• DOLAR
    5,8436
    %0,53
  • EURO
    6,5108
    %0,73
  • ALTIN
    277,64
    %0,61
  • BIST
    7,7974
    %0,49
Küba’nın ABD Emperyalizmine Karşı Onurlu Direnişi 60. Yılında

Küba’nın ABD Emperyalizmine Karşı Onurlu Direnişi 60. Yılında

(1:BÖLÜM)

Merhabalar

5 haziran 2019 da ABD başkanı Donald Trump bir açıklama yaparak Küba’ya grup turlarını ve gemi turlarını yasakladığını açıklamıştı

Buna karşılık Küba devlet başkanı Miguel Diaz Canel yaptığı açıklamada net bir şekilde; İhanet Küba halkı için asla bir seçenek olmayacaktır diye cevaplayarak 60 yıllık Amerikan ambargo ve ablukasına karşı direnişin süreceği mesajını vermişti

Yine 26 ekim 2019 tarihinde ABD dışışleri bakanı Mike Pompeo, Küba yönetiminin kendi halkına baskı yaptığını ve Venezuella Devlet Başkanı Nicolas Maduro’ya destek vermesini gerekçe göstererek Havana dışında Küba’ya giden tüm uçuşları yasakladıklarını açıkladı.

Küba’da diktatör Batista nın devrildiği ve ülkeden kaçtığı 1959 yılından bu yana Fidel Castro’nun 1959’da yönetime gelmesiyle, ABD Emperyalizmi ile doğal olarak yıllarca sürecek mücadele sürecine girildi ve Son 60 yılın satırbaşlarına baktığımızda

*1 Ocak 1959: Devlet Başkanı Batista Dominik Cumhuriyeti’ne kaçtı. Fidel Castro ve yoldaşları, Havana’ya girdi ve iktidarı ele geçirdi.

*Haziran 1960: Sovyetler Birliğinden aldığı ham petrol işlemeyen ABD şirketlerinin rafinerilerini devletleştirdi. Ekim ayına gelindiğinde neredeyse tüm ABD şirketleri kamulaştırılmıştı.

*Ekim 1960: ABD, Küba’ya gıda ve ilaç dışında ihracatı yasakladı.

*16 Nisan 1961: Castro, Küba sosyalist devletini ilan etti.

*17 Nisan 1961: ABD, Castro’yu devirmek için Küba’ya karşı Domuzlar Körfezi Harekatını yaptı. Fakat CIA destekli harekat başarısızlıkla sonuçlandı.

*7 Şubat 1962: Washington Küba’dan tüm ithatalatı yasakladı.

*Ekim 1962: Küba’ya nükleer başlıklı Sovyet füzeler yerleştirilmesini engellemek için ABD harekete geçti. Dönemin ABD Başkanı John F. Kennedy, füzeler söküldüğü taktirde ablukaya son verileceğini ve Küba’yı işgal etmeyeceği güvencesini verdi.

*Mart 1968: Küba Sosyalizmi nerdeyse tüm özel işletmeleri devraldı.

*26 Temmuz 2001: Havana’da ABD temsilciliği binası önünde 1 milyondan fazla Kübalı toplanarak en büyük gövde gösterilerinden birini yaptı.

*31 Temmuz 2006: Fidel Castro ameliyat geçirdiğini açıkladı yetkilerini geçici olarak kardeşi Raul Castro’ya devretti.

*19 Şubat 2008: Fidel Castro, devlet başkanlığından istifa etti.

*19 Nisan 2011: Castro son resmi makamı, Küba Komünist Partisi Birinci Sekreterliği’ne Raul Castro seçildi

19 Nisan 2016: Küba Komünist Partisi kurultayında konuşan Castro, “Yakında 90 yaşıma gireceğim. Bu yaşıma gelmem tamamen şans eseri. Hepimiz bir gün öleceğiz ama Küba komünistlerinin fikirleri yaşamaya devam edecek” demişti

11 Eylül 2001’de, İkiz Kuleler’e yapılan saldırının ardından, ABD Başkanı George W. Bush, bütün ülkelerin yöneticilerine bir çağrıda bulunmuş ve onları terörizmle savaşta saflarını belirlemeye çağırmıştı: “Uluslararası terörizmle savaşta ya ABD’nin yanında olursunuz ya da teröristlerin.” Bu çağrı üzerine, daha sonra ABD tarafından “şer ekseni” olarak nitelendirilen ülkeler hariç, hemen bütün ülkelerin yöneticileri hizaya gelerek, “uluslararası terörizme karşı savaşta aynı safta yer alacakları”nı açıklamışlardı.

Bu çağrının ardından ABD, İngiltere ile birlikte Afganistan ve Irak’ı işgal ederken, Avrupa ülkeleri ve Türkiye’de Terörle Mücadele Yasaları çıkarıldı. Terörle savaş gerekçe gösterilerek hazırlanan bu yasalar, bireysel özgürlüklerin ve İngiltere örneğinde olduğu gibi, yaşam hakkının yok edilmesi ile sonuçlandı (Londra’da bir genç, sırt çantasıyla metro istasyonunda koşarken polisler tarafından “terörist” sayılarak öldürüldü).

Peki, bütün dünyayı terörizme karşı savaşa çağıran ABD’de, terörizme karşı savaştığınız için tutuklanmanız mümkün müdür? Eğer, söz konusu terörist saldırılar Küba’ya karşıysa ve siz ABD’nin Miami eyaletinde bu saldırılara karşı etkinliklerde bulunuyorsanız, bu sorunun yanıtı “evet”tir. Bundan 9 yıl önce, 12 Eylül 1998’de, beş Kübalı yurtsever, ülkelerine yönelik terörist saldırılar hakkında bilgi toplamak üzere gittikleri Miami’de, FBI tarafından tutuklandı. Casuslukla suçlanan Kübalılar, hiçbir somut delil bulunamamasına rağmen ömür boyu hapse varan cezalara çarptırıldılar.

1959 yılında Küba’da antiemperyalist halk iktidarı kurulduğunda, Küba’da yaşayan hemen tüm ABD işbirlikçileri Miami’ye kaçtı ve orada kurdukları kontra örgütleri ile Küba’ya yönelik terörist faaliyetlere başladılar. Bu örgütler, ABD’den gördükleri destekle, 47 yılda üç binden fazla insanın ölümüne neden oldular. Küba Hükümetinin tüm girişimlerine karşın, ABD hükümeti Miami’deki bu terör örgütlerine karşı önlem almadığı için, Küba hükümeti kendi vatandaşlarını, bu saldırıları önlemeye yönelik bilgi almak için görevlendirdi.

Gerardo Hernández (Dış İlişkiler Uzmanı), Antonio Guerrero (İnşaat Mühendisi), Ramón Labañino (Ekonomist), René González (Uçuş Eğitmeni) ve Fernando González (Dış İlişkiler Uzmanı), bu amaçla Miami’ye giden ve 1998 yılında FBI tarafından tutuklanarak, 8 Haziran 2001’de, Miami’deki federal mahkeme tarafından 14 bin sayfa dava tutanağı sonrası, ömür boyu hapse varan cezalara çarptırılan beş Kübalı yurtsever.

Beş Kübalı’nın tutuklanma gerekçesi, “ABD karşıtı çalışmalarda bulunmak, ABD askeri üslerini gözetlemek ve ulusal güvenliği tehdit etmek” olarak açıklandı. Fakat Kübalılar, verdikleri ifadelerde, “Miami’de bulunma nedenlerinin ülkelerine yönelik terörist saldırıları engellemek için bu eyalette konuşlanan Küba karşıtı terörist grupların faaliyetlerini izlemek olduğunu” belirttiler. Miami’de bulunma gerekçelerinin ABD’ye yönelik herhangi bir eylemi içermediğini vurgulayan Kübalılar, hiçbir kimseye zarar vermediklerinin ve Miami’de bulundukları süre içinde silah kullanmadıklarının da altını çizdiler.

1961’de Domuzlar Körfezi çıkarmasıyla başlayan karşı devrim hareketi, 40 yıldan fazla bir süre, CIA’nın para ve eğitim desteğiyle ayakta kaldı. Silahlı saldırı, suikast, turistik tesislerin bombalanması ve şeker kamışı tarlalarına biyolojik saldırı gibi eylemlerle uzayıp giden terörist faaliyetlerin kaynağı olan; Miami’de yerleşik; Omega 7, Alpha 66, Brothers to the Rescue, Brigada 2506 ve Commandos F4 gibi Küba karşıtı, karşı devrimci grupların, Küba ve diğer ülkelerdeki birçok öldürme ve yaralama faaliyetlerini önlemek için, Miami’de bulunuyordu beş Kübalı.

