Mevzu bildiğin gibi; şehir kalabalık insanlar yalnız!…

Hani bir turist gelse Gemlik’e, “Bana Gemlik’i anlat” dese ve ben de ona, “Argonotlardan başlayan tarihimiz var. Hani o Meşhur Altın Post Efsanesi var ya, işte o efsane ile başlayan mitolojik bir tarihimiz var… Sonra var ya Gemlik, Zeytinin Başkentidir, Liman Şehridir, Dünyada Güneşin Batışının en net izlenebildiği 22 kentten birisidir, Balıkçılık Kentidir. Üniversite Şehridir. Sanayi Kentidir. Türkiye’nin Avustralya’sı kozmopolit bir şehirdir…” diye anlatmaya girişsem ve o Turist sözümü kesip, “Bırak bunları uzun uzun anlatmayı, bana bu kentin sosyolojisini, bu kentte yaşayan insanların psikolojisini anlat yeter” dese…

İşte o turistin görmek, anlamak, bilmek istediği Gemlik’i, “Gemlik’i anlatmak yetmez, yaşamak gerek” sloganıyla, sosyolojik, psikolojik, siyasi ve felsefik açıdan değerlendirebilecek, muhteşem!!! bir haftayı geride bıraktık…

Ortalama insanda; herhangi bir günde, herhangi bir orduya yetecek kadar ihanet, nefret, şiddet ve saçmalık vardır. O yüzden ortalama erkekten ve ortalama kadından sakının demiş, Bukowski… Eğitimden, insanlıktan, sosyal yaşamdan, disiplinli ve gerçekçi bir psikolojiden, kültürden ve sanattan kopuk, yoksun, bi-haber ortalama insanların, nüfusun yüzde 95’ini oluşturduğu Şehrin ismi Gemlik’tir…

Lanetlidir. Sevmeye, bulaşmaya, ilgilenmeye değmez. Akışta kalmanın; ortalama oranını aşmadan, o ortalama sınırının altında mutlu olanların, vurdumduymaz karakterlerin başkentidir burası… Siyasetçileri de bu ortalama insanlardan oluşunca huzur, barış, kardeşlik, birlik ve beraberlik sözlerinin eşek osuruğu kadar değeri olmazken, şiddetin her türlüsü, kaos, düşmanlık, nefret, kin, intikam hisleri, psikopatlık, serserilik, şerefsizlik, kalleşlik, ihanet, izleyicilik ve kötücül tüm enerjiler bu kentin olmazsa olmaz, en gerçek psikolojisidir.

Yılmaz Güney oğluna, “Hayatta iyi bir boks seyircisi olacağıma, kötü bir boksör olmayı yeğlerim” demiş, Emekli bir Matador’da anılarını yazdığı kitabının ön sözüne, “… Ben her Arena’ya çıktığımda, kızgın boğa ile karşı karşıya kalırken, o kızgın boğanın sivri boynuzlarından milim mesafe ile kurtulurken,  her Arena’da Azrail ile ve ölümle burun buruna mücadele verirken, tribünde oturup, “Oley!”, “Oley!” diye bağıran Orospu Çocuklarına atfen yazılmıştır!” yazmış… Gemlik’te yüzde 5’in yüzde 95’e karşı mücadelesinin adıdır bu anılar… Umudumuz o yüzde 5’tedir aslında…

Otuz bir buçuk yıllık meslek hayatımda, kişisel şiddet geçmişimi anlatmaya, yazmaya en az 2 ciltlik ansiklopedi gereklidir… Bunları bilenler biliyor, bilenler bilmeyenlere anlatabilir, sorun değil… Mesleğe başlarken, bunları bilerek başladım, şikâyet etmiyorum, bunları belki giderebilirim diye yola çıktım, o nedenle yazdım, yazıyorum, o nedenle okuyorum, okutuyorum, anlatıyorum ama olmadı, o nedenledir bazı pişmanlıklarım…

Gemlik Belediyesine giden madde bağımlısı bir psikopat, geçtiğimiz günlerde Belediye Başkan Yardımcısı Zeynep Akış Serintürk’ü ve sekreterini kuru sıkı silahla rehin aldı. Gemlik bir kez daha ülke gündemine bu şiddet, gerginlik, kaos haberiyle girdi… Gemlik Belediyesi’nin şiddetle imtihanı bu kadar mıydı?

1993 yılında Belediye içinde iki arkadaş tartıştı, biri diğerini kurşunladı. Belediye eski Başkanı Mehmet Turgut, deli dolu, cesur bir Başkandı. Birkaç kez Belediyeyi basmak isteyenlere prim tanımadı. Çift silahla gezdiği söyleniyordu, birkaç kez bu insanları kovaladı…

Gemlik siyasetinin ilk Brütüs’ü, Belediye eski Başkan Yardımcısı Muharrem Sarı’yı defalarca belediye içinde darp etmek istediler, olmadı arabasının lastiğini kesip, gözdağı verdiler. Belediye eski Başkanı Refik Yılmaz’ın makam aracı kurşunlandı. 2 Ekim’de Başkan Yardımcısı Zeynep Akış Serintürk ve sekreterini rehin alan aynı şahıs, 2011 Ekim ayında da Belediyeyi basıp, havaya kuru sıkı silahla ateş etmişti. Belediye eski özel Kalem Müdürü Halil İbrahim Atış’ın belki yargıya taşınmamış olabilir ama bu tür meczup ve psikopatların defalarca hedefi olduğunu da yakından biliyorum…. Biraz daha eskilere gidelim, 1991 Şubat ayında Belediye eski Başkanı merhum Nezih Dimili makamında kurşunlandı, ayaklarından yaralandı. 1994-1999 dönemi Belediye Başkanı Nurettin Avcı’nın mafya tarafından kaçırıldığı, Gemlik’te bir restoran da darp edildiği iddiaları da halen sıcaklığını korumakta…

Ve en kötüsü, değerli arkadaşım, CHP’li Belediye Meclis üyesi Avukat kardeşim Özgür Aksoy ile Polis Memuru İdris Büyükdönmez’in şehit edilmesidir…

Siyaset ile Şiddet arasındaki bağlara gelince… Siyasetçi, Belediye Başkanı, Başkan Yardımcısı, Meclis Üyesi olsun, siyasi parti ilçe başkanı veya yöneticisi olsun, toplum önünde olduğu için belirgin hedeftir… Ancak bu hedefi keskinleştiren, kutuplaştıran, ötekileştiren de yine siyasettir, siyasetçidir. İktidara göre manipüle edilen her şiddet olayı Gemlik’in başında beladır… Örneğin, 2011 de Belediyeyi basan şahıs, araya giren başka siyasetçiler, oy kaygıları gibi kavramlar olmasa, o dönemde tutuklanıp, ceza alabilirdi. Oysa ödüllendirildi. İş verildi, ekmek verildi. Çalışsın diye değil, bir daha yapmasın diye!… Ama yine yaptı!…

Yine siyaseten, suçu işleyenin memleketi, mezhebi yanılgısı… Suç ve Ceza’yı bir kez daha okuyup, bir kez daha izlemeye gerek yok. Hukuk tektir. Suç, her yerde, her kişiye göre suçtur. Bu uygulanmaz ama. Mesela Siyasi iktidar, açılım der, o açılımda kaçak bina yapımına bile engel olurlar, binayı yıkan belediye çalışanına, gazetecilere saldırıp, “Apo Gelsin”, “Pkk gelsin!”  çığlıkları, sloganları atarlar… Emniyet, yargı, siyaset ağzını açmaz. Küfürleri yiyenler, yumruk ve tekme yiyenler, yedikleriyle kalırlar. Sonra siyaseten açılım falan kalmaz, o yöre insanına yönelik de hukuk uygulanmaz… Plaka sakatsa, sen de potansiyelsindir… Dolayısıyla ödül de biter, iş de kalmaz!… Çünkü düğme en baştan yanlış iliklenmiştir. Hukuk en baştan katledilmiş, siyaset en baştan oy kaygısı gibi küçük hesaplarla kirletilmiştir… Bedelini de bir sonraki belediyenin siyasi otoritesi ödeyebilir… Ucuz atlatılsa da ödendi bile…

MHP İlçe Başkanı Mehmet Emin Özcanbaz’ın, son belediye saldırısı ile ilgili olarak, “Örgüt bağlantısı araştırılsın” açıklamasını da böyle okumak gerekir… 2011 de belediye de silah sıkan kişi ile Zeynep Akış Serintürk’ü rehin alan kişi aynı… Ama açıklamalar, yıllara ve siyasi iklime göre farklı… CHP İlçe Başkanı Cemil Acar’a kamuoyunun da yoğun ilgi gösterdiği basın toplantısında bu iddiayı sordum. Ortam kısa süreli buz kesti, sonra bir süre düşündü ve cevap verdi, “Bilmiyorum!”…

Türkiye’de siyasi iktidar öksürüyor, Gemlik nezle, zatürree, bronşit oluyor… Siyaseten durumdan vazife çıkarmanın örneğidir bunlar… Siyaseten bu ülke insanını sosyal ve psikolojik açıdan bölmenin ötekileştirip kutuplaştırmanın sancılarıdır bu yaşananlar…

Gemlik’i biraz daha tanıtalım…

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, KHK ile İstanbul, Adana ve Gemlik’teki bazı şirketlere ait alanları özel endüstri bölgesi ilan etti. 3 yıl önceki KHK da Gemlik’e rezerv alan kazandırılmıştı. Bunu alkışladım ve destekledim. Şimdi bu alan kadar bir alan endüstri bölgesi olarak bir holdinge verildi. Bu kez kuşkularım var. Bu kez, destekleyemiyorum, bu kez alkışlayamıyorum… Belediye eski Başkanı Refik Yılmaz, bu holdingin yanıcı, patlayıcı, parlayıcı madde üretimini de engellemek istemişti ama yargı bu kararı holding lehine vermişti. Zaten devletin fabrikası Azot sanayi de bu holdinge haraç mezat satılmıştı. Limanlar büyütüldü, sanayi gelişti, ama tehlike de büyüdü… 76 bin 500 dönüm arazi söz konusu… Buraya Endüstri Alanı olarak ne yapılacak?

DP İl eski Başkanı İnşaat Mühendisi Mehmet Hamaloğlu, sosyal medya hesabından uyardı, “Termik Santral Yapımına Hazır Olun!” diye…

Nedir Termik Santral?

  1. Termik santrallerden çıkan kükürtdioksit, azotoksit ve partikül madde gibi kirletici emisyonlar tarım ürünleri, hayvanlar, su varlıkları ve ormanlar üzerinde kalıcı tahribat yapıyor. İçeriklerindeki cıva, kurşun gibi ağır metallerinsanlarda merkezi sinir sistemini etkiliyor, anormal doğumlar, gelişme bozuklukları ve öğrenme yeteneğinde azalmaya yol açıyor.
    2- Santrallerden çıkan küllerde radyoaktif özellik taşıyan radon gazı  Ege Üniversitesi Nükleer Bilimler Enstitüsü araştırmalarında Yatağan Termik Santrali’nin yakınında bulunan 34 köyde radyasyon miktarının insan için kabul edilebilecek sınırların çok üzerinde olduğu belirlendi. Radyoaktif yoğunluğun özellikle kanser vakalarında artışa neden olduğu tartışmasız bir gerçek!
    3- Termik santral bacalarından çıkan gazlar yağışla birleşip asit yağmurları oluşturuyor. Asit yağmuru, toprağın kimyasal yapısını ve biyolojik koşullarını bozarak tarımsal verimin düşmesine, ağaçların kurumalarına, hayvancılık, balıkçılık, arıcılık gibi faaliyetlerin olumsuz etkilenmesine neden oluyor.
    4- Termik santrallerde soğutma, buhar elde etme ve temizleme için kullanılan suyun işlenmesi sonucunda tonlarca atık su oluşuyor ve bu su toprağa, yeraltı sularına, akarsulara ya da denize boşalıyor. Böylece su varlıkları ağır metallerle kirleniyor. Soğutma için kullanılan ısınmış suyun deşarjı ise alıcı ortam sıcaklığını etkilediğinden sudaki yaşam zincirini bozuyor.

Bu şirkete özel Endüstri Bölgesi verilmesi ile ilgili büyük mücadele verdiğini bildiğimiz Milletvekili Zafer Işık, bir açıklama yapar mı acaba? Ya da halk yerine holding memnuniyetini mi tercih eder?

Gemlik’te kültür ve sanat mı dediniz?

Robin Hawdon’un yazdığı, Eyüp Emre Uçaray’ın yönettiği “SUİT- Düğün Dündü, Bugün Bugün” adlı oyun, Begüm Öner, Ceyhun Fersoy, Melis Kaygılaroğlu, Canan Atalay, Kerem Poyraz Kayaalp gibi ünlü oyuncular tarafından Cemil Meriç Kültür Merkezinde sahnelenecekti…

Bilet satılmadığı, ilgi gösterilmediği için sahnelenmedi…

Oysa çok değil, 15-20 yıl öncesinde Eğitim – Sen’in, Tuncelililer Derneği’nin ilçeye getirdiği tiyatro oyunları, Gemlikli amatör gençlerin sahnelediği diğer birçok oyun geliyor aklıma… Kültür Merkezleri bile yoktu, Gemlik Lisesinin spor salonu hınca hınç dolardı… Sivil Toplum Örgütleri mi kalmadı, sivil toplum örgütlerinin yapısı mı bozuldu? Ne oldu da, muhteşem tiyatro oyunları iptal edilir oldu? Ekonomi bozuk, hem de çok bozuk, kabul ama 50 liralık 60 liralık bir oyuna da ilgi gösteremez mi olduk? Sivil Toplum Örgütlerinden kültüre sanata ilgili birkaç tanesi bile çıksa, o muhteşem oyun Gemlik’in yüz akı olabilirdi… Sanatta sınıfta kaldık…

Gemlik’e gelmek isteyen Sayın Turist, al bu yazıyı oku, sakla, on yıl sonra da bir şey değişeceğini sanmıyorum… Kültür ve Sanatın, siyaset ve toplumsallığın bu kadar kötüye gittiği başka bir şehir de arasan bulamazsın…

Siz, isterseniz yine de buyurun gelin, bekliyoruz…

Belediye Başkan Yardımcımız Zeynep Akış Serintürk’e, değerli sekreteri kardeşimize, tiyatro grubumuza ve bilumum tüm Gemlik’e geçmiş olsun dileklerimle…

Ben yine de edebiyat ile bitireyim yazımı, ne demişti Can Yücel, “Bilinmedik bir hüzün var içimde bir gariplik. Anladım ki ya ben fazlayım bu şehirde ya da biri eksik..”

Haftaya da görüşmek ümidiyle, sağlıkla, aşkla, tutkuyla, edebiyatla, sanatla kalın…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: