Ali Şeriati, Prof; Gurvitch ve değişim sosyolojisi

Ali Şeriati, Prof; Gurvitch ve değişim sosyolojisi

 

  “Derisini değiştirmeyen  yılanlar ölmeye mahkumdur. Bu durum fikirlerini değiştirmeyen zihinler için de geçerlidir”

Friedrich Nietzsche

 

Yeni güne merhaba …

Ali Şeriati ve hocası Prof. Gurvitch’in arasında geçen şu diyalog hayatımda çok önemli yer tutar  …

Bu olayı anlatmak isterim …

Fakat daha önce ;

Geçen haftalardaki yazılarımdan birinde  “ben “nedir sorunu sormuştum …

“Ben dediğimde ,O “ben” hangi yaş dönemime ait oluyordu …

25 yaşındaki “ben” ile, 40 yaşındaki “ben” veya  60 yaş üstü “ben”  aynı “ben”  miydi?

Düşüncem,davranışlarım,fiziki yapım,olayları kavrayış şeklim  değiştiğinde “ben” de değişmiş oluyordum…

Aristo mantığının  üç temel ilkesine bile yeni bir ilke eklenmedi mi ?

1-Özdeşlik ilkesi…

2-Çelişmezlik ilkesi …

 3-Üçüncü halin olmazlığı ilkesi…

Tüm insanlık tamam işte bu kadar derken

 Diyalektik  mantık  ortaya çıktı …

Dünyaca kabul edilmiş Kuantum teorisi

ve Schrödinger’in kedisi deneyi çok meşhurdur  …

Diyalektik …

Bir Müslümanın,bir partilinin,bir ideoloji sahibinin ,bir şairin, her şeyden önce iki kavrama ilgi duymasın isterim …

Diyalektik ve metafizik…

ikisi de tek tip değil bir çok filozofun ki farklı …

Düşünceler fikirlerde böyle,

“ya benimsin,ya kara toprağın”      

“ya sev, ya terk et “

“ya hainsin, ya vatansever “…

Olmaz yahu …

Bu ne ilkel düşünce …

Bir bakın tabiata…

Kaynayan su, patatesi yumuşatırken yumurtayı sertleştiriyor 

 

BİREY OLARAK KALABİLMENİN ERDEMİ ÜZERİNE …

Akademisyen Vahap  Çoşkun;

“Sosyolojik anlamda bir kimse ,ancak içinde bulunduğu gruptan ,cemaatten veya topluluktan tam ve özgür bir biçimde bağımsız hareket edebildiği  ve düşüne bildiği ölçüde,birey olarak kabul edilir “der.

Bende ekliyorum …

Düşünebildiğin kadar  özgürsün …

Aklını başkasına,bir lidere,bir partiye, teslim etmediğin sürece özgürsün …

Şimdi gelelim kahramanımız  Ali Şeriati  ve hocası PROF ; Gurvitch’in  harika sohbetine …

“Dr.Şeriati, Prof. Gurvitch’den bahsederken,“ Benim bir üstadım vardı “ der ve şöyle devam eder ;

“ Onun için bir konferans veriyordum. Sosyoloji konularından birisinden bahsederken, bazı tanımlar aktarıyordum. Sonra Prof. Gurvitch’in tanımlarından birisini naklettim. “

 

Sonra ne mi olmuş? Prof. Gurvitch, ayağa kalkarak, genç doktora öğrencisi Şeriati’nin sözünü kesmiş ve ona anlattığı tanımın gayet saçma olduğunu söylemiş.

Dr. Şeriati utanıp susacaktır. Zira bu tanım bizzat Prof. Gurvitch’e aittir ancak o, hocasını tüm öğrencilerin gözünde küçük düşüreceğini düşündüğünden olsa gerek, o an için susmayı tercih eder.

Ancak, Prof. Gurvitch Şeriati’ye dönerek, bu bahsettiklerinin nereden alıntı yapıldığını sorar. Dr.Şeriati, “sizin falanca kitabınızdan hocam”, dediği vakit ise tüm öğrenciler gülmeye başlar.

Devamını tekrar Dr Şeriati’den dinleyelim. Bakınız o, hadisenin devamında sınıfta yaşananları nasıl anlatıyor ;

“ O bana, kitabın hangi senenin baskısı olduğunu sorunca, 1954 senesine ait olduğunu söylemiştim. Ve bana şöyle dedi; “ Fakat ben 1954 senesinde ölmedim. Şu anda 1961 senesindeyiz ve hala yaşıyorum. Yani 1954 ‘ten 1961’e kadar yaşadım ve düşündüm. Oysa sen 1954 senesindeki Gurvitch’e dair bazı tanımlar anlatıyorsun. Hem de 1961 senesinde varolan Gurvitch’in yüzüne karşı ..Ve eğer 1954 senesindeki sözüm ile 1961 senesindeki sözüm aynı olsa idi bu benim için fazilet olmayacaktı..Bu benim duraklamam ve durağanlığım olurdu. 1954 senesinden beri boşuna yaşamış olacaktım …“

 

 

 

Meşruiyet arayışı içinde DİNİN araçsallığı ve DİNDARIN  vaz geçilmez bir arzusu olarak eylemini “DİNE”  onaylatma çabası… 

Ve din bir anda zorlanır …

Tükenir …

Kuranın tükenmesi nasıl bir şeydir ?

Bu mümkün mü?

Bu mecazi bir tükeniştir.

Ama din ve dindarlık arasında böyle bir ilişki var işte …

Bu sebeple ağzını her açtığında çağcıl bir PROBLEMİ, DİN  ile çözen insandan FIKIH dahil hep korkmuşumdur …

Hiç dinlemem …

Çünkü din açıklamaz …

Anlamlandırır  anlam yükler …

Açıklamayı bilim yapar …

Bu sebeple İman dediğimiz şey bilimsel bilgi değildir.

Nesnesine gidip kanıtlayamazsın …

Alemlerin Rabbi Allah’a “Hz. Muhammedi peygamber olarak seçtin mi, diyemezsin,soramazsın”

İnanırsın veya inanmazsın. 

Fakat bu olayı bildiğin için iman etmezsin.İman ettikten sonra Peygamber olduğun bilirsin.

Bu bilgide subjektif kesinliktir …

Benim için geçerlidir.

Başkası için değil … 

Nesnesine gidip sorabilsen  bu iman olmaz …

Bilimsel bilgi olur …

Bunun için DİN konusunda konuşan muhakkak iki şey arasında KIYAS yapar …

Buna mecbur  …

Fakat ayetler(Nas) sınırlıdır,olaylar ise sınırsızdır (İmam Maturidi   ) …

 

Ahmet Hamdi Tanpınar Beş şehrinde  anlatır

 

İşte BU HİKAYE EDİP HOCANIN HİKAYESİ …

1923 Erzurum da bir Edip hoca vardır  …

Meşrutiyetin ilk yıllarında Arnavutluğa gönderilir.

 Heyet-i Nasiha denilen ,halka öğüt vermekle görevlendirilen heyettin içindedir …

Misafir kaldığı bir ARNAVUT beyinin  evinde, oranın geleneklerine göre ,ev sahibi ;EDİP HOCA ile birlikte başka bir hatırı sayılı  misafiri de ağırlamak zorunda kalır …

Fakat ; ikinci misafir bir hayli zor bir adamdır …

Ve ev sahibi bu misafirin mizacı konusunda ,Edip hocayı uyarır…Aman der çok zor bir adamdır .

Gece yataklar serilir .Misafir tam cephanelik gibi belinden tabancayı fişekleri her şeyi masanın üstüne koyar .

Oda arkadaşı Edip hocaya ;

“Hoca bir sar bi cigara seninle bir şey konuşacağım “der …

Adamın Edip hocaya soracağı şudur .

Odadaki adam kardeşin kızına aşık olmuştur …

Fakat bu işin bu işin sağdan soldan haram olduğunu duyduğundan ,bir adamından fetva almak ister   …

Kısmet ;Edip hocayla bu adamı,oda arkadaşlığında  yakalar  …

Edip hoca ;

“Ama nasıl olur ,kardeşinin kızı senin de kızın demektir .Bu iş kesin haramdır” der ….

Fakat aşık Arnavut beyi bu fetvayı  istediği gibi almakta kararlıdır …

Masadaki silahı alır,Edip hocaya  doğrultur küfrün bini bin para  …

Edip hoca bir silaha ,bir kapıya bakar ki kaçması çok zor…Çaresiz …

“Hele dur bey “der  …Bir dakika  ;

Anlat bana o kızın babası olan kardeşin senden büyük mü, küçük mü ?

Arnavut;

“Benim büyüğümdür “der  …

Edip Hoca;

“Ha bak ! Şimdi iş değişti ,neden baştan söylemedin küçüğün olsaydı haramdı  “…

çünkü (…)

 

hamiş :ANLATI TARAFIMDAN ÖZETLENMİŞTİR ..

BEŞ ŞEHİR /AHMET HAMDİ TANPINAR SAH/42-43

 

KUMSASTA  ÇOK ÇİRKİN BİR OLAY…

Sevgili  arkadaşım Erdoğan hatırlattı, bende geç muttali olmuştum …

İddiaya göre Kumsasta ayakların uzattı diye yüzde 92 engelli bir gaziyi bulunduğu mekanda işletme sahibi ve personel tarafından dövülmüş …

Olayın detayın bilmiyorum sadece  haber olarak bu olay düştü …

Asimetrik güç ,kaba kuvvet…akıl almaz çirkinlik …

Asla izin verilmemeli…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: