O islamcılar kalleş çıktı; ya diğerleri?

“… Daha soylu bir şey öğrendim, vicdan, bir kurum, bir parti, bir örgüt, bir iktidar, bir devlet, bir mezheple ilgili bir şey hiç değildir. ‘vicdan’ insanlığın ta kendisidir”…                                                                                                                       Nihat GENÇ   İtiraf edeyim, 15 Temmuz Hain Darbe Girişimi ve Çok Uluslu Türkiye’yi İşgal Etme Provasının hemen sonrasında açığa alınınca, FETÖ’ye dibine kadar bulaşmış Gemlik AKP Örgütünün (AKP’li olup da kim bulaşmamıştı ki?!) “Günah Keçisi” büyük bir lokma olarak Kaymakam Cahit Işık’ı seçtiğini düşünmüştüm. Çünkü küçük lokmalar anında toplanmıştı. Geneli esnaf, birkaçı işadamı, bir ikisi de partiye girip çıkmış tiplerdi. Bir de Belediyeden bir memure ve bir de zabıta personeli-müdürü vardı…    Dönemin Başbakanı Büyük Lokmaları da istiyordu haklı olarak; ne yazık ki Gemlik’te FETÖ’cü bu kadardı!… Cahit Işık; 15 Temmuz gecesi, AKP’liler ve Vatanseverlerle birlikte meydanlara inmediği, geç indiği bahane edilerek, görevden alınmıştı.

Bahane mi?

Cahit Işık’ı 15 Temmuz’dan önce de sürmüşlerdi. Edirne’ye Vali Yardımcısı olarak!… Dava açtı, kazandı, Gemlik’e geri geldi. 17-25 Aralık ekonomik darbe girişimi sonrasında Gemlik’te büyük sıkıntı oluşmuştu. Bütün darbelerin arkasında ABD-İngiltere-İsrail üçlüsü olduğu gibi, maşası olarak da bu kez FETÖ vardı. 17-25 Aralık geri püskürtüldü. “beraber yürüdük biz bu yollarda” şarkısının yerini İsmail Y.K.’dan “Allah Belanı Versin!” isimli şarkısı aldı. Ergenekon, Balyoz gibi uyduruk yapılandırmalarla Türk Silahlı Kuvvetlerinin vatansever subaylarının vatansever evlatlarının harcanmak istendiği anlaşıldı. Türk Silahlı Kuvvetlerinin Bağırsaklarını temizlemediği, zehirlenip, öldürülmek istendiği nihayet bilindi. Kozmik Odaya neden girildiği ortaya çıktı.

17-25 Aralık’tan sonra da FETÖ’cüler boş durmadılar. Uyuşturucu belasını tüm ülkeye olduğu gibi Gemlik’e de bela ettiler. Uyuşturucu belası hep vardı. Ama birden ve yüzde bin oranında artış gösterdi. Bu bir tesadüf müydü? FETÖ yayın organlarında, 17-25 Aralık sonrasında Narkotik Şubenin boşaltıldığı, bu nedenle Uyuşturucu ile mücadelede hükümetin yetersiz kaldığı yazılıyordu. Oysa bu doğru değildi. FETÖ’nün bu kez gençleri hedef alan şerefsizliği söz konusuydu.

Gemlik’te de birden “Uyuşturucuyla Mücadele” toplantıları başladı. Kaymakamlık merkezli, Birbiri ardına toplantılar yapılıyor, raporlar hazırlanıyor, sağlık kurumlarına, emniyete talimatlar yağıyordu. Ve ne yazık ki, uyuşturucu belası Gemlik’te bir türlü bitmiyordu. Kaymakam kimdi? Cahit Işık… Bu da bir tesadüf müydü?

Toplantılarda defalarca bu konuyu gündeme getirdim… İstatistiklerin bir işe yaramayacağını, derine, köküne inip, uyuşturucuyu Türkiye’de pazara sokanların, üretenlerin, bundan kimlerin kazanç sağladığının tespit edilip, onların cezalandırılmadan, çözüm olmayacağını söyledim. Sorularım ve tespitlerim boşa gitti.

Sonra 15 Temmuz geldi. Cahit Işık görevden alındı. Bana açıklama yapmak istediğini söyledi. Kabul ettim, söyledikleri Bursa’da çalıştığım bir gazetede ve Gemlik’teki bir yerel gazetede yayımlandı. Şöyle diyordu, FETÖ itirafçısı olduğunu yeni öğrendiğimiz, o dönemin mağdurunu oynayan Kaymakam Cahit Işık, “Meslek hayatım boyunca hiçbir ihanet şebekesinin peşine düşmedim. Hain olarak anılmak istemiyorum. Ben vatansever bir Devlet Görevlisiyim. 15 Temmuz akşamı meydanlara çıkmamakla itham edilmem doğru değil. Bu süreçte vatandaş ile güvenlik görevlilerinin karşı karşıya gelmemesi için büyük çaba gösterdim. Zaten çocuklarım ve eşim meydanlardaydı. Çocuklarımdan birisi 17-25 Aralık öncesinde kısa bir dönem FETÖ okullarında okudu, ancak Hain olduklarını bilmiyorduk. Bir sürü devlet görevlisinin, partilinin, belediye başkanlarının çocukları da o okullarda okudu. Ben hain değilim. Böyle anılmak istemiyorum. Kimseye kırgın değilim. Kısa sürede temize çıkmayı umut ediyorum”…

Cahit Işık, hukuk dilinde etkin pişmanlık yasası diye bilinen, itirafçılıkla ben dâhil, kimleri kandırdığını da söylemiş oldu. Fethullah Gülen denilen, ağlak, sözde imam, sözde mehdi, sözde peygamber terörist ile İngiltere’de görüştürüldüğünü söyledi. Kapatılan Zaman Gazetesi’nin Firari FETÖ’cü eski genel yayın yönetmeni Ekrem Dumanlı ile aynı odada kaldığını açıkladı. İstanbul’da Fethullah Gülen’in, “Bize yönelik hizmetler yapacaksınız” dediği toplantıyı deşifre ederken, yaklaşık 52 kişinin ismini verdiği ifade edildi. Ebru TV’de programa çıktığını da itiraf etti.

Bylock denilen FETÖ’cülerin haberleşme ağı olan telefon uygulamasını da Gemlik’te Halil Hoca denilen birisinin yüklediğini söyledi… Gemlikliler de en çok bunu merak etti, Kim bu Halil Hoca? Hoca mı, İmam mı? Öğretmen mi? Eğitimci mi? Akademisyen mi? Yoksa Kod Adı Halil Hoca diye biri mi?

FETÖ olayının suyu çıktı Sayın Okuyucular…

17-25 Aralık erken davranılmış, ekonomik kıskaç hedefleyen darbe girişimi olmasaydı, Gemlik’te AKP’nin birçok ağır topunu halen hapiste çürürken görebilirdik. Başbakan-Cumhurbaşkanı, “Allah bizi affetsin” deyip, kurtarabilirdi ama bunları kim kurtarırdı? Az daha Umurbey’de bir arazi FETÖ okulları için tahsis edilecekti. Muhalefet itiraz etti. AKP’liler oy çokluğuyla bu kararı kabul ettirdi. Kilise defterlerine yazılmış birçok itiraf belgesi ortaya saçıldı. Bu belgeleri de ortaya saçanlar AKP’nin beslediği gazetecilerdi. Siyasi Korku, Paranoya, Şizofreni ve Histeri krizleri ortaya döküldü. Belgeyi çıkaran AKP’li gazetecinin ve gazetecilerin de Pensilvanya’da FETÖ’nün dizleri dibinde bağdaş kurdukları ortaya çıktı. Herkes birbirini suçluyordu. 15 Temmuz sonrası demokrasi nöbetlerinde, Fethullah Şerefsizine “Hocaefendi!” diyen siyasilerde meydana indi. Kaymakam Cahit Işık’ta meydandaydı, kapatılan FETÖ’cü GEMSİAD ın yöneticileri de, Türkçe Olimpiyatlarına coşkuyla giden alkış tutan siyasi parti yöneticileri de oradaydı, FETÖ’cü zihniyetin kurdurduğu kısa bir süre yayımlanan Gazete Gemlik yöneticileri de… Bir de şöyle düşünün, hep AKP’lileri suçlamayalım. Türkçe Olimpiyatları Bursa’da da yapıldı. O dönem AKP İlçe Başkanlığı ve AKP Yönetimindeki Gemlik Belediye Başkanlığı bu olimpiyatları protesto etse, gitmese, kazan kaldırsa, başlarına neler gelirdi? Bunu Bursa’nın diğer AKP İlçe örgütleri ve belediye başkanlıkları için de düşünün!

FETÖ olayının suyu çıktı Sayın Okuyucular… Kardeşleri, birinci derecede kan bağı akrabaları FETÖ’den yargılanan hapiste olan bir sürü bakanımız var artık. Adam yurt dışına kaçmış, büyük oğul hapiste ama eski Başbakan Yardımcısı onların pastanesini ziyaret edip, Cumhurbaşkanlığında da önemli bir görevle görevlendirilebiliyor.

FETÖ şimdi yargıda da hamleler yapıyor. CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’na verilen 9 yıl 8 ay hapis cezası örneğin… 7 yıl önce ve sosyal medya hesabında yaptığı paylaşımlar yüzünden… Davalar ayrı ayrı görülüyor, Yargıtay’a gitme şansı engelleniyor. İstinaf mahkemelerinin bakması isteniyor.  Bunun Cumhurbaşkanına mal edilmesi adına servis edilmesi için hukuk adına ismi veriliyor… Bu hapis cezaları onanırsa, Türkiye’de kimse hukuktan eşitlik beklemesin. Bu yaşama geçerse, ileri de Cumhurbaşkanına yönelik de koz olarak kullanılabilir. Taraflı Cumhurbaşkanı olduğu için konuşmaları, eylemleri, yazışmaları, hitabı, söylemi, tehditleri ve birçok şey onun hakkında da kullanılabilir… Bu hukuk değil, hukuk adına ve üstelik Cumhurbaşkanına da yönelik gizli bir eylemden başka bir şey değil… Derininden kazıyın, ABD destekli FETÖ ya da bunun gibi başka kalleş bir İslamcı örgüt çıkmazsa, ben bir şey bilmiyorum… Hukuk bağımsız olmalı. Hukuk bir gün herkese gerekebilir. Hukuk güvenilir olmalı. Hukuk iktidarların rövanş duygularının kuklası olmamalıdır.

Cahit Işık itirafçı oldu, Halil Hoca diye birinin ismini verdi, kim bu Halil Hoca ve ismini verdiği 52 kişide kim diye merak falan etmeyin. Rahmetli Alparslan Türkeş, 12 Eylül’de, “Biz içerdeyiz, fikirlerimiz iktidarda” demişti… Agâh Oktay Güner’e ait sözü, Alparslan Türkeş dillendirmişti.

2009-2001 döneminde yolsuzluklarla, FETÖ’ye çanak tutan bir belediye yönetimi söz konusuydu. Ama FETÖ’cüler de bokunu çıkarmıştı. Son seçimde Saadet Partisinden 5. Sıra meclis adayı olan dönemin AKP’li meclis üyesi, Belediye Başkan Yardımcısı olacağım hevesiyle, Gemlik’te FETÖ’cülere çanak tutan uyduruk haberleri yayımlayan bir gazeteyle birlikte tonlarca sahte belgeyi savcılıktan alıp, bana da getirirdi. Hele, bir tanesi vardı ki, komik kere komikti. Olay Gazetesi bile böyle saçma uyduruk suçlama olur mu diye 8 sütuna manşet yapmıştı. 2010 yaz aylarında üç kişi boğulmuş, bu boğulmalardan, dönemin Belediye Başkanı suçlu bulunsun isteniyordu. Başkana ağza alınmayacak küfürlerle belgeyi getiren belediye meclis üyesi, ben bu haberi tersten tüm FETÖ’cülere sokunca bir daha iflah etmedi. Benle de arasını bozdu. Fırsat buldukça, sosyal medyadan da küfür etmekten geri durmadı. FETÖ’cüler budur. Şerefsiz ve çok babalı tiplerdir. Bukalemun gibi her renge de girmekte sakınca görmezler. Siz Gemlik’te FETÖ’cüler bitti mi sanıyorsunuz? Her yerdeler… İktidarda bol miktarda olanın Gemlik’te bulunmaması mümkün mü?

FETÖ’nün siyasi ayağı nerede deniliyor? FETÖ’nün siyasi ayağı 2002’lerden bugüne hep AKP içindeydi. Öncesinde de ülke yönetiminde ekonomik, sosyal, dış politik hatalar yapan hükümet partileri ve darbelere direnemeyen diğer siyasi partilerde örgütlendiler…

40-50 yıl hazırlandılar. Ülkenin dibine dinamiti koydular ve halen patlatmak için tetikteler… FETÖ kalleş çıktı. Deşifre oldu. Şimdi başkalarını hazırlıyorlar. Okullarla, hastanelerle, holdinglerle, çok uluslu şirketleriyle, cahil tabanı ve sinsi planlarıyla…

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, her şeye rağmen FETÖ mücadelesi konusunda yalnız bırakılıyor. Devletin tüm kurumlarını ele geçirmelerine göz yumup, bunlara inanıp, ERGENEKON, BALYOZ gibi sahte suçlamalara ses çıkarmama dışında Cumhurbaşkanının 6 yıllık mücadelesi maalesef sonuç vermiyor.

Çünkü tarikatlaşma, tarikatların devletten beslenme ve güç alma dönemi buna izin vermiyor. Tabanı İbadet, Ortası Ticaret, Tavanı İhanet olan şebekeler bu nedenle bitmiyor. En kötüsü de, Ülkeyi bölmek, parçalamak, için dini, Allah’ı kullanıyor olmalarıdır… Siyaseten zaten bölünmüş bu ülkeyi, siyaseten kurtaracak tek yol, Cumhuriyet dönemi, Mustafa Kemal Atatürk ve İsmet İnönü ile karşı devrim mantığıyla hesaplaşmaktan vazgeçip, tarikatları kapatıp, diyanete çeki düzen verip, birlik ve beraberliğimizi yeniden pekiştirecek politikalardan geçiyor…

Bir de artık Kürtler üzerinden oynanan tehlikeli siyasi oyunlar bırakılmalıdır. Kürt ayrı, PKK ayrıdır. Çözüm sürecindeki hatalara girip, yazıyı uzatmak istemiyorum. TSK sanık, Teröristler Tanık yapıldı. Bunu unutmayalım yeter.

Son söz, bize bitmeyen Yenikapı Ruhu şart oldu. İktidar, nefret ve tehdit dilini bırakmalıdır. FETÖ’nün bitmediğini, her yere sızdığını bizler biliyorsak, toplum biliyorsa, bu ülkede okuyup, yazan, çizen, düşünen herkes biliyorsa, iktidarın bilmemesi saçmalıktır. Bir de yeni eğitim ve öğretim yılı açısından yazmak istiyorum; laik demokratik çağdaş eğitimin önemi, Tarikat Yuvalarında çıkan tecavüz ve taciz olayları ile bir kez daha anlaşılmış bulunuyor. Muhafazakâr bir iktidar döneminde Deist oranı bu kadar artıyorsa, laik demokratik çağdaş eğitime sahip çıkıp, geliştirmenin dışında başka bir yolumuz olmadığını bilmem görebiliyorlar mı?

Yani diyorum ki, AKP’lilerin tamamı itirafçı olsa, artık şaşırmam. FETÖ’ye uzaktan yakından bulaşmayan, o dönem saygı duymayan, önünü iliklemeyen kaç tane AKP’li var ki? Cahit Işık’ın itirafları solda sıfır kalır. Biri çıkmış, anlatmış, ötekiler, sinip, saklanmış, kılık değiştirmiş, vicdanlarıyla baş başa kalmışlar. Ne fark eder?

Yani diyorum ki, FETÖ’cü denilen İslamcılar kalleş çıktılar kabul de, ya diğerleri?

Bize önce vicdan gerekli, vicdan!

Ve Nihat Genç’in dediği gibi;  “… Daha soylu bir şey öğrendim, vicdan, bir kurum, bir parti, bir örgüt, bir iktidar, bir devlet, bir mezheple ilgili bir şey hiç değildir. ‘vicdan’ insanlığın ta kendisidir”…

Ülkenin elden gitmemesi, bölünüp, parçalanmamamız için de bize en çok vicdan gereklidir…

O islamcılar kalleş çıktı; ya diğerleri?” için bir yorum

  • Eylül 12, 2019 tarihinde, saat 7:12 pm
    Permalink

    Tarikatların kapatılması önermenizin dışındaki görüşlerinize farklı oranlarda da olsa katılmamak mümkün değil. Lakin tarikatların kapatılması soruna çözüm getireceğini sanmıyorum. Selçuklu ve Osmanlı devletlerimiz dönemlerinde uygulandığı gibi ki büyük oranda başarılı olmuş uygulamadır. Devletin bu yapıları başıboş bırakmayıp etkin yerindelik denetimiyle dinin dosdoğru öğretildiği kişinin ve ya kişilerin putlaştırılmadığı, islamın akidesinden uzaklaşmamış, islam diye sadece kılık kıyafette Arap örfünün,ibadette de sadece ritüelin din zannettirilmediği bir sosyoloji ortaya çıksın. Aksi bugün olduğu gibi sakat ve sakıncalı anlayışın egemenliğe hizmet eder.
    Ve bu topluluklar değişik örgütlerin ülkemiz için operasyonel gücü biçiminde kullanılırlar.
    Bu denetimi devlet nasıl yapacak denirse diyanet teşkilatıyla gayet iyi bir şekilde yapabilir diye düşünürüm.
    ‘ ‘Düşmanımızı’ ‘dost’ haline dönüştürerek şerrinden emin olabiliriz ’ ,kapatmakla sorun gördüğümüz şeyi yer altına itmiş olarak devletin denetim gücünü zayıflatmış oluruz.
    Çünkü bu yapılar sadece bizde değil diğer dinlerde de var. Yani takım tutmak insan işi.
    Selamlar.

    Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: