• DOLAR
    5,8125
    %-0,01
  • EURO
    6,4729
    %0,14
  • ALTIN
    276,07
    %0,90
  • BIST
    7,7563
    %-0,04
Tuzak Türkiye’ye mi Kuruluyor?

Tuzak Türkiye’ye mi Kuruluyor?

 (Veya; Suriye, Irak ve İran Kaynıyor. Türkiye Tuzağa mı Çekiliyor, Yoksa Tuzağın Son Aşamasını mı Yaşıyoruz?)

Suriye üzerine yaptığımız operasyonlar, milli menfaatlerimizin korunması amacıyla gerçekleştiriliyor. Ancak bu durum bizlerde körlük yaratmamalı. “Nedir bu körlük durumu?” diye soracak olsanız sizlere hemen Irak, İran ve Ermenistan derim…

***Öncelikle Geçmişe Bir Göz Atalım; Suriye ve Suriyeliler Sorunu***

Suriye’de patlayan iç savaşla beraber, biz de göçmen dalgası ile sarsılmaya başladık.

Suriye’den ayaklanıp, göçe kalkanlar sınırlarımızdan adeta “evlerinin bir odasından öbür odasına geçer gibi” geçtiler. Bu kaçak geçişlerin olduğu şehirlerin güvenliği ile sorumlu olan, asker-sivil-polis tüm görevliler bu geçişleri izlemekle yetindiler. Sıınır şehirlerimizin demografik yapısı değişti.

Siyasal iradeden aldıkları emirler geçişlere müdahale edilmemesi yönünde miydi? Kişisel zaaflar mıydı? Fetöcü müydüler?.. Neden böyle yaptıklarını bilemiyoruz. Ama bugün gördüğümüz bir şey var ki o da, beş milyon Suriyeli ile burun buruna yaşamak zorunda bırakıldığımızdır.

Bu insanları tanımıyoruz, bunların yaşantılarını, hastalıklarını, örfünü-adetini bilmiyoruz, dillerini anlamıyoruz. Genele yakını da sorumsuz, vurdum duymaz, maneviyatı zayıf, eğitimsiz, cahil, görgüsü kıt kimseler. Ayrıca bu göçmenler hangi halktandır? Arap mıdır, Kürt müdür, Asuri, Keldani, Ermeni midir? Müslüman mıdır, Hristiyan mıdır, Ezidi midir? Güneşe mi tapar, ateşe mi tapar, şeytana mı tapar, Allah’a mı tapar? Bunları bilmiyoruz! Türk Toplumuna böylesine uzak ve yabancı beş milyon insanla, kendi şehirlerimizde burun buruna yaşamak zorunda bırakıldık. Bu zorunluluğu yaratanlar, yaşanan her olumlu ve olumsuz olayın mesuliyeti boynunda olanlardır.

Tüm bu gerekçeler ve bu gerekçelerin yaratabileceği sorunların taşıdığı “potansiyel büyüklük”, sağ duyulu bir insanı endişeye boğmaya yeter de artar bile.

Halbuki bu insanlar (en azından böyle yüksek bir sayıda ve denetimsiz) ülkemize gelemezlerdi. Neden mi? Suriye’deki olayların başlangıç günlerine dönelim. O dönem yaşanan olayları hatırlayalım:

O günlerde dönemin Başbakanı Sn. Erdoğan, bugün “Esed” dediği Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’a “Esad” derdi. Ailecek tatil de yapmışlardı. Yani ilişkiler bu derece iyi idi. Yine aynı tarihler içerisinde Suriye sınırındaki mayınlar gündeme oturmuştu. Suriye sınırındaki mayınlar temizlenecek, o alanlar tarım alanı olarak kullanılacak denmişti. Daha sonra arazileri kiralamak gibi “harika?” bir fikri öne sürmüştü birileri. Müşteri de hazırdı: İsrail! Tabiki ortalık karıştı, bu dahiyane fikri öne atanlar birden bire “yok” oldu; ama sonuçta mayınlar temizlendi.

Ardından patlayan olaylar silsilesi ile “Esad”, “Esed” oluverdi. Işid isminde bir örgüt bir anda yerden bitiverdi, yoğun bir insan katliamına başladı. Dünyanın dört yanından onbinlerce katil, suçlu, paralı asker, psikopat, ajan bir anda Işid ve bölücü Suriye pkk’sının içerisinde yer aldılar. Hiç vakit kaybetmeden de “terör, cinayet ve insansızlaştırma” gibi vazifelerini icra etmeye başladılar.

Ulus ve toprak bilinci oluşmamış Suriye Halkı da kalıp mücadele etmek yerine, can derdine düşüp yurtlarından kaçmaya başladılar. Ancak bu kaçışlar alışılmış tarzlarda değildi. Mantık olarak kendi ülkesinde daha güneye, olaysız bölgelere göçmeleri gereken Suriyeliler, ne hikmetse  kuzeyde olan başka bir devlete Türkiye’ye akın ettiler. Üstelik bir kaç ay gibi kısa bir zamanda Edirne’ye kadar yayıldılar, nereye gidiyorsun diyen bir Allah’ın kulu olmadı; herkes İç İşleri Bakanlığına gözünü dikti, oradan da tık çıkmadı. Kontrol edilmeyen göçmenler sınırı geçmeye kalktılar dondular, denizi geçmeye kalktılar boğuldular… Ancak ne hikmetse bunların tümü toparlanıp da bir kampa yerleştirilmediler, yıllar oldu halâ daha da yerleştirilmiyorlar! Ve bu göçmenlerin çoğu, mayınların temizlendiği bölgeden geçiş yaptı ülkemize.

Yanlış anlamayın. İnsaniyetperverlik ve ümmetçilik safsatalarınızı da kendinize saklayın. Çocuk, kadın, yaşlı; her ne olursa olsun kimsenin tuzaklanmış “vahşi bir patlayıcı” ile parçalanmasını, sakat kalmasını arzuluyor değilim. Yırtık lastikten fırlayan şambrel gibi bir anda ortaya çıkan bu mayın temizleme meselesi, “ülkemizin varlığına ve istikrarına, güvenliğine kast eden oyunun bir parçası olamaz mı?” diyorum. İşaret etmek istediğim, ülkemiz üzerine oynanan oyunların nasıl ilmek ilmek işlendiği, hatta halkımıza “iyiymiş” gibi yansıtıldığıdır. Tüm bu olaylar örüntüsünün sonunda beş milyon tane, toplum içine yayılmış “hayırlı mı, hayırsız mı?” ne olduğunu bilmediğimiz denetimsiz göçmenle yaşamak zorunda bırakıldık (Afgan, Afrikalı ve Ermeni kaçakları hesaba katmıyorum).

Bu gelişmeler yaşanıyorken, toplumumuz içerisinde de bazı nahoş olaylar deneyimlemedik değil. Mesela “yaranmak ve yamanmak” dürtüsüyle, bir takım gazeteci-televizyoncu- yazar-yorumcu-akademisyen tayfası zevatın Türk Milletine (sözde) meydan okuduğunu, (sözde) kafa tuttuğunu gördük, örneğin:

*“Suriyeliler gitsin diyenler kendisi gitsinler,”;

*“Bu ülke sadece Türkler’in değildir,”;

Gibisinden sözler eden ve bunlara destek veren  “zerzevatların” dillenip de konuşabildiğine şahitlik etmek çok ilginçti.

Acı olaylar da deneyimledik. Yanlış Suriye politikası konusunda “hata” yaptık demek yerine Türk Milleti’ne dil uzatan siyasetçileri de gördük. Bunlar asla unutulmayacaktır; arşiv unutmaz!..

***Sınırlarımız Dışında, Bizi Hedef Alan Bir Oyun Sahneleniyor Olabilir mi?***

Sıkıntı kaynağımız sadece Suriye değil tabiki. Sınır komşumuz alan Irak ve İran’da ciddi iç karışıklıklarla mücadele ediyorlar.

Irak, hükümet karşıtı gösterilerle çalkalanıyor. Bunun altında yatan sebep, geçtiğimiz günlerde tam anlamıyla su yüzüne çıktı. Basına sızdırlan CIA belgelerinde Irak Başbakanı, dış işleri bakanı ve bazı üst düzey bürokratların ya Şii olduğu veya Şii İran Hükümetine yakınlıklarından bahsediyordu. Meselenin iç yüzü bu olunca fitne uyanıyor, Irak Halkı ayaklanıyor, bir Müslüman ülke daha bitmek tükenmek bilmeyen “mezhepçilik ve hizipçilik” kavgası içerisinde, barış ve istikrarı tesis edemeyecek acziyetin içerisine düşürülüyordu. Tezgah gayet güzel çalışıyor.

İran’a baktığımızda da pek de iç açıcı bir durum göremiyoruz. Benzin zammını bahane eden halk, dindar olduğunu iddia eden baskıcı hükümete karşı ayaklandı. Her gün bir kaç göstericinin hayatını kaybettiği haberi dünya ajanslarına düşüyor. Molla rejimi geri adım atsa da gösterilerin ateşi düşmüyor. Böyle olunca da hükümet daha şiddetli tedbirlere başvuruyor.