Kübalılar, ABD’nin kendi iç mevzuatı açısından bile bütünüyle skandal sayılabilecek bir yargılama sonucunda, ömür boyu hapse varan çok ağır cezalara çarptırıldılar. Öyle ki, ABD 11. Atlanta Temyiz Mahkemesi, beş Kübalı için verilen kararları 9 Ağustos 2005 tarihinde bozarak, “Gerçekleştirilen dava, yasalarca öngörülen şartları yerine getirmemiştir” hükmünü verdi. Öte yandan, Birleşmiş Milletler Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubu, beş Kübalı’nın tutukluluk hallerine son vermek için ABD Hükümetine çağrıda bulundu. Buna karşın  Kübalılar, bütünüyle yasa dışı olarak, sadece çok tehlikeli suçlulara uygulanan azami güvenlik koşulları altında tutulmaya devam ediliyor.

 

1976 yılında Küba Hava Yolları’na ait bir uçağın düşürülmesinden sorumlu olan Orlando Bosch ve Luís Posada Carriles gibi “tescilli” teröristler ise, Bush yönetimi tarafından destekleniyor. 73 kişilik Küba uçağını bombalayan Carriles, 1985 yılında, Venezüella hapishanesinden kaçırılmıştı. Venezüella ‘dan kaçtıktan sonra El Salvador’da bir gazeteye konuşan Carriles, “Dünyanın her yerinde uluslararası komünizme ve Castro’ya karşı savaş” doktrini içinde yer aldığını söylerken, CIA’daki görevine geri döndüğünün sinyalini veriyordu. ABD’ye yasa dışı yollardan girmekten yargılandığı duruşmadaysa, Carriles, CIA ile 25 yıldan fazla zamandır çalışmakta olduğunu itiraf etmişti ki, bu dönem, 1976’da bir Küba uçağını Barbados üzerinde düşürme planlarını hazırladığı dönemi de içeriyor. Bir süredir ABD’de cezaevinde tutulan ve Venezüella’nın iade talebi reddedilen Posada Carriles, daha sonra, Teksas’ın El Paso kenti federal yargıcı Kathleen Cardone tarafından kefaletle serbest bırakıldı. Bu gelişme karşısında, Küba yönetimi, ABD hükümetini teröre karşı savaşta ikiyüzlü davranmakla, itirafçı suçluları koruyarak, uluslararası yasaları ihlal etmekle ve beş Kübalı’yı haksız yere hapsetmekle suçladı.

2-ABD, bir yandan Küba Lideri Fidel Castro’ya karşı suikast planları hazırlayan (Castro’ya 638 kez suikast girişiminde bulunulduğu ifade ediliyor), diğer yandan da Küba halkına yönelik bombalı saldırı, tarım alanlarının ve içme sularının zehirlenmesi gibi eylemleri gerçekleştiren terörist gruplara milyarlarca dolarlık destek sağlıyor.

Kübalılar ise, “uluslararası terörizme karşı dünya çapında savaş başlatan” ABD’nin dünyadaki en büyük terörist olduğunun farkında. Özellikle beş Kübalı’nın yeniden yargılanması ve serbest bırakılmasına yönelik uluslararası alanda yürütülen kampanya ve Posada Carriles’in ABD tarafından serbest bırakılmak istenmesine karşı Latin Amerika ülkelerinde yükselen tepkiler, Küba’nın son dönemdeki propagandasının önemli bir ayağını oluşturuyor. Küba’nın bir diğer propaganda malzemesi olan “Enerji Devrimi” de, yine özellikle ABD ile arasındaki çatışmadan payını alıyor.

Küba’da düzenlenen “Beş Kahramanla Dayanışma İçin Uluslararası Gençlik Buluşması”nın amacı da, 9 yıldır ABD tarafından cezaevinde tutulan beş Kübalı ile dayanışma ağlarının genişletilmesi ve diğer ülkelerde yaşayan insanların dikkatinin bu konuya çekilmesini sağlamaktı. Genç Komünistler Birliği (UJC)’nin ev sahipliğinde, Başkent Havana’da, Pedagojik Kongre Merkezi Salonu’nda gerçekleşen buluşmaya, 49 ülkeden 500’e yakın delege katıldı. İki gün süren konferansta, tutuklu Kübalıların aileleri ve avukatlarının yanı sıra Küba Komünist Partisi (PCC) yöneticileri de yer aldı. Kübalılar, özellikle “terörle savaş” konusunda ABD’nin ikiyüzlü tutumuna vurgu yaptılar. Gerek Gençlik Buluşması süresince, gerekse sonrasında konuştuğumuz Kübalıların ABD’nin Küba karşıtı terör saldırılarına destek verdiği konusunda bir kuşkuları bulunmuyor.

Küba’da Devrim Savunma Komiteleri (Comités de Defensa de la Revolución), ABD’nin saldırılarına karşı “Küba Devrimini korumak” amacıyla 28 Eylül 1960’da kurulmuş. Tüm ülke çapında, sokak sokak örgütlenen bu komiteler, çift yönlü bir sistem içerisinde çalışıyorlar. Bir yandan, aşağıdan yukarıya doğru belirlenen delegeler aracılığıyla halkın alınan kararlara katılımını amaçlayan bu komiteler, diğer yandan da, hırsızlık, yolsuzluk ve olası saldırılara karşı güvenlik güçleriyle ortak hareket ediyorlar. Küba Komünist Partisi delegeleri de, bu komitelerin temsilcileri tarafından belirleniyor.

Tek partili sisteme sahip olmalarına rağmen, “Size göre demokrasi nedir?” sorusuna Kübalıların hiç tereddüt etmeden “Bize göre demokrasi katılımdır” cevabını vermeleri de, Devrim Savunma Komiteleri’nin işleyiş mekanizması ile doğrudan ilişkili. Bu komiteler, sadece delegelerin seçimi ya da bazı kararların alınması sürecinde değil, sorunların tespiti ve çözümü konusunda da etki ve yetkiye sahipler. Konut sorunundan, çocukların süt ihtiyacına, kimsesiz ve yaşlıların bakımından iş sorununa kadar, hemen hemen tüm sorunlarda, bu komiteler devreye giriyor. Sorunu tespit ederek bir üst komiteye bildiren temsilciler, ihtiyaçların karşılanması ve kullanılan malzemelerin denetimi sürecinde de aktif rol alıyorlar. Bu arada, komite temsilcilerinin herhangi bir ücret almadığını, halk tarafından başarısız olduğu düşünülen bir temsilcinin, herhangi bir süre sınırlaması olmadan hemen görevden geri alınabildiğini de belirtelim.

2.BÖLÜM

BASKI ARACI OLARAK AMBARGO VE ABLUKA

Öte yandan, ABD’nin Küba üzerindeki baskısı sadece terörist saldırılara destek vermekle de sınırlı değil. ABD tarafından yıllardır uygulanan ekonomik ambargo, Küba’nın ayakta kalmasına yönelik en büyük tehditlerden biri durumunda. Birleşmiş Milletler’in ABD aleyhine aldığı kararlara rağmen, uygulanan ambargonun kapsamı her geçen yıl daha da genişliyor.

ABD Başkanı George W. Bush, Özgür Küba’ya Yardım Komisyonu’nun Küba karşıtı planını 2004 yazında kabul etmişti. Planın ikinci versiyonu ise, 2 Haziran 2005’ten 10 Ekim 2006 tarihine kadarki Küba karşıtı çalışmaları içeriyor. ABD Dışişlerine bağlı Küba İlişkileri Şefi Kevin Whitaker, Temmuz 2005’te, bu yönde belirli bir ilerleme kaydettikleri açıklamasında bulunmuştu. Whitetaker, ABD’lilerin Küba seyahatlerinin seyrekleşmesinden, Küba kökenli ailelerin Küba’ya gönderdiği paranın yüzde altmış oranında azalmasından ve ABD’nin Küba’ya yönelik iç karışıklık çıkarma amaçlı televizyon yayınlarından övgüyle söz ederken, Bush yönetimi, söz konusu komisyona, 2005 yılı için 8,9 milyon dolarlık, 2006 yılı içinse 15 milyon dolarlık bir bütçe ayırdı. Adalet Bakanlığı da, 1967 yılından itibaren mallarına el konan ABD şirketleri ve vatandaşlarının hukuki haklarını arama bahanesiyle Küba üzerine ayrı bir program başlattı. Hazine Bakanlığı’na bağlı Dış Aktifleri Kontrol Ofisi’nin (OFAC) Küba’ya tur düzenleyen seyahat acenteleri üzerinde kontrolünü artırması sebebiyle, geçen yıl, 26 firmanın lisansı iptal edildi. OFAC, aralarında Küba’nın da bulunduğu bazı ülkelerle ilgili kısıtlamalara uymayan ABD bankalarına ceza kesilmesini öngören yeni düzenlemeleri yürürlüğe soktu. ABD’nin Küba temsilcisi Ilena Ros-Lehtinen, Küba petrol sektörüne yatırım yapanların ABD bölgesine girmesini yasaklama amaçlı bir belgeyi BM’ye sundu. 2005 yılında OFAC, sekiz ABD şirketine toplam 44,2 milyar dolarlık ve Küba’ya seyahat ederek ablukayı delen 487 ABD vatandaşına da 529 bin 743 dolarlık ceza kesti. Tahminlere göre, 1961’den 2005’e kadar ablukanın neden olduğu ekonomik zarar, 86 milyar doların üzerinde. Gıda endüstrisindeki zarar ise, 62,9 milyon dolar civarında ve bu miktar, ülkenin süt endüstrisinin yenilenme ve kısmi modernleşme ihtiyacını karşılayacak büyüklükte. Benzer bir durum, abluka nedeniyle adaya giremeyen kuluçka makineleri ve kümes hayvanları endüstrisindeki teknik araç gereç için de geçerli. 2006 yılında, sağlık sektöründeki kaybın 48,6 milyon dolar seviyesinde olduğu ve bu durumun diyaliz, radyoterapi ve AIDS tedavisi gören hastaları olumsuz etkilediği belirtiliyor. Zirai ilaç ve ekipmanlarındaki ambargo da yıkıcı sonuçlar doğuruyor. Ülkenin öğretim gereçleri konusunda 9,8 milyon dolarlık bir kaybı olduğu belirtilirken, 4,4 milyon dolar değerinde kitap ve okul malzemesi eksiği olduğu da kaydediliyor.

Türkiye’de gerek hükümet ve sermaye güçleri, gerekse liberal sol tarafından “özgürlük projesi” olarak ilan edilen Avrupa Birliği de, tarihinde ilk kez, bir ülkeye karşı ortak karar almaya hazırlanıyordu. Küba’ya yönelik ABD ambargosunu genişletmeye hazırlanan AB ülkelerinin gerekçesi, “Küba’da Sözde demokratik bir sistem tesis etmek.”

Küba’da internet ulaşımının yaygın olmadığını, var olan yerlerde de bağlantının çok yavaş olduğunu söylediğimizde, akla gelen ilk soru, “Bu problemin kaynağının, internet erişimi üzerinde Castro yönetiminin uyguladığı sansür olup olmadığı” oluyordu. Ayrıca dünya kamuoyuna bu yönde açıklamalar da yapılmış; Küba’da bazı internet sitelerine erişime sansür uygulandığı söylenmişti. Ancak durum, söylenenlerin tam tersi. Etrafı deniz altı internet kablolarıyla çevrili olmasına rağmen, ABD ambargosu nedeniyle, Küba bu kablolara erişemiyor. Uydu üzerinden internet bağlantısı ise dört kat daha pahalı ve 1996’dan beri aynı bant genişliği kullanılıyor. Kübalı yetkilileriyse, kuşkusuz anlaşılır nedenlerle, internetin, doktorlar, bilim insanları, öğrenciler, teknisyenler, araştırma kuruluşları ve aydınlar tarafından yaygın olarak kullanılmasına öncelik veriyor. Bu durum, internet üzerinde sansür tartışmalarının yoğunlaştığı günlerde ayrı bir önem taşıyor. Bir yandan, Türkiye gibi “demokratik” ülkelerde, internet sitelerini kapatmak için mahkeme kararına bile gerek duymayan sansür yasakları çıkarılıyor. Diğer yandan, “iletişim çağı”, “küreselleşen dünyada bilginin önemi” gibi nutuklar atan “demokrasi havarileri”, Kübalıların internet erişimini dahi engelleyen ABD’ye karşı tek bir kelime etmiyorlar.

Peki, ABD’nin Küba’ya yönelik bu saldırılarının altında ne yatıyor? 300 milyona yaklaşan nüfusu, dünyanın dört bir yanında askeri operasyonlar gerçekleştirebilen ve gerçekleştiren ordusu ve dünya ekonomisine yön veren gücü ve politikalarıyla emperyalist bir hegemonyaya sahip olan ABD için, 11 milyon nüfusa sahip küçük bir ada ülkesi nasıl bir tehdit oluşturabilir?

Küba’nın ABD’ye yönelik askeri bir saldırıda bulunmasının ya da ekonomik olarak onunla rekabete girmesinin mümkün olmadığı açık. Ancak yine de Küba, ABD için büyük bir tehdit oluşturuyor. Çünkü dünya kamuoyu için, Küba, ABD tarafından propagandası yapılan “yeni dünya düzeni”ne karşı başka bir “düzen”i temsil ediyor. ABD, var olan bütün eksikliklerine rağmen, Kübalıların sosyalizm, eşitlik ve devrim gibi kavramlardan bahsetmelerine bile tahammül gösteremiyor. Öte yandan, ABD’nin hemen yanı başındaki küçük bir ada ülkesine bile söz geçirememesi, dünya liderliği iddiasına dair inandırıcılığını yitirmesine neden oluyor.

 

 

3

Dünya halklarının kurtuluşu olarak ilan edilen “yeni dünya düzeni”nin, tüm gerici burjuva emperyalist propagandalara rağmen, dünyada yaşanan açlık, işsizlik ve yoksulluğu çözmek bir yana, daha da artırması karşısında, Küba’da yaşananlar, emperyalist yalanların teşhiri açısından önem taşıyor:

2006 yılı verilerine göre, 11 milyon 382 bin nüfusa sahip olan Küba’da ortalama ömür, erkeklerde 75, kadınlarda ise 79 yıl. Nüfusun yüzde 95’inin okur yazar olduğu Küba’da, ilköğretimden üniversiteye kadar eğitimin tüm basamakları, devlet tarafından ve herkese ücretsiz olarak sunuluyor. Ayrıca üniversite öğrencilerine aylık ödeme de yapılıyor. Adada 1958’de bir milyon kişi okuma-yazma bilmiyordu ve bir milyondan fazla kişi de, okur-yazarlığını günlük hayatta kullanamıyordu. Bugün ise, her on bir Küba vatandaşından biri üniversite mezunu. 1961’den beri Küba üniversitelerinden mezun olan yabancı öğrenci sayısı ise, 47 binden fazla.

1959’da Küba’da işsizlik oranı yüzde 24 iken, 2018 yılında, bu oran yüzde 1,e düşürüldü. Yine 1959’da elektrik sağlanan ev oranı yüzde 56’yı ancak bulurken, 2018’da, elektrik hizmetleri bütün evlerin yüzde 100’ ında var

Sağlık hizmetleri ise, Küba halkı için adeta bir gurur kaynağı durumunda. Küba’da 2018 yılına göre her 115 kişiye bir doktor düşüyor. Bu oran, 1958 yılında her 1,076 kişiye bir doktor şeklindeydi. Yine 1958’de 27 bin 052 kişiye bir dişçi düşerken, bugün, her 875 kişiye bir dişçi düşüyor. Halk sağlığına ilişkin göstergeler, ortalama yaşam süresinin 77 yıl olduğunu gösteriyor. Bu açıdan Küba, dünyada ortalama yaşam süresi en yüksek 25 ülke arasında yer alıyor. 1950–55 arasındaki dönemde, bu rakam 59,6 yıl olarak tahmin ediliyordu. Bebek ölümleri ise, binde 3,5 ile Latin Amerika’daki en düşük oranda seyrediyor. Elli beş yıl önce, Küba’da bebek ölümleri, binde 118 olarak bildiriliyordu.

Küba, tıpkı eğitim gibi, sağlık hizmetlerini de halka ücretsiz olarak sunarken, yetiştirdiği sağlık personeliyle, diğer Latin Amerika ülkelerindeki sağlık sorunlarının çözümüne de yardımcı oluyor. Örneğin Venezüella’da 261 muayenehane ve 341 sağlık ocağında 8 bin Kübalı personel görev yapıyor. Küba’nın yardımıyla, 15 milyon Venezüellalı, ücretsiz sağlık hizmetine kavuşmuş durumda.

Bu rakamlar, devletin eğitim ve sağlık gibi alanlardan elini çekmesiyle ve kamu kuruluşlarının özelleştirilmesiyle halkın refaha ulaşacağı yönündeki neo-liberal politikalara verilen bir yanıt durumunda. Çünkü, söz konusu neo-liberal politikaların merkez üssü olan ABD’de halkın eğitim ve sağlık hizmetlerinden yararlanma imkanı, ABD ambargosu altındaki Küba’nın çok gerisinde kalmış durumda. Küba’da istisnasız herkes sosyal güvenlik güvencesi altındayken, ABD’de nüfusun yüzde 15’i, sosyal güvenlik şemsiyesinin dışında kalmış durumda.

 

Küba’da çevre ve çevreyi koruma sorunu da önemli bir gelişme gösteriyor. 1959’da Küba topraklarının sadece yüzde 14’ü ormanla kaplıyken, bugün, hükümetin yürüttüğü ağaçlandırma çalışmaları sayesinde, bu oran yüzde 24’e tırmandı. Küba, orman alanlarında artış görülen tek ülke durumunda. Ayrıca Küba yönetimi tarafından ilan edilen Enerji Devrimi ile, küresel ısınmaya karşı mücadele konusunda ciddi adımlar atılacağı açıklandı

3.BÖLÜM

Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından “yalnız” kalan Küba acısından son yıllarda Latin Amerika ülkelerinde kurulan halkçı iktidarlar büyük önem taşıyor. Küba’nın varlığı, bu ülkelerdeki yönetimler açısından bir güven kaynağı olurken, tersinden, özellikle Venezüella ile kurulan ekonomik ilişkiler de Küba için can simidi oldu.

2007 yılı başında imzalanan 16 işbirliği anlaşmasıyla, Küba ve Venezüella arasındaki ilişkiler, onları stratejik ittifak konumuna yakınlaştıran yeni bir seviyeye ulaştı. Bu anlaşmalar; petrol, çelik endüstrisi, turizm ve iletişim alanlarını kapsıyor. Venezüella’nın başkenti Caracas’taki Miraflores Sarayı’nda yapılan imza töreninde konuşan Venezuela Dışişleri Bakanı Nicolas Maduro’ya göre, bu anlaşmalar, ekonomik sorunların ötesinde, halkı merkeze koyan bir bölgesel entegrasyon planı olan –ve ABD hegemonyasının aracı Amerikalar Serbest Ticaret Anlaşması’nın alternatifi olarak geliştirilmekte olan– “Latin Amerika ve Karayipler için Bolivarcı Alternatif”i (ALBA) güçlendirmeye katkıda bulunmayı amaçlıyor.  İmza törenine katılan Küba Başkan Yardımcısı Carlos Lage, konuşmasında, 2001 ile 2006 yılları arasında yapılan karşılıklı anlaşmaların kapsamının, 36,6 milyondan 840 milyon dolara yükseldiğini ve daha da yükseleceğini belirtti. Anlaşmalar, işletilmekte olan dokuz ortaklığa ek olarak, çeşitli alanlarda 12 yeni ortaklığın kurulmasının zeminini hazırlıyor. Bu projeler, gemi ve liman modernizasyonu ve inşasını, deniz taşımacılığı ve demir yolları için kurumların kiralanmasını, sigorta ve turizm alanlarını içerdiği gibi, ortak petrol arama çalışmalarını ve Karayipler, Orta ve Güney Amerika’ya da uzanan uluslararası telekomünikasyon sisteminin bir parçası olarak sualtı fiber optik kabloların döşenmesini de kapsıyor.

Devrim Savunma Komitesi içinde temsilci olarak çalışan ve yanı sıra komitede yer almayan Kübalılar’ın “Sizin için sosyalizm ne ifade ediyor” sorusuna verdikleri yanıt da düşündürücüydü. “Sosyalizm dayanışma demektir” mealindeki yanıtlar, Küba’da uygulanan sistemin niteliği hakkında ipuçlarını içerisinde barındırıyor aslında. Kuşkusuz sosyalizmin halk arasında “olumlu” bir çağrışım yapması, “ideal bir sitem olarak değerlendirilmesi” önemlidir. Fakat sosyalizm tanımının işçi-emekçi terimlerini kapsamayan genel bir dayanışma fikriyle ifade edilmesi, Küba’nın tarihsel gerçeklerinden bağımsız düşünülemez. İşçi sınıfın örgütlenmesi ve mücadelesi üzerinden değil, ama az sayıda silahlı devrimcinin çabası ve onlarla birlikte hareket eden halkın mücadelesi ile kurulan Küba Cumhuriyeti,

Sovyetler Birliği’nin de etkisiyle sosyalizm fikriyle tanışmıştı. Ama gerek Castro yönetiminin, gerekse Sovyetler Birliği’nin tutumlarıyla, Küba ekonomisi, sanayileşme yerine tarım üzerine kurulmuştu.

Sanayiinin ve işçi sınıfının gelişmediği, büyük ölçüde tarıma dayalı Küba ekonomisi için turizmin bir kurtarıcı olması, sistem açısından da sancılı bir sürecin dayanağı oldu. Turizmle birlikte, bir yandan yabancı sermaye ve özel sektörün ekonomideki payı artarken, diğer yandan Kübalılar, kapitalizmin tüketimi kışkırtıcı tuzaklarıyla tanıştılar.

Hem Küba’daki mevcut durum, hem de Latin Amerika’daki “21. yüzyıl sosyalizmi” tartışmaları dikkate alındığında, Küba’nın “proletarya diktatörlüğü” fikri ve pratiğinden oldukça uzak olduğu açıktır. Diğer yandan, kimi çevreler tarafından Çin ve Kuzey Kore ile birlikte aynı grupta değerlendirilse de, Küba, bu ülkelerden farklı özelliklere sahiptir. Gerek ABD’ye karşı verdiği antiemperyalist mücadele, bu mücadelenin halkçı niteliği ve Küba halkının anti-emperyalist tutumlarının Küba’nın mevcut sistemi ve politikalarının asıl dayanağı oluşu, gerekse diğer Latin Amerika ülkeleriyle ilişkileri ve halkın yaşam standartları açısından değerlendirildiğinde, Küba’nın Çin ve K. Kore’yle karşılaştırılamayacağı ortadadır. Küba’nın anti-emperyalist ve halkçı pozisyonuna karşılık, Çin anti-emperyalizmi de çoktan bir yana bırakmış, vahşi kapitalizmin bir örneği, Kore ise, halkçılıkla ilişkisi kalmamış bir hanedanlık egemenliği olarak belirmektedir.

İçeriği tartışmalı olsa bile Latin Amerika ülkelerinde son yıllarda yükselen “sosyalizm rüzgarı” bakımından Küba esin ve güven kaynağı olmuş, tüm baskılara rağmen ABD’ye karşı yürüttüğü antiemperyalist mücadele ile de ezilen halkların sevgisini kazanmıştır ki, bu anti-emperyalist halkçı niteliği, Küba Devrimi’nin olduğu kadar, onun kıta çapındaki etkisinin de asıl tanımlayanıdır. Küba’nın sürdürdüğü anti-emperyalist mücadelenin güçlenmesi ve başarıyla sonuçlanması; tüm dünya işçilerinin, halklarının ve ezilenlerin isteğidir. Bu anti-emperyalist direnişin en tutarlı savunucuları ise kuşkusuz komünistler olacaktır.

Terörden on yıllar boyunca dert çekmiş, barışın, mutluluğun ve onurun ülkesi Küba, başına gelen bütün terör belasının baş sorumlusu ABD ile kemikleşmiş sorunlarının konuşulması ve çözümü için bir süreç başlatmıştı.

17 Aralık 2014’de ABD-Küba politik ilişkileri açısından çok tarihi bir gelişme oldu. ABD’de tutuklu bulunun üç Kübalının, on yıldan fazla süren davalarının sonlanması ve serbest kalmalarının hemen ertesinde, Küba Devlet Başkanı Raul Castro ve ABD Başkanı Obama aynı anda ekranların karşısına geçerek iki ülke arasındaki ilişkilerin yeniden ele alınacağını duyurdular. Böylece iki ülke ilişkilerinde yepyeni bir sayfa açıldığı gibi, Fidel’in Küba Halkına verdiği “Geri Dönecekler”  sözü karşılığını bulmuş oldu. Obama, 20 Ocak 2015’de Kongre’ye yaptığı çağrı ile ambargonun sonlanması için birlikte çalışılmaya başlanması gerektiğini duyurdu.

İki başkan, iki ülke arasındaki ilişkilerin, uluslararası hukuk ve Birleşmiş Milletler sözleşmesi temelinde, normalleştirilmesi doğrultusunda adımlar atılmasını öneriyor, Küba’nın diyaloga açık olduğunu, ABD’nin Küba halkıyla ilişkilerini değiştireceğini, on yıllardır ABD çıkarlarını ilerletmeyi başaramayan köhne ABD yaklaşımının sonlanacağını normalleşeceklerini hepimize duyuruyordu.

Barack Obama ve Raul Castro tarafından yapılan eşzamanlı açıklamalar, Latin Amerika’daki diğer hükümetler ve başlıca Amerikan şirketleri tarafından dönüm noktası olarak adlandırılmıştı. Brezilya Devlet Başkanı Dilma Rousseff, ABD-Küba diplomatik ilişkilerinin yeniden açılmasını ve adanın ABD başkenti tarafından yeni olanaklara doğru yol almasını “mühtiş bir ilerleme” olarak adlandırdı. ABD’nin yaptırımları yüzünden ekonomisi sıkıntı içinde olan Venezuela Devlet Başkanı Maduro, yapılan açıklamaları, Obama’nın cesaret verici, tarihi bir jesti olarak tanımladı.

Aynı zamanlarda, ABD’nin en ciddi ekonomi gazetesi “Wall Street Journal”, General Motors’dan, Cargill’e ve mobilya devi Ethan Allen’a kadar büyük ABD şirketlerinin Beyaz Saray’ın bu tarihi açıklamasını, diplomasiyi geri getirmesini, 50 yıllık ablukanın sökülüp atılması için gösterilen çabaları alkışladıklarını duyurdu.

Obama’nın müzakerelerin başında söylediği, Havana’da elçililik açılması, Küba’nın terörü destekleyen ülkeler listesinden çıkartılması, seyahat, ticaret ve bilgi akışını arttıracak adımlar atacağını açıklaması aynı zamanda ABD’nin yıllardır adaya uyguladığı politikanın da başarısızlık itirafı oldu. Obama özetle Devrim sonrasında uyguladıkları Küba politikasının her cephede çöktüğünü, Küba’da arzu ettikleri değişimi silah zoruyla yaratamadıkları gibi adayı ekonomik, ticari ve finansal bir ablukaya alarak da başaramadıklarını, izolasyon politikasında yalnız kaldıklarını, izole olanın Küba değil ABD olduğunu itiraf ediyor. Ancak Küba konusundaki “ulvi” amaçlarından vazgeçmediklerini, köhnemiş araçlarını değiştirerek yola devam edeceklerini de ifade etmiş oluyor. Bu sürecin başlama zamanının Küba’nın diğer kıta ülkeleri, Çin ve Rusya ile bağlarını güçlendirdiği, Amerikan sermayesinin de potansiyel faydalarının boşa çıkacağı bir döneme denk gelmesi az rastlantı değil.

 

 

 

 

4

4.BÖLÜM

Küba Devrimi ile yaşıt durumdaki ablukanın Küba’ya verdiği ekonomik zarar, bugünün fiatları ile yaklaşık 120 Milyar ABD Doları. ABD-Küba ilişkilerini daha iyi anlamak için, Ablukanın  tarihçesine yakından bakmakta fayda var.

17 Aralık 2014’de ABD Başkanının yaptığı tarihi çıkışa rağmen, ablukanın kalkması, ABD’de hükümet kuruluşlarının uygulaya geldiği bir çok kanunun da beraberinde değişmesine bağlı. Abluka’yı oluşturan bu kanunlara kronolojik sıra ile bakmakta fayda var.

Trading with the Enemy Act of 1917 (TWEA): Bu kanun maddesi ABD’nin savaş durumunda olduğu ülkelere ekonomik yaptırım uygulayabilmesi, bu ülkelerden ithaları yasaklaması ve kendi ülkesindeki mal varlıklarını dondurmasını sağlamak için düzenlenmiş. 1959’da ki devrimden ve Füze Krizinden beri bu kanun maddesi Küba için uygulanmakta.

Foreign Assistance Act (1961): Bu kanun ABD Başkanını, Küba’ya karşı ambargo başlatabilmesi, uygulaması ve yardım gönderilmesini engellemek için tam yetkili kılıyor. ABD’nin yaptığı uluslararası yardımlardan Küba’nın faydalanmaması için gerekli düzenlemeleri yapıyor.

-Cuban Assets Control Regulations of the Department of the Treasury (1963): ABD’deki bütün Küba mal varlıklarını donduran, mali ve ticari işlemleri askıya alan, yasaklayan, bu işlemlerin üçüncü partiler tarafından da yapılmasını yasaklayan ve denetleyen kanun.

-Export Administration Act (1979): ABD Başkanının Ulusal Güvenlik gerektiren durumlarda belirli ülkeleri eklediği ve bu ülkelere yapılan ihracatı koşullara bağlayan kanun. Küba bu listede yer almakta.

-Cuban Democracy Act or the Torricelli Act (1992): ABD firmalarının üçüncü ülkelerdeki iştiraklerinin Küba ile ticaretini engelleyen kanun. Bu kanuna göre Küba limanlarına giren gemiler, 180 gün boyunca ABD’ye giremiyor.

-Cuban Liberty and Democratic Solidarity Act or the Helms-Burton Act (1996):

Ablukanın kapsamını arttıran, diğer ülkeler üzerinde ki bağlayıcılığını genişleten ve ABD Başkanının bu konuda ki yetkilerini arttıran kanun.

-Section 211 of the Consolidated and Emergency Supplemental Appropriations Act for the fiscal year 1999: Kuba’ya ait marka ve ürünlerin ABD içinde marka haklarının korunmasını engelleyen kanun.

-Trade Sanctions Reform and Export Enhancement Act (2000): Küba’ya yapılacak tarım ürünleri ihracatını önceden nakit ödeme, kredi kullandırmama gibi sıkı şartlara bağlayan, ABD vatandaşlarının Küba’ya seyahatlerini sınırlandırıp sadece 12 kategoriye bağlayan kanun.

ABD Başkanı Obama, Abluka dahil Küba’ya uygulanan bütün yaptırım politikasının işe yaramadığını ve Kongre’de ablukanın kaldırılması için tartışma başlatacağını söyledi.

ABD’nin bu girişimine ve Obama’nın bu kararına etki edenlerden en önemlilerinden ikisi şüphesiz ki, ABD Ticaret Odası ve Amerikan Üretici Dernekleri olmuştur. Bu iki kurumun Küba Ticaret Piyasasına girmek için yaptıkları baskılar konuyu buraya kadar taşımıştır. Uzun yıllar önce adayı ziyaret eden bir senatör, “Eğer ambargoyu kaldırmayıp, ada ile ticaret yapmazsak, Küba’yı nasıl kapitalist yaparız ki” diyerek sanki bugünlerin habercisi olmuştur. Adaya gelecek ABD dolarları, Küba Devriminin yıllardır yavaş ilerleyen reformlarını hızlandırabilir ama aynı zamanda turizmden kaynaklı, her ne kadar kontrol edilmeye çalışılsa da, gelir makasını da arttırabilir.

Medyada çıkan bütün tartışmalarla birlikte, sadece Latin Amerika değil, dünyada ki bütün işçi sınıfının da yakında izlediği bu yakınlaşma süreci kimilerince Devrimin ana ekseni ve kaynağı olan “Castroizm”i de zayıflatabilir. Çünkü iki ülke arasındaki bu yakınlaşma, sosyal eşitsizliği arttırabilir, sınıflar arası açılacak açıdan dolayı gerginlikler olabilir. Bunların sonucunda karşı-devrimci hareketlerin adadaki hareketleri da artabilir. Bunlar az da olsa olasılık dahilinde.

Panama’da Nisan 2015’de yapılan Amerika Kıtası Devletler Toplantısında, iki lider bu defa yüzyüze bir araya geldiler ve el sıkıştılar. Obama, 60 yıldır hiç bir ABD başkanının denemediği bir şeyi deneyerek, ideoloji’leri bir yana bırakıp, başka bir yönden Küba’ya el uzatıyor. Tıpkı İran’a yaptığı gibi.

Kullandığı ifade ilginç; “- Benim daha doğmadığım dönemden kalan bir problemi daha fazla devam ettiremem”

Raul’un da ilişkilerin normalleşmesi için, Obama’dan isteği 60 yıllık Abluka’nın kalkması ve Küba’nın Terörist Ülkeler Listesi’nden çıkartılması. Listeden çıkartılan Küba’nın önünde Abluka’nın kalkması için Temsilciler Meclisi’nde alınacak kararlar var ki, “Derin ABD” ve “Miami’deki Karşı Devrimci”lerin bu kararları çok kolay aldırmayacağı da ortada. Küba’daki yönetim biçimini hala Diktatörlük olarak adlandıran geniş bir ABD’li bürokrat kesimi mevcut.

Söylenenler ile yapılanların tutarlı da olması gerekiyor. Mesela bu görüşmeler yapılırken, ABD ve Küba Delegasyonlarının toplantılarında, ABD tarafında, Che’nin katili Felix Rodriguez, delegasyonda görevli olarak ortaya çıkıyor.

Raul, Obama’yı “dürüst” olarak tanımlasa da, ABD başkanının bu görüntüsü ABD-Küba ilişkilerini kurtarmaya yetmez. Temsilciler Meclisi’nde ilişkilerin gerginliğinden nemalanan senatörler çoğunluktadır. Bunların önemli bir bölümü devrim sonrasında adadan kaçan ve geride bıraktıklarını geri alabileceklerini hayal eden mutlu azınlığın temsilcileridir. ABD-Küba pazarlıklarında bu kitle kendince haklı gördüklerini geri almak için Obama’ya baskı yapabilir.

Raul, Panama’da sadece Obama ile görüşmedi. Thomas Donahue, ABD Ticaret Odası Başkanı ile de konuştu. Donahue, uzun zamandır, ABD’nin kapitalist ilişkiler üzerinden adaya girebileceği üzerine konuşan bir kişidir. Bu kanal üzerinden adanın kaynak ve insanlarına ulaşılabileceği konusuda tezler üretir.

Obama’nın planı oldukça hızlı ilerliyor. ABD Ticaret Sekreteri adayı ziyaret ediyor. Ablukanın zayıflatılmasının, karşılıklı yatırım olanaklarının araştırılmasının ve Serbest Yatırım Bölgesi Mariel’in detaylarının konuşulmasının yolunu yapıyor.

Küba’nın ABD’li tüccarları kongreyi daha hızlı adım atmaya zorlayacak şekilde kışkırtmaya, ABD’yi “ya hep ya hiç” gibi bir tutumla sıkıştırmaya çalıştığı görüşü de konuşulanlar arasında.ABD vatandaşlarının seyahatleri konusunda ki 12 kategori yerinde durmakla birlikte, ülke içinde ki harcama limitleri ve Kredi Kartı kullanım yasakları kaldırıldı. ABD dışındaki ABD bankaları ve yabancı finans kurumları Küba’nın iletişim cihazları alımında ki “Sadece Nakit Ödeme” şartını ortadan kaldırıp, kredi kullandırma imkanlarına kavuştu. ABD’den Küba’ya ürün ihraç edilirken, ABD Ticaret Bakanlığı’ndan onay alınması gerekenlerin listesi, sadece iletişim ekipmanları, inşaat malzemesi ve tarımsal üretim araçları ile sınırlandırıldı.

-2015: 1956’dan beri ilk defa ABD ve Küba başkanları bir araya geldi .ABD, ideolojik olarak yıkamadığı Küba’da başka bir denemenin peşinde. Normalleşme adı altında, kemikleşmiş sorunlara el atıyor ama bunun arkasında adaya sermayeyi, popülizmi ve kültürel hegamonyayı yerleştirecek; son tahlilde emperyal girişimlerinin yeni aracını devreye alacağı da ortada. Raul bu değişik taktiğin farkında olduğunu, “mücadele bitmedi, yeni araçlarla devam ediyor. Herşeyi tartışamaya niyetliyiz fakat çok sabırlı olmamız gerekiyor” şeklinde özetlemiştir. Küba, 60 yıldır verdiği fikirler ve ideoloji mücadelesiyle tecrübeli ama karşı tarafın kuzu postuna bürünmüş bir kurt olduğunu da unutmadan, yöntem değiştirdiğini hatırlayarak taktik geliştirecektir ve tabii ki değişmeyen tek şeyin değişimin kendisi olduğunu unutmadan.

  1. BÖLÜM

Gelinen noktada milli gelirinden en büyük payı eğitime, sağlığa, barınmaya, sanat, kültür, bilimsel araştırmalara ayırmaya devam eden Küba’da çocuklar anayasanın temel taşı ve kadınlar hayatın en önünde, Amerika’lılarında gelip özellikle kanser tedavisinde kullanılan  ve Küba’nın ürettiği ilaçlara ilgi gösteriyor olması tesadüf değil ve Küba’da dünya ya örnek olan yaşamsal sosyal gelişmelere karşılık, demokrasi götüreceğiz safsatasıyla silah satmak için Dünya’yı savaşlara boğmaya çalışıp  ve dünya’yı kan gölüne çeviren Amerikan emperyalizminin savaşsız sömürüsüz bir dünya mücadelesinde gücü oranınca insanlık dersi veren Küba’dan rahatsız olması çok doğal görünüyor.

5 haziran 2019 tarihinden bu yana Küba’yı şimdiye kadar uyguladığı ekonomik abluka ve  ambargolarını en acımasız haliyle azgınlaştıran  ABD emperyalizmi karşısında Küba devlet başkanı Miguel Diaz Canel’in açıklamaları ve çağrısının yanısıra Devrimi Savunma Komitelerinin çalışmalarını yoğunlaştırması ile birlikte

Küba Halkı ‘’ asla teslim olmayacağız’’ ve ‘’vatan yada ölüm’’ sloganlarını öne çıkararak Amerikan ambargosu ve ablukasına karşı mücadeleye alışkın olduklarını ve direnişe devam edeceklerini net bir şekilde ifade ediyorlar.

5 haziran 2019 tarihli ABD başkanı Trump’un açıklamaları ve küba’ya ambargonun ve ekonomik ablukanın azgınlaşmasından bu yana Küba’dan açıklamalar ve gelişmeler

Devrimci hükümetten açıklama: Küba ablukadan korkmuyor

‘Küba, ekonomimizin gelişmesi ve sosyalizmin kuruluşunun gerektirdiği zorunlu ve acil ödevlerden korkmayacak, kaçmayacaktır. Sıkı sıkıya birlik halinde oldukça en güçlü zorlukları aşmasını biliriz. Bizi ne boğabilecekler, ne durdurabilecekler’ denildi.

 

 

5

Küba Dışişleri Bakanlığı, ABD’nin Küba karşıtı yaptırımlarına ve ablukaya ilişkin 7 haziran 2019 da yaptığı açıklamada,

ABD’nin amacının “ekonomiyi boğup halka zarar vererek Küba ulusundan siyasi tavizler koparmak” olduğu söylenen açıklamada, “daha ilk gününden itibaren ABD emperyalizminin hegemonya kurma sevdasına göğüs germek zorunda kaldığımız büyük bağımsızlık mücadelemiz artık 150 yılı buldu” denildi.

“Küba, ekonomimizin gelişmesi ve sosyalizmin kuruluşunun gerektirdiği zorunlu ve acil ödevlerden korkmayacak, kaçmayacaktır. Sıkı sıkıya birlik halinde oldukça en güçlü zorlukları aşmasını biliriz. Bizi ne boğabilecekler, ne durdurabilecekler” diye duyurulan açıklamanın tamamı şöyleydi:

 

KÜBA ABLUKAYI AĞIRLAŞTIRAN ADIMLARDAN KORKMUYOR

Küba Cumhuriyeti Devrimci Hükümeti, ABD Hükümeti tarafından 4 Haziran 2019 günü açıklanan, Küba’ya 60 yılı aşkın bir süredir uygulanmakta olan, 2018’de Küba ekonomisine rayiç fiyatlar üzerinden 134 milyar dolardan fazla bir miktara, doların uluslararası piyasalarda altın karşısında değer kaybetmesi de hesaba katıldığında 933 milyar doları aşan bir miktara mal olan ekonomik ablukayı ağırlaştıran adımları tüm gücüyle kınıyor

Anlaşıldığı kadarıyla 5 Haziran’dan itibaren yürürlüğe giren bu son adımlar, ABD vatandaşlarının Küba’ya seyahat etmek konusunda halihazırda maruz kaldıkları ağır kısıtlamaları daha da ağırlaştırmakta, ABD’den yola çıkan ve ülkemizi ziyaret edecek her türden gemiye yeni yasaklar getiriyor ve turistik seyahat gemilerinin gelişini derhal yasaklıyor.

 

Niyet, halen, ekonomiyi boğup halka zarar vererek Küba ulusundan siyasi tavizler koparmak. Özel olarak mevcut durumda atılan adımlar aynı zamanda ABD halkının Küba gerçeğini tanımasını, böylece her gün ülkemize karşı üretilen kara propagandanın etkisinin azalmasını engellemek amacını da taşıyor.

Bunlar, ABD’lilerin çoğunluğunun fikrini hakir gören tavırlar. ABD’de yaşamakta olan yarım milyon Kübalı’nın yanı sıra, 2018’de ülkemizi ziyaret eden 650 bin ABD’li nezdinde ABD’liler, Küba’yı tanımak ve seyahat özgürlüklerini yerine getirmek yönündeki eğilimlerini ortaya koymuştur.

Geçtiğimiz 17 Nisan’da Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton, Domuzlar Körfezi’nde bozguna uğratılmış paralı askerlerin ve Fulgencio Batista tiranlığının uşaklarının akrabalarının da katıldığı Küba karşıtı bir şov sırasında hükümetlerinin, Küba’ya akraba ziyareti dışındaki ziyaretleri kısıtlayacağı konusunda uyarmıştı. Bu şahsın, ABD’nin batı yarıküreye yönelik dış politikasını kendi ellerine almayı başardığı ve bu politikanın tüm bölgedeki barış ve istikrar karşısındaki en büyük tehdit olduğu biliniyor.

ABD utanmaksızın Monroe Doktrini’ni öne sürüyor, bunun üzerinden batı yarıküredeki her bir ulusun eşit derecede egemen olduğu ve kendi geleceğini belirleme hakkına sahip olduğu gerçeğini yok saymaya çalışıyor.

Küba’ya yönelik son saldırılar, yeni bahanelerle yapılıyor. Bunlar arasında en mahut olanı, Küba’nın Venezuela’ya askeri müdahalede bulunduğuna dair, Küba hükümeti tarafından kamuoyu önünde ve sürekli olarak reddedilmiş bir yalandan ibaret olan kuru iftira.

Küba’ya, Küba Devrimi boyunca var olmuş dış politika karar ve ilkelerine ihanet etmesi karşılığında müzakerelere başlama veya ekonomik ablukayı oluşturan zalim ve suç teşkil eden yaptırımları rahatlatma sözü verecek kadar vicdansız bir noktaya vardılar.

Küba’nın Anayasal Başkan Nicolás Maduro Moros, Bolivarcı ve Chavezci Devrim ve Venezuela halkının sivil-askeri birliğine desteği müzakere edilebilir bir şey değildir. Bu ülkede, çoğunluğu sağlık sektöründe olmak üzere, gönüllü olarak ve karşılık beklemeksizin toplumsal hizmet vermekte olan 20 binden fazla Kübalı, Venezuela halkı bizi çağırdığı sürece bu kardeş ulusla dayanışmak üzere orada olmaya devam edecektir.

Kübalılar için ihanet bir seçenek değildir. Naif değiliz, daha ilk gününden itibaren ABD emperyalizminin hegemonya kurma sevdasına göğüs germek zorunda kaldığımız büyük bağımsızlık mücadelemiz artık 150 yılı bulmuştur.

 

Yine Küba Dışişleri Bakanı Bruno Rodríguez Parrilla, BM’nin 74. oturumundaki konuşmasında, ABD’nin artan saldırganlığına, tehdit ve şantajlarına boyun eğmeyeceklerini söyledi

Küba Dışişleri Bakanı Bruno Rodríguez Parrilla konuşmasında, ABD’nin bu eylemlerinin bölgesel barış için ciddi bir tehdit oluşturduğu konusuna değindi.

Bakan, herkesi bu gerçeklerin farkında olmaya ve ABD’nin müdahalelerinin durmasını talep etmeye çağırdı. Mevcut ABD hükümetinin tutumunun, nükleer silah stratejisinin ciddi bir uluslararası tehdit oluşturduğunu, dünyaya yayılan 800’den fazla askeri üs ile birlikte diğer devletlere saldırmak için geliştirilen teknolojilerin gizli ve yasadışı olarak kullanıldığını aktardı. Beyaz Saray’dan yeni bir silahlanma yarışının nasıl teşvik edildiğini açıkça gösteren örnekler de verdi.

Küba Dışişleri Bakanı, ABD’nin insan haklarının kasten ve açık bir şekilde ihlal edildiği bir ülke olduğunu, her yıl 91.000 Amerikalı’nın kalp hastalıklarından öldüğünü, 28 milyon ABD vatandaşının sağlık sigortası olmadığını, 32 milyon kişinin ise okuma yazmasının neredeyse olmadığını belirtti. 2,2 milyon kişinin hapiste olduğunu söyleyen Bakan ayrıca iklim değişikliğinin gelişmekte olan küçük ada devletleri için geri dönüşü olmayan tehditler oluşturduğu konusunda da uyardı.

Ablukanın Küba’nın kalkınmasının önündeki en büyük engel olduğunu vurgulayan Bakan Rodríguez, ABD’nin bütün eylemlerinin uluslararası yasaları ve Birleşmiş Milletler Kararları’nı ihlal ettiğini aktardı.

Küba ve Venezuela arasındaki ikili ilişkinin karşılıklı saygı ve dayanışmaya dayandığını söyleyen Bruno Rodríguez, Küba’nın bağımsızlık mücadelesine önderlik eden komutanlarının sözlerinden alıntılar yaptığı konuşmasını “Vatan yahut ölüm, kazanacağız!” diyerek bitirdi.

Ayrıca geçtiğimiz günlerde yine Küba Komünist Partisi Merkez Komitesi’nin yayın organı olan Granma’da Bm’ye sunularak karar altına alınan abluka raporundaki güncel resmi verilerde şöyleydi

Küba’nın, BM Genel Kurulu’nun 73/8 sayılı kararına konu olan raporundaki gerçekler ve rakamlar ABD ablukasına derhal son verilmesinin gerekliliğini bir kez daha ortaya koyuyor.

BM Genel Kurulu’nun  73/8 sayılı kararına dair Küba’nın, Dışişleri Bakanı Bruno Rodríguez Parrilla tarafından sunulan raporunda yer alan gerçekleri rakamlar paylaşılmıştır.

 

 

6

  1. BÖLÜM

Genel Bakış

Nisan 2018 – Mart 2019 arası kayıp: 4.343.600.000 dolar

Altmış yılı aşkın süredir devam eden bu politikanın toplam zararı, cari fiyatlarla: 138.843.400.000 dolar

Ablukanın sebep olduğu toplam ölçülebilir zarar 922.630.000.000 dolar’ı aştı (altın fiyatlarına göre değerlendirildiğinde)

ABD pazarının dışında tutulmanın neden olduğu zarar: 163.108.659 dolar

Satın alımlardaki aracılar ve uzak pazarlardaki yüksek fiyatlar nedeniyle oluşan zararlar: 173.210.916 dolar

Nakliye ve sigorta masraflarının artışından kaynaklı zararlar: 72.160.602 dolar

Potansiyel ihracat geliri kaybı: 2.343.135.842 dolar

lusal risk değerlendirmesi nedeniyle daha yüksek finansman masrafları: 47.290.204 dolar

ABD dolarının kullanımına ilişkin yasaklar: 85.139.436 dolar

Diğer: 12.535.892 dolar

Toplam: 2.896.581.555 dolar

Sağlık

Küba’ya sağlık alanındaki yaptırımların neden olduğu zarar, tartışmasız bir gerçek. Bu düşmanca politika kanser gibi ciddi hastalıkların tedavisinde kullanılan ilaçların yanı sıra gerekli teknoloji, ham madde, reaktifler, tanı araçları, ekipman ve yedek parçaların alımını engellemektedir. Bu sektördeki Nisan 2018 ve Mart 2019 arasındaki zarar, geçen yılın 6.123.498 dolarlık tahmininin de çok ötesinde, 104.148.178 dolar oldu. 15 Haziran 2018’de spongioz kardiyomiyopati ve terminal kalp yetmezliği nedeniyle hayatını kaybeden Hermanos Ameijeiras Hastanesi’ndeki 68100309926 dosya numaralı hasta J.C.H.C’nin yakınları, ABDli şirket Abiomed tarafından üretilen bir Impella cihazından dolaşım desteği sağlanabilmiş olsaydı J.C.H.C’nin hayatının kurtarılabileceğini asla unutamazlar. İthalat-ihracat şirketi Medicuba S.A, sağlık sektörü için gerekli malzemeleri temin etmek amacıyla 57 ABD’li tedarikçiden talepte bulundu. Bunlardan 50’si bugüne kadar yanıt vermedi. Yeni kanser ilaçlarının alımı için birçok ABD şirketiyle bağlantı kuruldu. Şimdiye kadar hiçbiri cevap vermedi. ABD’li şirket Bruker’le spektrofotometre ve laboratuvarlarda madde ve mikroorganizmaların analizinde kullanılacak çeşitli araçlar hususunda kurulan temas başarısızlıkla sonuçlandı.

Gıda ve TarımHer ülke için hayati bir öneme sahip olan bu sektörde, ablukanın sonuçlarının 412.230.614 dolar değerinde olduğu tahmin ediliyor. Gıda işleme şirketleri ham maddelerinin yaklaşık yüzde 70’ini İspanya, Brezilya gibi farklı pazarlardan ithal ediyor. Abluka, coğrafi yakınlık ve fiyatlar açısından daha uygun olan ve üretimi modernize edebilmek için geniş malzeme ve donanım imkânı sağlayan ABD pazarına erişimi engelliyor. Bu sektördeki en prestijli rom üreticilerinden olan Havana Club, abluka nedeniyle 41.300.000 dolarlık potansiyel kazancından mahrum bırakıldı.

Eğitim, Spor ve Kültür

Sancti Spíritus Üniversitesi’ne, özel öğretim öğretmenlerinin eğitiminde gerekli olan 20 adet akıllı Braille daktilosunun (görme engellilerin alfabesiyle yazan daktilo) ve işitsel aksesuarların alımı için görüşülen üretici Perkins Şirketi’nden yanıt alınamadı. 23 Ocak 2019’da Fransız Bankası Société Générale de París, Ekvator Ginesi’nden Küba’ya profesyonel eğitim hizmetleri için ödenen 7.474 Euro’luk banka havalesine el koydu. Uluslararası federasyonların resmi yönetmeliklerine göre edinilmesi gereken spor malzemelerinin alımı kısıtlandı. 22. Terry Fox Koşusu’nun Küba ayağı bu yıl yapılamadı. İlgili Uluslararası Vakfın müdürü, organizatörlere Vakfın artık Küba’da bu etkinliğe yardım edemeyeceğini ve kanser araştırmalarını desteklemeye devam edemeyeceğini bildirdi. Karayipler Beyzbol Federasyonu, oyuncularımızın kazandığı ödüllerin ödenmesi hususunda ABD ile ilişki kuramadı. Küba’ya yapılan bu ekonomik saldırı hem teknik yardım hem de etkinliklerin karşılanması için, Cubadeportes ajansı tarafından sağlanan hizmetlerin ödemesinin alınmasını imkansızlaştırmıştır. Birleşik Devletler’de çalışmalarını tanıtmak isteyen 37 sanat kuruluşundan sadece 24’ü ülkeye giriş izni alabildi.

 

Turizm

Turizm sektöründeki zarar 1,383 milyar dolar. Araştırmalar, abluka olmasaydı Küba’ya bir yılda gelen ziyaretçilerin yüzde 35’inin ABD’den olabileceğini gösteriyor. Cubatur Seyahat Acentesi en az 497.800 dolarlık finansal zarara uğradı. Havanatur Şirketi, bankaların ödeme işlemlerini reddetmesi, üçüncü ülkelerdeki banka hesaplarının kapatılması, varlıklara el konması, kredi kartı işlemlerinin iptali nedeniyle ciddi bir ekonomik zarar gördü.

Biyofarmasötik Sanayi

Genetik Mühendisliği ve Biyoteknoloji Merkezi (CIGB), diyabetik ayak ülserlerinin tedavisinde türünün tek ilacı olan Heberprot-p’nin ABD’ye potansiyel ihracatından elde edilemeyen gelirleri rapor etti. Şayet bu hastalığa sahip ABD’li hastaların yalnızca yüzde 5’i Heberprot-b’yi yıllık olarak kullanırsa, bu ihracattan elde edilecek olan gelirin 2018 yılında 103 milyon dolara ulaşabileceği tahmin edilmektedir. İthalat-ihracat şirketi Farmacuba, ilaç üretimi için ham madde temininde pek çok zorlukla karşılaştı. BioCubaFarma’ya bağlı Oriente İlaç Laboratuvarı Şirketi, abluka nedeniyle, ürettikleri Nutriforte multivitamini için A vitamini eksikliği yaşadıklarını ve bu nedenle 78.694.200 tabletle üretimin sınırlandığını bildirdi. Nikotinamid için baskılı alüminyum folyonun 2019 Mart ayında teslimatı sekteye uğramıştır, bu nedenle Dipirona ve Alprazolam üretiminin Eylül ve Ekim aylarında sınırlandırılması muhtemeldir.

Ulaşım

Bu alanda analizi yapılan dönemdeki toplam zarar, bir önceki rapora göre 69 milyondan fazla bir artışla, 170 milyon doları aştı. Hollanda’daki Caterpillar tedarikçisi, Santiago de Cuba’daki Damex tersaneleri için Caterpillar ve Cummins yedek parçalarının ana tedarikçisi olan Hollandalı Damen Şirketi’ni, pilot teknelerinin ve römorkörlerin onarımı ve bakımı için gerekli olan ürünlerini Küba’ya satmasını yasakladı. Cubana de Aviacion (Küba Havayolu Şirketi), 500’den fazla havayolunun uçak bilet ücretlerini yayınlamaktan sorumlu olan ATCO şirketinin hizmetlerini kullanamıyor. İspanyol Havayolu Şirketi Air Europa (UX) “kod paylaşımı anlaşmasını” paylaşmaktan ve Küba Havayolları’yla olan mutabakatına uymaktan kaçındı.

Sanayi

Ablukanın Küba endüstrisi üzerindeki etkisi, gerekli ham maddelerin temininde kullanılabilecekken zarar hanesine yazılmış olan 49 milyon dolardır. İnşaat sektörü daha verimli, daha az enerji ve malzeme gerektiren hafif teknolojilerin temini konusunda ciddi zorluklarla karşılaşmaya devam ediyor. Kimya endüstrisinde devlet teşebbüsü GEIQ Grubu, gerekli yedek parçaları temin edemedi ve makinelerini yenileyemedi. Haberleşme sistemine verilen ekonomik zararların 55 milyon dolardan fazla olduğu tahmin ediliyor. Küba telekomünikasyon şirketi ETECSA büyük zararı hissetmeye devam ediyor. Abluka politikası Küba halkının internetteki tüm içeriğe erişimini sınırlandırıyor. Küba’nın üst düzey teknoloji sitelerindeki resmi bilgilere erişimi engelleniyor, mesleki gelişim ve uzaktan eğitim zorlaştırılıyor. Abluka, telekomünikasyon endüstrisindeki yüksek performanslı markalara ve sektördeki bu liderlerin donanımına erişimini engelliyor.

Enerji ve Madenler

Bu alandaki zararlar, analizi yapılan bir önceki döneme göre 18 milyon artış göstererek 78.336.424 milyon dolara ulaşmıştır. Küba Ulusal Elektrik Şirketi, İspanyol Navantia Şirketi tarafından üretilen Bazan motorları için yedek parçalara ulaşımda çok sınırlı erişimle karşı karşıya kalmaya devam ediyor. İngiliz Compair Konsorsiyumu bir ABD grubunun parçası olduktan sonra, basınçlı havanın merkezi yönetimi hususundaki teknolojisinin kullanımıyla alakalı projelerini Küba’da durdurdu. 2018 Eylül ve Kasım aylarında General Electric International ile Antonio Guiteras Termik Santrali’nde ilave türbin tedariki ve Pico Santa Martha Santrali’nin modernizasyonu için iki sözleşme imzalandı. Ancak 5 Şubat 2019’da ABD Centennial Bankası’ndan, Helms-Burton Yasası’nın üçüncü başlığı gereğince, bu iki sözleşmenin finansmanının sağlanamayacağını bildiren bir mesaj alındı.

Dış Ticaret

Dış ticaret alanındaki ABD ablukasının neden olduğu toplam zarar, uluslararası ticari faaliyetlerin yürütülmesini engelleyen hususların artışı da göz önüne alındığında, 2.896.581.555 dolara ulaştı. En büyük zarar da, 2.343.135.842 dolara ulaşan mal ve hizmet ihracatından elde edilebilecek olan gelir. Bu dönemde adayı ziyaret eden ABD’li sayısının azalması da önemli bir etkiye sahip oldu. Ticaretin coğrafi olarak yeniden konumlandırılmasının yol açtığı zararın bir önceki döneme göre yüzde 18 artış göstererek 1,02 milyar doların üzerinde olduğu tahmin edilmektedir. Küba’nın ABD pazarına erişememesinin boyutları da 163.108.659 dolar olarak değerlendirildi. Ticari aracılar kullanmak zorunda kalmanın ve bunun sonucundaki fiyat artışının olumsuz etkisi, analizi yapılan son dönemle karşılaştırıldığında yüzde 189’luk bir artış göstererek, 173.210.916 dolar olarak tahmin edildi.

Dünya’ya demokrasi havarisi kesilen ABD ‘nin Küba’ya karşı uyguladığı acımasız ambargo ABD emperyalizminin insanlıktan nasibini almamış bir anlayışa sahip olduğunun somut kanıtıdır.

İşte bu nokta da bir konu özellikle çok ilginçtir ki Küba’ya ambargo ve ekonomik ablukayı azgınca arttırma sebeplerinden birisini, Küba’nın kendi halkına yaptığı baskı olarak açıklayan  ABD’nin kendi halkının seyahat özgürlüğünü engellemesidir.

SAYGILARIMLA…

Sosyal Medyada Paylaşın:
Etiketler:
EROL ERKILINÇ gemlik

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?