşılıklı anlaşmaların kapsamının, 36,6 milyondan 840 milyon dolara yükseldiğini ve daha da yükseleceğini belirtti. Anlaşmalar, işletilmekte olan dokuz ortaklığa ek olarak, çeşitli alanlarda 12 yeni ortaklığın kurulmasının zeminini hazırlıyor. Bu projeler, gemi ve liman modernizasyonu ve inşasını, deniz taşımacılığı ve demir yolları için kurumların kiralanmasını, sigorta ve turizm alanlarını içerdiği gibi, ortak petrol arama çalışmalarını ve Karayipler, Orta ve Güney Amerika’ya da uzanan uluslararası telekomünikasyon sisteminin bir parçası olarak sualtı fiber optik kabloların döşenmesini de kapsıyor.

Devrim Savunma Komitesi içinde temsilci olarak çalışan ve yanı sıra komitede yer almayan Kübalılar’ın “Sizin için sosyalizm ne ifade ediyor” sorusuna verdikleri yanıt da düşündürücüydü. “Sosyalizm dayanışma demektir” mealindeki yanıtlar, Küba’da uygulanan sistemin niteliği hakkında ipuçlarını içerisinde barındırıyor aslında. Kuşkusuz sosyalizmin halk arasında “olumlu” bir çağrışım yapması, “ideal bir sitem olarak değerlendirilmesi” önemlidir. Fakat sosyalizm tanımının işçi-emekçi terimlerini kapsamayan genel bir dayanışma fikriyle ifade edilmesi, Küba’nın tarihsel gerçeklerinden bağımsız düşünülemez. İşçi sınıfın örgütlenmesi ve mücadelesi üzerinden değil, ama az sayıda silahlı devrimcinin çabası ve onlarla birlikte hareket eden halkın mücadelesi ile kurulan Küba Cumhuriyeti,

Sovyetler Birliği’nin de etkisiyle sosyalizm fikriyle tanışmıştı. Ama gerek Castro yönetiminin, gerekse Sovyetler Birliği’nin tutumlarıyla, Küba ekonomisi, sanayileşme yerine tarım üzerine kurulmuştu.

Sanayiinin ve işçi sınıfının gelişmediği, büyük ölçüde tarıma dayalı Küba ekonomisi için turizmin bir kurtarıcı olması, sistem açısından da sancılı bir sürecin dayanağı oldu. Turizmle birlikte, bir yandan yabancı sermaye ve özel sektörün ekonomideki payı artarken, diğer yandan Kübalılar, kapitalizmin tüketimi kışkırtıcı tuzaklarıyla tanıştılar.

Hem Küba’daki mevcut durum, hem de Latin Amerika’daki “21. yüzyıl sosyalizmi” tartışmaları dikkate alındığında, Küba’nın “proletarya diktatörlüğü” fikri ve pratiğinden oldukça uzak olduğu açıktır. Diğer yandan, kimi çevreler tarafından Çin ve Kuzey Kore ile birlikte aynı grupta değerlendirilse de, Küba, bu ülkelerden farklı özelliklere sahiptir. Gerek ABD’ye karşı verdiği antiemperyalist mücadele, bu mücadelenin halkçı niteliği ve Küba halkının anti-emperyalist tutumlarının Küba’nın mevcut sistemi ve politikalarının asıl dayanağı oluşu, gerekse diğer Latin Amerika ülkeleriyle ilişkileri ve halkın yaşam standartları açısından değerlendirildiğinde, Küba’nın Çin ve K. Kore’yle karşılaştırılamayacağı ortadadır. Küba’nın anti-emperyalist ve halkçı pozisyonuna karşılık, Çin anti-emperyalizmi de çoktan bir yana bırakmış, vahşi kapitalizmin bir örneği, Kore ise, halkçılıkla ilişkisi kalmamış bir hanedanlık egemenliği olarak belirmektedir.

İçeriği tartışmalı olsa bile Latin Amerika ülkelerinde son yıllarda yükselen “sosyalizm rüzgarı” bakımından Küba esin ve güven kaynağı olmuş, tüm baskılara rağmen ABD’ye karşı yürüttüğü antiemperyalist mücadele ile de ezilen halkların sevgisini kazanmıştır ki, bu anti-emperyalist halkçı niteliği, Küba Devrimi’nin olduğu kadar, onun kıta çapındaki etkisinin de asıl tanımlayanıdır. Küba’nın sürdürdüğü anti-emperyalist mücadelenin güçlenmesi ve başarıyla sonuçlanması; tüm dünya işçilerinin, halklarının ve ezilenlerin isteğidir. Bu anti-emperyalist direnişin en tutarlı savunucuları ise kuşkusuz komünistler olacaktır.

Terörden on yıllar boyunca dert çekmiş, barışın, mutluluğun ve onurun ülkesi Küba, başına gelen bütün terör belasının baş sorumlusu ABD ile kemikleşmiş sorunlarının konuşulması ve çözümü için bir süreç başlatmıştı.

17 Aralık 2014’de ABD-Küba politik ilişkileri açısından çok tarihi bir gelişme oldu. ABD’de tutuklu bulunun üç Kübalının, on yıldan fazla süren davalarının sonlanması ve serbest kalmalarının hemen ertesinde, Küba Devlet Başkanı Raul Castro ve ABD Başkanı Obama aynı anda ekranların karşısına geçerek iki ülke arasındaki ilişkilerin yeniden ele alınacağını duyurdular. Böylece iki ülke ilişkilerinde yepyeni bir sayfa açıldığı gibi, Fidel’in Küba Halkına verdiği “Geri Dönecekler”  sözü karşılığını bulmuş oldu. Obama, 20 Ocak 2015’de Kongre’ye yaptığı çağrı ile ambargonun sonlanması için birlikte çalışılmaya başlanması gerektiğini duyurdu.

İki başkan, iki ülke arasındaki ilişkilerin, uluslararası hukuk ve Birleşmiş Milletler sözleşmesi temelinde, normalleştirilmesi doğrultusunda adımlar atılmasını öneriyor, Küba’nın diyaloga açık olduğunu, ABD’nin Küba halkıyla ilişkilerini değiştireceğini, on yıllardır ABD çıkarlarını ilerletmeyi başaramayan köhne ABD yaklaşımının sonlanacağını normalleşeceklerini hepimize duyuruyordu.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: