Gece Gündüz Tedirgin

Yaşınız kaç? Aileniz var mı, yani anne babanızla mı yaşıyorsunuz? Yalnız mı yaşıyorsunuz? Yok, çetelenizi tutmayacağım;Sadece kötü bir gerçeği hatırlatmak istiyorum: Kimse kendini güvende hissetmiyor.Nazenin, çıtı pıtı bir genç kız, ayaklarının üzerinde bir hayat inşa edebilmiş marifetli bir kadın; ev hanımı, toprak ve köy işlerinin hakkından gelen dirayetli bir kadın,İri yarı, kavga etmeyi, adam dövmeyi bilen bir erkek; zayıf, zarif, şiddete eğilimi olmayan ve şiddetten medet ummayan bir erkek olmanız da fark etmiyor!..

Bizi çepeçevre saran bir gerçeklik varsa o da artık hiç bir yerde ve hiç bir koşulda kendimizi tam anlamıyla güvende hissedemiyoruz!Biricik ailemizi ve kendimizi güvene almak için ne zahmetlere katlanıyoruz? Bu uğurda güzelim dünyanın bile tadına varıp şöyle “oh” çekerek yaşayamıyoruz. Yaşamımız su misali akarken, sevdiklerimiz elimizden kayıp gitmesin diye zamanın farkına varamıyoruz. Güvenlik ihtiyaçlarımız ve endişelerimiz bizi, “sürekli evhamlar üretmeye zorlayan” bu psikolojinin içerisine itiyor.Paranoyak mıyız? Fazlaca korumacı mıyız? Böyle olmakta haksız mıyız?

Asla!

Yaşadığımız zamanlar, öylesine “insanlıktan” uzak deneyimleri gösterdi veya yaşattırdı ki bize, artık başkalarının acılarına üzülüyor, onların felaketlerinden dersler çıkarıyor, tedbirler alıyor; demokrasi denilen “özgürlük ve hak” palavralarından mürekkep bir vaatler cennetinde, cehennemi yaşıyoruz.Ya da birileri bize “cehennemi” yaşattırırken, kendileri de kurguladıkları geleceğe emin adımlarla ilerleyip hayatın tüm nimetlerini konforları uğruna seferber ediyorlar.Bu kabul edilebilir bir durum mudur? Elbette değildir.Neden çoğunluk asgari ihtiyaçlarını temin edememe, yokluk, güvenlik endişeleri ve konfordan uzak bir yaşam sürerken; bir kısım insan tüm bu endişe ve risklerden uzak bir şekilde kendinden ve hayatından emin bir şekilde yaşayabiliyor?

Bu nasıl olabiliyor?

Vatandaş mı cahil?

Göre bile vatandaşın psikolojisi bozulsun diye sürekli olumsuzluklar mı göz önüne seriliyor? Toplumumuza moral olabilecek iyi şeyler halktan gizleniyor mu?Yaratıcı, herkese her şeyi bolca ve sınıf gözetmeden eşit miktarda faydalanması için veriyorken, ülkemizde ve dünyada nüfusun neredeyse tümünün yoklukla veya kıtlıkla boğuşması nedendir? Birilerinin bencilliği, doyumsuz iştahı, servetine servet katma arzusu, cimriliği, canavarlığı; vahşi ve kural tanımaz kapitalizmin bizzat vücut bulduğu bünyeler midir tüm bunlara sebep?Yoksa beceriksiz, hırsız, liyakatsiz, kendi siyasi fikrine-düşüncesine tapınan krallar, kraliçeler, aristokratlar, siyasetçiler ve bürokratlar mıdır tüm bu ayrımcılığın sebebi?Peki, bunca haksızlığı iliklerine kadar hisseden ve ailesini bir “çakallar sofrasında” hayatta tutmaya çalışan sıradan insanların bu haksızlık ve zulüm düzenine; hak yiyen düzene karşı bayrak açmamasının sebebi ne olabilir?Korku? Umursamazlık? Cehalet? Gönüllü kölelik? Örf ve âdetler? Yoksa her yoksulun kulağına sürekli üflenen, durmaksızın yinelenen “bir hırka, bir tas çorba” ve “şükür etme” gibi sofu safsataları mıdır insanları harekete geçmekten ve hakkını almaya çalışmaktan alıkoyan?Oysa ne diyor Ebu Zer El Gıffâri, “gece yatağa aç girip sabah kılıcını kuşanmayan adama şaşarım”!

Kim midir Ebu Zer? Onu da siz araştırın.

Hakkını aramaya ve onu “hakkını” elde etmeye giden yol “okumak” ile başlar.Okumuyorsanız başınıza gelen her hâl ve her önünüze koyulana inanıp onu “yemek” size haktır, revadır. Bu hakaret değil, içinde olduğunuz ancak farkında bile olmadığınız karanlığınızın tarifidir sadece.Ve insanlar okumadığı için kötü olurlar. Okumayan insan soru sormaz. Okumayan insan yargılamaz. Okumayan insan, yanlışa sapmış siyasetçiye verdiği desteği sonlandırmaz; çünkü menfaatine uygun düşmez…Okumamak, ahlak ve vicdanın eriyip bitmesine; yok olmasına sebep olur. Ahlakı tanımayanlar toplum yıkımcısı; inanç yıkımcısı değildir de nedir?Ahlak ve gerekliliğinin “her şeyden daha elzem” olduğunu belleten bir yazıyı dökmek istemiyorum. Niyetim yok olmuş “iyi” olan ne varsa bugün onu yana yakıla aradığımıza işaret etmek. Eğer ki giderek bozulan bu sistem içerisinde bir şeyleri düzeltip, gerekiyorsa bedenimizi taşın altına koymazsak yarınlarımızdan emin olamayacağız.Dün güzel olarak hatırladığımız her ne varsa yarın hayal olacak. Çocuklarımız ve torunlarımız (belki de bizler bile)  güvensiz, gücü yetenin gücü yetene baskın çıktığı; paranın ve “varsılın” her zaman haklı olduğu, kudretlinin “ölüm emirleri” verebileceği, devlet otoritesinin  bir gurup tarafından yönetileceği, devletin “güç’ü” koruyacağı karanlık ve lanet bir hayat içerisinde, zamanının çoğunu bizlere küfür ederek ve lanet okuyarak geçirecekler.Bugünlerin hataları hiç göremeyeceğimiz yarınların felaketi olacaktır.En yukarıda yer alanlar, sergiledikleri “kötü ve bozuk ahlaklı” tavırlarla tıpkı bir kar topu gibi tepeden aşağı yuvarlanırken, etraflarına toplanan kendi gibilerin çokluğu sebebiyle tıpkı bir çığ misali büyüyerek topluma çarpıyorlar. Değdikleri yeri mahvediyor, kendilerinin ki gibi sakat bir ahlak ve toplum anlayışının toplumda tesis olmasına sebep oluyorlar.Tüm olumsuzluklar bu ve benzeri sebeplerle bir anda büyürken, bu kötü gidişi tersine döndürebilecek, doğruyu gösterebilecek “münevverler” ne kadar da azaldı farkında mıyız?Siyasetçi, bürokrat, varsıl, yoksul kötü yola ve suça sapabiliyorsa bu yine halkın kendisinden kaynaklıdır;Çünkü o insanlar da toplumunun içerisinden çıkmış kimselerdir, o kötüleri yine o toplumun kendi üretmiştir. Öyleyse yaşadığımız ve yaşanılan olaylarının kaynağının bir ayağı da bizden oluşmakta.Yoksulsak, yurtsuzsak, sevilmiyorsak, istenmiyorsak; malımız çalınıyor, devletimiz soyuluyor, siyasetçi iş birlikçilik yapabiliyorsa, siyasetçi kolayca yalan söyleyebiliyorsa, varsıl olmayan siyasetçi zenginleşiyorsa. İşçi, memur vergisini peşinen veriyorken, halk vergiler altında eziliyorken; vahşi, müsrif, sonradan görme kapitalistin vergi borcunun affedilmesinden bahsedilebiliyorsa (belki de affediliyorsa); varsıllar parasının, siyasiler devletin gücü ile güvenliğinden emin olabiliyorken vatandaş güvenliğinden endşe ediyor, aile fertleri için korkuyorsa suç en başta bizdedir. Başkasında değil.Böyle olduğu müddetçe daha çok kaybedeceğiz. Para, pul, mal-mülk kaybedelim hiç önemli değil; tüm ulus el ele verir yine üretir kazanırız…Ama Özgecan’ı, Ceren Özdemir’i ve her yaş gurubundan katledilen sayısız masum canı kara topraktan çıkarıp ailelerine döndüremeyiz.Toplum olarak büyük bir ahlaki dirilişe “uyanmamız” dileğiyle.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: