• DOLAR
    5,8125
    %-0,01
  • EURO
    6,4729
    %0,14
  • ALTIN
    276,07
    %0,90
  • BIST
    7,7563
    %-0,04
İbn Haldun Bizi Mi Anlatıyor? (2)

İbn Haldun Bizi Mi Anlatıyor? (2)

(geçen haftadan devam)

Geçen hafta bazı sorular sormuştum …

Coşku ile kutladığımız Cumhuriyet sadece lafızmıy dı ?

Sadece kuru slogan mıydı?

Gerçekten hakimiyet Milletin elinde miydi ?

Gerçekten hukukun üstünlüğünü  sağlaması gereken Cumhuriyet  ya üstünlerin hukukun sağlamışsa …

Bir başka ifade ile hukuk, imtiyazın araçsalı olmuş ise …

Bu sorular çok önemlidir ezber bozmak adına…

Uzun zamandır dış dünyada,az sayıda insan da olsak (Gemlik dışında ki hazirun )çok ciddi tartışmalar yapmaktayız.Sayı çok az.Fakat yaşadığım yerde bu da yok.

İLGİ DUYULMAYAN BİR DİSİPLİN OLARAK FELSEFE    

Hep bahsetmeye çalışırım felsefe dediğim şey sistemli düşünmek.

 Teorik felsefe değil,felsefe tarihi hiç değil,entelektüel zevzeklik  hiç hiç  değil …

 Neden ve niçin soruları muhakkak sorulmalı …

 Slogan yetmiyor …

Mesela Atatürk devrimleri niçin oturmadı ?

Oysa resmi ideoloji elindeki tüm enstrümanları  kullanmıştı.

Her türlü cebri yasa çıkartılmıştı.

Yaptırım vardı.

Endoktrinasyon araçları olarak okullar, makbul yurttaşın nasıl olacağını  DİN gibi vaaz etmişti.

Özellikle Atatürk’ün uzun hastalık dönemi ve 1930 ve sonrası her şey de düşünülmüştü …

Organik bir toplum yaratma projesi  bir türlü tutmamıştı …

Bireyden sivil topluma ve devlet giden bir yol, yani ulustan bir devlet yaratılamamıştı tam tersi DEVLETTEN  ULUS YARATILMIŞTI.  

Yani toplum için,ama topluma rağmendi (JAKOBEN)…

Öyle bir organik toplum inşa edilmek inşa edilmek istenmişti ki,PROF.Fusun Üstel şöyle der “1939 Marif vekilliği Yurt bilgisi derslerinde milleti oluşturan unsurların başında IRKIN yerini KAN birliğinin aldığını ifade eder.TÜRKOĞLU gibi ifadeler (Türk’den doğan )CHPnin 1930 sonunda daha da  bilinçli öğretim programlarında yer alır.IRKÇI PARADİGMA  hiç  tevile yer bırakmaksızın İSTANBUL POLİS OKULU KİTAPLARINDA YURT BİLGİSİ ÖĞRETMENİ AVUKLAT TEVFİK  TARIK DANIŞMAN tarafından “ırkların renk ve kafatası özelliklerine göre (değişmez ÖLÇÜ) göre sınıflandıran DANIŞMAN Türklerin Avrupa uluslarına göre özgünlüğünü ve “saflığını koruma “açısından değerlendirir.

“İnsanları hareket ettiren, düşündüren ,söyleten akıl ve zekanın merkezi , kaynağı (dimağ-Beyin) kafatası içindedir .Onun biçimi ile ilgilidir.Geniş kafalı olanların dimağı , beyni daha geniş olur  ve daha akıllı ve zeki olurlar . Türk IRKI BRAKİSEFALDIR(…)”   

NOT:( Tevfik Tarık  Danışman Yurt Bilgisi /Mustafa Asım matbaası İstanbul 1939 /Danışman ön sözde bu kitabı yazmasın nedeni açıklamaktadır, ona göre 1938 – 1939 da İstanbul polis okulunun programına konulan Afet İnanın Vatandaşlık için Medeni bilgiler ihtiyacı karşılamamıştır ./PROF :Fusun Üstel Makbul vatandaş peşinde )

NORMATİF TEORİ

 Geçen haftaki yazımda açıklaya çalışmıştım ,kapalı toplumlar sloganlar üzerinden

düşünürler…

Aslında düşünme faaliyet başka bir şeydir?

Bu gün ;İslamcıdan, Kemalist’e kadar, sosyalistinden,nasyonal sosyalistine(ırkçı)

kadar düşünme sadece kuru slogan üzerindendir …

Bizim yaptığımız;”olan” ile, “olması gereken” arasındaki farkı kabul etmemiz.

Olması gerekeni “Olmuş” gibi açıklayan bir toplumuz 

Olması gereken(normatif teori )”olan “demek değildir …

Cumhuriyet rejimi Normatif teoriye göre olması gerekendir.

Lakin “olan” nedir ?

Yani hakimiyetin, babadan oğla geçmesini önledin,peki milletin olmasını sağladın mı ?

Gerçekten Millet ,fert, birey, özne mi ?

Değerli mi ?

Hukuken  eşit mi ?

İsterseniz trafik denetlemesine sade vatandaş ile üst düzey  bir kamu bürokratı takılsın  ikinizde aynı hatayı yapın görün bakalım eşitmişiniz ?

Sizinle imtiyazlı bir aile  Belediyeden imar değişikliği  için bir talep te bulunsun ,

mesela “arsamdan 15 metrelik bir yol plana işlenmiş buraya 4 blok sığdıramıyorum şu yolu   10 metreye indirin desin bakalım meclisten bu karar sade bir vatandaş için çıkar mı ?…

Ama imtiyazlı bir adamın arazisi olduğunda,aynı talep  üstelik hukuki kılıfı ile meclisten kamu yararı  bahanesi ile geçecektir.

Mahkeme planı iptal etse bile mahkeme kararına o belediye uymayacaktır.

Abarttığım zannedilebilir.

Gelin size Gemlik belediyesi ile olan hukuki sorunumuzda ki  mahkemenin ve bilirkişinin;(….)tarih ve  karar sayılarını verebileceğim ve ispat edebileceğim,muvazaalı bir durumu açıklayayım.Mahkemenin  iptal ettiği  planın aynısını nasıl geçirdiklerin hikayesini anlatayım size.Ki bu plan da yürütmeyi durdurma kararı ile sonuçlandı ama mahkeme kararına  uyulmadı  ve inşaat bitti.Buna rağmen hiç bir sonuç almadığımız suç duyurularımız ortada(denetim kurulu sıfatıyla  iç işleri bakanlığı ,çevre bakanlığına yaptığımız şikayetler dahil )

Peki hani Cumhuriyet?

Bana ne vermiş oldu ?

İbn Haldun’a tekrar geri dönelim;o devletin çöküşünü onun ifadesi ile devletin İHTİYARLIK halini şöyle  anlatır…

“Sonra çok geçmeden hanedanlık ,refah,adet ve itiyat itibariyle hadarilik dinini benimser.Kendisinden önceki hanedanların usulüne göre hareket eder.Hanedanlık mensuplarının ve halkın masrafı çoğalır.Bilhassa sultanın,yakınlarına yaptığı harcama ve bol bol ihsan da bulunması sebebi ile giderler çok büyük meblağa ulaşır.Zira devleti himaye edenler(ORDU)Ata ve ihsana ,sultan ise masraf yapmaya mecburdur.Bu yüzden vergiler ve resimlerin miktarı arttırılır.Sonra giderler ve ihtiyaçlar ziyadeleşir.”ASKERE YAPILAN İHSANLAR” refahtaki adet ve ihtiyaçları tedrici olarak artarken devleti ihtiyarlık yakalar.

Hanedanlığın yakınları ve asabiyet sahipleri ,ülkenin uzak bölgelerinden ve vilayetlerinden vergi malları toplama konusunda acze düşerler.O yüzden vergi gelirleri azalır.Devletin başında bulunan zat çeşitli vergiler ihdas eder.Pazarda bulunan ve şehir kapılarında bulunan sermaye üzerine yeni vergiler konur.

Bütün bunlara rağmen hükümdar gelir sıkıntısı içindedir.Zira devleti koruyan kuvvetlerin ve askerin artmasıyla birlikte artan ihsan ve ihsanın yol açtığı refah ve halkın bolluğa alışkanlığı hükümdarı bu durumda bırakmıştır.”[5]

İbn-Haldun sultanın ticaretle meşgul olmasını tebaa için zararlı bulur ve vergi düzenini bozacağını belirtir.Çünkü Devlet ticaretle uğraştığında halk devletle rekabete giremez ,zarar eder,devleti ise zararına da olsa inatla ticareti sürdürür,esnaf ise vergi veremez hale gelir.

“tebaa birbirinin dengidir.sermaye itibariyle yek diğerine yakın durumdadır,bir biriyle rekabetleri ellerinde mevcut malın son noktasında veya ona yakın bir yerde nihayet bulur.Onlardan çok fazla mala sahip bulunan sultan satın almaya gittiği malları değerinden aza veya ucuza bir fiyata elde edebilir.Çünkü satın alırken onunla hiç kimse rekabet edemez.”

Ona göre devlet hiçbir zaman kar eden bir müteşebbis olamaz İbn- Haldun bu noktada hür bir rekabet ve serbest piyasadan yana olması sebebi ile ADAM SMİTH ve FİZYOKRATA benzer.[6]

**************************************************************

[1]-Prof Süleyman Uludağ mukad. Sh/243 dip not.13

[2]-Prof Ahmet Aslan ibn-i Haldun Sh/144

[3]-AE.Sh144

[4]-AE.Sh.145

[5]-PROF Süleyman.Uludağ mukad.Sh.700-701

[6]-PROF Süleyman Uludağ mukad..Sh.704 Dip not.38

Hamiş; İbn Haldun ile alakalı yazımın dip notlarından ilk dördü geçen haftaki yazımda ki açıklamalardır .

Beşinci ve altıncı dip not bu yazımda belirtilmiştir …

Yazım inşallah önümüzdeki haftalarda Marksist iktisat ve iktisat  tarihçisi merhum İdris Küçük Ömer ve Amerika’da İslam toplumların  geri kalmışlığı üzerine çok ciddi makalesi  olan PROF;Timur  Kuran’la  devam edecek .

 

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?