• DOLAR
    5,8436
    %0,53
  • EURO
    6,5108
    %0,73
  • ALTIN
    277,64
    %0,61
  • BIST
    7,7974
    %0,49
Kaçak Göçmenler, Ölümler… Yurdumuz

Kaçak Göçmenler, Ölümler… Yurdumuz

2015 Yılıydı. Yine böyle kimsenin umurunda olmadığı bir olaydı o.

Neden umursanmıyordu? Çünkü herkes alıştırılmıştı bu tip şeylere.

Öyle sıradan, gündelik, hatta “olması gereken”türünde algılanmaya başlanmış bir olaydı. Kimseler bişeycik yapmıyordu.

Bu işlerle ilgili bir şeyler yapması gereken elbette sıradan vatandaşlar değildi. Siyasiler bu işlere el atmalıydı.

Çözümü siyasiler bulmalıydı; Birleşmiş Milletleri en ileri seviyede işin içine sokmalıydılar.

Ama onlar da öyle yapmadılar. Sanki bu mesele onlarda da “alışkanlık yaratmış; işlerine geliyormuş” gibi bir izlenim kamuoyunda yerleşti.

Nasıl böyle bir kanıda bulunmasınlar? Her uluslararası toplantıda masaya konulan “kozlardan” biri olmuşlardı!

İşte bu sebeple sıradan vatandaşlar bu ve benzeri meselelerin hesabını siyasilerden artık sormuyordu.

Ne den mi bahsediyorum?

Sığınmacılar, mülteciler, göçmenler… ne derseniz deyin. Onlardan bahsediyorum.

Kaçıyorlar, göçüyorlar, sığınıyorlar;

Sürekli kötü bir yaşam, sürekli bir maduriyet…

Kandırılıyorlar. Umut tacirlerinin eline düşüyorlar. Sonrası, her biri filimlere konu olacak yaşam hikayeleri… üstelik hiç biri sizin benim hayatım gibi sıradan değil.

Neler yaşıyorlar mesela; neler biliyoruz-okuyoruz maceraları hakkında?

Yük taşınan konteynırlarda, kendine hayrı olmayan deniz taşıtlarında veya yaya olarak yurtlarından çıkıyorlar ya da çıkarılıyorlar; ardından:

O güne değin biriktirdikleri tüm kazançlarını “insan kaçakçılarına” veriyorlar; yani paraları çalınıyor, soyuluyorlar. Yük konteynırlarında havasızlık ve sıcaklıktan “ölüyorlar”. Umut tacirlerinin “gözden çıkardığı kıçı kırık tekne” batıyor “ölüyorlar”. Bir şişme botla açık denize çıkarılıyorlar, bot alabora oluyor “ölüyorlar”. Şişme botla bir avrupa ülkesinin kara sularına girmeyi başarıyorlar, o ülkenin askeri botu “şişleyip patlatarak” batırıyor “ölüyorlar”. Yaya olarak sınırı geçmek istiyorlar, gece hareket edip gündüz saklanıyorlar; “ana-baba, çoluk-çocuk” birbirine sarılmış ısınırlarken soğuktan donarak “ölüyorlar”. Buz gibi havada nehri geçmek isterken şoka girip boğularak “ölüyorlar”.

Kimisi de kaçırılıyor. Kadınların, genç kızların ırzına geçiliyor ve satılıyorlar (bu genç kızlara ağzının suyu akan, şehvete boğulmuş her yaş gurubundan insan müsveddeleri çok büyük bir pazar olsa gerek?). bilinmeyen bir yerde, hiç yaşamamış gibi “öl(dürül)üyorlar”.

Bazısı, organ mafyaları tarafından (başkaları yaşayabilsin diye) “içleri boşaltılarak” “ölüyorlar”.

Öyle de ölüyorlar, böyle de ölüyorlar. Hep ölüyorlar. Yola çıkarken, kimbilir ne umutlarla harekete geçiyorlar ama illa ölüyorlar.

Muhtemelen çoğunun cesedi bile bulunamıyor. Denizlerde, arazide yitip gidiyorlar.

Mezarları olmuyor. Sanırım ardlarından koşturacak ve ağlayacak kimseleri de olmuyor; çünkü onlar da “ölmüş” oluyorlar!

Zavallılar. Yirmi birinci yüzyılda hiç de aklımıza gelmeyecek şekillerde hayatları son buluyor…

Bununla beraber bazı zavallılar

Unutulmak istemiyor gibi, “ben yaşamadım, bu utançla siz yaşayın” der gibi, “alın dünya sizin olsun, ben çıktım oyundan” der gibi, “ben de bir dikili taş isterim” der gibi; ayıbımızı yüzümüze vurmak ister gibi önümüze çıkıveriyor.

Hemde ne şekilde…

Sapsarı kumlarda çocuklar cıvıl cıvıl oynaşıp, güneşin tadını çıkarırken; kadın erkek denizde serinleyip, ucsuz bucaksız kumsalda güneşlenip bronzlaşarak keyfine keyif katarken… o zavallı yüzükoyun kumlara uzanmış, ağzı burnu kumlara gömülmüş. Üç-dört yaşında olmasına rağmen neşeli değil, hareket etmiyor, “ölmüş.

2015 Yılıydı. Dile kolay, üstünden tam dört koca yıl geçmiş. Neler yaşadınız dört yılda? Evlendiniz, kazandınız-kaybettiniz, evladınız oldu… hatırlıyor musunuz, neler yaşadınız? O yaşamadı! Üstünde kırmızı tişörtü, yüzükoyun kumlara gömülmüş yatan “Aylan bebek” den bahsediyorum. Umuda yolculuk yaptıkları bot batınca hayatını kaybeden onlarca zavallıdan biriydi. Dünyanın acımasızlığını yaşayan her ferdin yüzüne vurmuştu.

Dün de ,Amerika-Meksika sınırında minik bir kız çocuğu ve babasının cesedini buldular. Babası kızını vücuduna bağlamış, nehri geçmeyi başaramayınca da baba-kız başaramamışlar; “ölmüşler”!

Koskoca dünyada, el kadar çocuklara “başını sokacak bir yer yok mu?” diye sormadan edemiyor insan. Oluyor ama ne oluyorsa çocuklara- kadınlara oluyor.

Ve bahsetmeye çalıştığım tüm zavallıların, bu asimetrik yaşam öykülerinden “faydalar” çıkarmaya çalışan siyasiler var ya? En kötüsü de onlar!

Biz birbirimizi bırakmayalım. Yarın esamesi bile okunmayacak, belki de yaptıklarından ötürü “kötü hatırlayacağımız” siyasetçiler uğruna, milletimizin fertlerine hakaret etmeyelim; incitip kendimizden uzaklaştırmayalım.

Hani, dünün siyesetçileri nerede? Bugünün siyasetçileri de yarın olmayacaklar! Yurdumuzdur baki kalacak olan. Yurdumuz bakî kalsın diye ne şehitler verdik. O şehitlerin kanlarında yeşeren yurdumuzda büyüyen evlatlarımız, bilmem hangi ülkenin sularında boğulmuyor, yaşlılarımız huzur içinde günlerini geçiriyor; kadınlarımızın-kızlarımızın ırzı-namusu tecavüze uğramıyor.

Hoş görümüz bizi bir arada yaşatan. Bu sayede ezanlarımız okunuyor, bu sayede kiliselerin çanları çalabiliyor, bu sayede Museviler havraya gidiyor, bu sayede hiç kimse ateiste-deiste “sen ne işsin” demiyor.

Ülkemizin “beka garantisi” birliğimizdir. Birliğimize yapılan her ayrıştırıcı söylem ve hareket, bizim “gerçek beka meselemiz” dir.

Hamiş 1: Bu yazıda vatanını satıp kaçan, azgın bir takım sığınmacı gürühundan bahsetmiyorum. Geçenlerde sosyal medyaya görüntüsü düşen (anlatayım: Suriyeli bir şahıs Bodrum Plajlarında kadınlara sarkıntılık ediyor; uyarıyorlar. Denize girip çıkıyor ve “Türk Bayrağı” ile kurulanınca yine uyarıyorlar. Bu yaratık daha sonra denizden çıkıyor, duşun altına girerken “Tüklere hakaret ediyor ve donunu indiriyor. O anda müdahale ediliyor ve yaka paça dışarı atılıyor) aşağılık yaratıktan ve benzerlerinden hiç bahsetmiyorum.

Hamiş 2: Bahse girerim, bahsettiğim “Bodrum plajına” çoğu Türk Vatandaşı gidip de yüzme şansı bulamamıştır.

Hamiş 3: Ülkemizin ne hale geldiğini, kimlere ne “hayat yaşatıldığını”; Mehmetçiğimiz Suriye’de vatanımızı savunurken, bizlere “onlar için endişelenerek, uykusuz kalmanın; şehitlerimize ağlamanın reva görüldüğünü” hep aklımızda tutalım.

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

1 Yorum

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?