Burada bir yanılgıyı ortadan kaldıralım: “İran’da petrol bol, benzin zammı ne kadar sorun yaratabilir,” diyenler olabilir. Ancak kaz’ın ayağı öyle değil. Petrolün size bir faydası yoktur, “satabildiğiniz” petrolün size faydası vardır. İran petrol satamıyor ve ekonomik sıkıntıları had safhada. Sanayi ve endüstrisi eski ve verimsiz. Tüm bu olumsuzlukların üstüne uygulanan uluslararası ambargolar da bu kötü gidişe tuz-biber ekiyor. Bunlarla beraber, “Fars Hükümetinin” devleti kimse ile paylaşmadan baskı ile yönetmesi de halkı geren bir başka neden.

Gelelim doğu sınırlarımıza. İran ve Ermenistan sınırında kalan bölgede yani Iğdır’da, Avrupa Birliğinin desteklediği bir proje ile mayınlı alanlar temizlenmeye başlandı. Proje bugün başlamadı, on dokuz ay evvel başladı; yani şöyle böyle iki yıl olmuş (1). Suriye sınırımız da iç savaştan bir iki yıl önce mayından temizlenmişti. Dün Suriye sınırında gerçekleşen olayları göz önüne aldığımızda, bugün aynı olayların doğu sınırlarımızda da gerçekleşmeyeceğini bilebilir miyiz? Mayından arındırılan alanların, teröristler, kaçakçılar ve göçmenlere birer kapı olmayacağını kim garanti edebilir?

Avrupa’ya geçiş yapabilmek için, İran’a kaçak yollardan giren beş yüzle, yedi yüz bin arası Afganistanlı Peştun’un (2) Türkiye sınırından geçebilmek için İran’da saklandığı söyleniyor. İran’da gerçekleşecek bir devlet zaafiyeti sonucu, Türkiye doğu sınırları üzerinden uğratılacağı yeni bir mülteci akını ile çöküşün eşiğine getirilmek isteniyor olabilir mi? Üstelik, Ermenistan’ın uluslararası terör ve pkk terörüne verdiği destek; Ermeni Lobisinin Türkiye’ye karşı olan iftira ve nefreti de aşikar.

***İlişkilerimiz Olan Ülkelerin Eylemleri Bizi de Etkileyecektir***

Irak ve İran’da oynanan oyunlar bizim güvenliğimize doğrudan etki edecektir. İstikrarsızlaşmış ülkeler devlet otoritesinin yok olmasıyla beraber, “yasal olmayan” her eylemin icra alanına dönüşüyor. Bunların başında da denetimsiz göçmenler, insan kaçakçılığı, kadın ticareti, organ kaçakçılığı, terör örgütlerinin yuvalanması ve uyuşturucu kaçakçılığı geliyor. Bu yasadışı işlerin tümünün ilk zarar vereceği ülke Türkiye’dir.

Barış Pınarı Harekatında, Amerika ve Rusya ile yaptığımız mutabakatlar sonucu operasyonlara ara vermiştik. Bunun karşılığında Washington ve Moskova, Ankara’ya pkk’lı teröristleri “güvenli bölgeden” çıkarma sözü vermişti. Lakin bu iki ülkenin işi ağırdan alıp, teröristleri kaçamayacakları akıbetten kurtardıkları görülüyor. Bu gelişmeler Türkiye’nin yeni kararlara yönelmesine sebep olabilir. Bu noktada, Barış Pınarı Harekatını devam ettirmek zorunda kalacağımızı düşündüğümü söylemeliyim.

Türkiye üzerine oyun kuranlar, ülkemizi bu ülkeler gibi iç karışıklıklarla istikrarsızlaştıramasa da göçmenler ve terör üzerinden çok zor durumlara düşürmeyi başarabilirler. Ekonomimiz de maalesef  buna  müsait. Bu nedenlerle, ulus olarak duygularımızla hareket etmeyeceğimizi, gerçekçi düşüneceğimizi; safsatadan ibaret siyasal söylemlere, hayal tacirlerine pirim vermeyeceğimizi umuyorum. Bu planlananların tümü zamanın ötesine kurulan bir tuzak. Yaşadıklarımıza bir daha dönüp bakalım; o tuzak Türkiye’ye kuruluyor olabilir mi?

Son olarak, bu oyunların görülmediğine,karşı tedbirlerin alınmadığına dair en ufak bir endişeyi içimde taşımadığımı da söylemek istiyorum. Bu oyunları gören başkaları da var elbet. Onlar; terörist fethullah’ın, falanca cemaat, filanca tarikatın; dış ülkelerin “ipine” tutunmayanlar. Onlar Türk Milletinin “ipine” tutunan, devletine bağlı, bulunduğu yere “salyaları” değil emek ve liyakati ile gelmiş; seçilmiş siyasetçi, asker, emniyetçi ve bürokratlardır. Fikri ve vicdanı hür yurttaşlarımdır. Bunlardan gayrısından medet ummak da devşirilmişliğin alameti değildir de nedir?

1-Kaynak: Hürriyet Gazetesi / 2-Kaynak: Vedat Yenerer (gazeteci).

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?